Zehra’ya…

Zehra’yı tanır mısınız? Tanısanız çok severdiniz eminim. Yanlış bir zamanda doğmuş gibidir. Şu ahir zamanda biz her geçen gün daha karamsar, güvensiz ve ben merkezcil hale gelirken O; naif tabiatlı bir sanatçıdır. Japon çizgi filmlerinde ki masum kocaman gözlü kızlar gibi güler yüzüyle insanlara asla hayır diyemeyen, birisi kalbini kırdığında bile gülümseyip geçen, bu dünyaya fazla iyi bir kız.

Resim yapardı Zehra, fırçasıyla bazen geçmiş dönemlere ait bir tabloyu, bazen de el değmemiş rüyalarını nakşederdi tuvale. Renkleri severdi ve ebru teknesine güller laleler damla damla dökülürdü onun ellerinden. Bursalı bir hattattan hat dersleri alırdı, icazet almasına az kalmıştı. Bir yandan Açık Öğretimde İlahiyat okuyordu. Her şey yolundaydı ama elleri üşüyordu nedense, hatta morarıyordu. Yaz günü açık havada bile eldiven takmaya başladı. Bir yandan da doktora gidip ne olduğunu anlamaya çalıştı. Aylar geçti testler, tahliller yapıldı, doğru teşhis bir türlü konulamadı. Bu arada hızla kilo veriyordu ve eklemlerinde sıkıntılar başladı. Oturup kalkmakta zorlanıyordu ve daha 30’lu yaşlarına yeni girmişti. Hastalığın adı konulana kadar bu değişim hızla devam etti.

Nihayetinde bu hastalığın deri ve deri altı dokunun kalınlaşıp elastikiyetini kaybetmesine ve sertleşmesine yol açan Skleroderma olduğu kesinleşti…

Bu arada Zehra’nın sağ elinin küçük parmağı tutuldu. İçe doğru kıvrılmış bir şekilde kaldı ama bu onu engellemedi. Ebru kursuna gidiyor ve İlahiyat eğitimine devam ediyordu. Zamanla hastalık hareket kabiliyetini azaltmaya devam etti ve öylesine saldırgan bir yol izledi ki sadece deri dokusuyla kalmadı iç organlarda tutulma denilen hasarlara yol açtı. Böbreklerinde ve akciğerinde sıkıntılar vardı, nefes almada güçlük çekiyordu. Hastalığın organlarına verdiği zarar için birçok ilaç birden kullanıyordu. Doktorlar akciğerindeki tutulma için 3 kürlük bir serum uyguladılar ve bu kemoterapi kadar yıkıcı bir tedaviydi. Devamında el ve ayaklarındaki tutulmalar çok hızlı bir seyirle ilerledi ve önce ellerinin hareket kabiliyetini kaybetti sonra da ayaklarının…

Kardeşi bana telefon ettiğinde iş yerindeydim ağlıyordu, Zehra’yı kaybettiğimizi düşündüm ben de ağlamaya başladım. Nasıl koşturdum evine hatırlamıyorum. Sevgili can dostum yatakta küçücük kalmış, soluk bedeniyle hezeyan içerisinde sayıklıyordu. Dizlerimin bağı çözüldü bir kenara çöktüm, hepimiz ağlıyoruz. Ablası ise onu merhametle sarıp sarmalıyor sakinleştirmeye çalışıyordu. Hayran kaldım dağ gibi ayakta durmasına ve Zehra’yı çocuğu gibi sevgiyle kuşatmasına. Ben kendimi toparlayamıyordum, dağıldım. Çocukluk arkadaşım ellerimden kayıp gidiyordu.

Bundan sonrası devlet hastanesi, özel hastane ve tıp fakültesi şeytan üçgeninde aylarca süren ilaçlar ve fizik tedavilerle geçti. Bunca doktor, tahlil ve ilaç arasında, devlet hastanesinde görevli psikiyatri uzmanı Subutay Hakan Kara’nın ismini zikretmek isterim. Zehra’nın genç yaşta yaşadığı ağır fiziksel çöküşün, ciddi panik atak krizlerine neden olduğunu çözen doktor bey, onunla incelikle ilgilendi ve psikolojisini toparlamasına vesile oldu. Kendisine hala dua ediyoruz.

Evet psikolojisi düzeldi ama bedeni ağır ilaçlar altında, hastane odalarında eziliyordu hala. Babası radikal bir karar alıp, onu evde özel bakıma almaya karar verdi. Babası ve annesi her şeyi kenara koyup Zehra’nın kanatları oldular. Tüm aile seferber oldu aslında. Babası inançla tüm tedavi sürecini değiştirdi. Çok fazla ilacın içten içe zehrayı zehirlediğini ve böbreklerini kötüleştirdiğini fark edip, her şeyin doğalını bulup özenli bir beslenme programına geçtiler. Doğal bal, tereyağ, zencefil, ev yoğurdu, ceviz, taze meyve sebzelerle bağışıklığını yükseltip ilaçları azalttı. İki ayda bir mutat kan tahlilleri ve belli testlerini yaptırdılar. Gün be gün Zehra’nın değerleri iyiye gitmeye başladı. Belediyenin kamu hizmetine tahsis ettiği bir uzman, haftada bir gelip Zehra’ya fizik tedavi yapıyordu. Uzmanın fizik tedavide yaptırdığı hareketleri babası ve annesi öğrenip ona uygulamaya devam ettiler. Zeytinyağıyla eklemlerine masajlar yaptılar. Babası tekrar yürüyebilmesi için ayaklarını sabitleyecek bir sistem yaptı. Ama en çok da sevgiyle sarıp sarmaladılar ve inançla Allah’tan şifa dilediler.

Hastaneye kaldırıldığı o gün, Zehra artık oturamıyor, kendini dik tutamıyordu. Tekerlekli sandalyeye bindirmek mümkün olmamıştı. Sadece yüzündeki kasların bir kısmına hakim olabiliyordu. Rahat bir şekilde bir şeyler yiyip içemiyor, kafasını sağa sola çeviremiyordu. Görüşü azalmıştı, panik atak yüzünden zihni karışmış halüsinasyonlar görüyordu…

Bugün, üzerinden geçen 2-3 yıllık sevgi dolu bakım ve dualar sonucunda, Zehra ailesinin yardımıyla artık oturabiliyor, yatakta sağına soluna kendi dönebiliyor. Kollarına girip birkaç adım yürüttüler hatta. Saçları tekrar gürleşti, yüzünün rengi yerine geldi. Kollarını ve ellerini kısmen kullanabiliyor. Ailesinin desteğiyle tekerlekli sandalye ile dışarı çıkıp gezebiliyor. Cep telefonu kullanabiliyor ve artık katı gıdaları da yiyebiliyor.

Her şeyden öte, elleri tamamen iyileşmese bile Zehra tekrar resim yapabilmeye başladı. Hem de ne resimler, hastalığından öncesine göre tam bir ustalıkla fırçasını kullanıyor. Allah’ın hikmetine hayran olmamak mümkün değil. Fırça tutan ellerin umudumun kaynağıdır Zehra. Allah sana ve ailene rahmetiyle muamele etsin. Kışın bitmesiyle dağlarda eriyen karların altında boy veren rengarenk kır çiçekleri gibisin Zehra. Varlığın kalbimizi umutla dolduruyor.

 

İlginizi Çekebilir

Trump, ABD askerlerine geri çekilme talimatı verdi

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye’nin kuzeyindeki tüm ABD askerlerinin bölgeden ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir