Aşırı özgürlük çocuğu kısıtlıyor!

Sosyal medyada gördüğüm bir video hatırlıyorum; Istakozun sert kabuğuyla sınavını anlatan. Normalde yumuşak bir hayvan olan ıstakoz, büyüdükçe kabuğuna sığamaz oluyor, bir kayanın altına girip, kabuğunu parçalıyor, sonra yeni bir kabuk geliştiriyor ve bu büyüme- kabuğa sığamama- yeni kabuk oluşturma döngüsü sürüp gidiyor. Videoda konuşan uzman şu görüşe vurgu yapıyor, ıstakozun büyürken aşmak zorunda kaldığı engeller ve yenilenme sürecinin ona kattığı güç, mücadele başarısının değeri önemlidir. 


Bu durumu hayatımıza, biz insanlar dünyasına uyarlayalım bakalım, bizler nasıl büyüyor ve büyütüyoruz çocuklarımızı. Kendisi zorluklarla büyüyen insanlar genelde çocukları için en güzel şartları sağlamak, onlara kendi yaşayamadığı her şeyi yaşatmak ve de çocuklarının yaşamak istediği her şey için de uygun koşullar oluşturmaya çalışır. Bu her zaman böyle midir? Değil elbet, “hayatı öğrensin, biz kolay yetişmedik, o da uğraşsın, zorluk görsün” diye düşünen ve çocuklarına imkanları ölçüsünde rahatlık sunmak yerine zoru yaşatanlar da var elbet. Onları görünce bizler ne yapıyoruz; eleştiriyoruz, ayıplıyoruz, “o kadar parası varken…” gibi cümlelerle (o kişilerin aile hayatı üzerine tabii ki onlardan daha fazla söz hakkına sahip olarak) akıl veriyoruz.


Bir yanda, “ben yaşayamadım” diyerek çocuklarına pamuk yollar döşeyenler diğer yandan “ben az mı çektim” diyerek çocuğuna özellikle dikenli yolları gösterenler. Burada yapmak istediğim asla kimseye çocuğuna nasıl davranması gerektiğini anlatmak, akıl vermek, eleştirmek değil. Alan uzmanlarının değerlendirmelerini aktarmak istiyorum. Çocuklarımız için özgürlük mü yoksa sınırlar mı daha güzel bir geleceğin, sağlıklı birey olmanın kapılarını açmaktadır.
Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Yektaş’ın gözlemlerinden aktardığı görüş oldukça ilginç: “Aile ortamının aşırı izin verici ve sınır koymayan yapısı, çocuğa kendi sınırları hakkında net olmayan karışık mesajlar verir. Kendi sınırları hakkında fikir sahibi olmayan çocuk, gerçek yaşamda kuracağı ilişkilerde ve yetişkin yaşamında sürekli olarak başkalarının sınırlarına çarpar.”


Ama sınır koymak istemiyoruz, kıyamıyoruz. “Ne olur sanki bizlerin yanındayken sınırsızca özgür kalsalar? Büyüyünce nasıl olsa sınırları olacak.” diye düşünen ailelerin şu bilgiyi uyarı kabul etmesi gerektiğini düşünüyorum: “Bilinçli çocuk olmak, sınırlarının ve sorumluluklarının farkında olmak, bireysel hak ve özgürlüklerinin farkında olup  seçim yapabilmek, duygu ve davranış farkındalığı ve bunları yönetebilmekle ilgilidir. Çok erken yaştan itibaren bizler keşfetmeye başlar ve sınırları test etmeye çalışırız. Bu keşif ve sınırlar kendimizi annemizin bedeninden ve ruhsallığından ayrıştırmakla başlar ve motor hareketlerin kazanımı ile gerçek yaşamın fiziksel kurallarına ve içsel keşiflerimize doğru evrilir. Aile ortamının aşırı izin verici ve sınır koymayan yapısı, çocuğa kendi sınırları hakkında net olmayan karışık mesajlar verir. Kendi sınırları hakkında fikir sahibi olmayan çocuk, gerçek yaşamda kuracağı ilişkilerde ve yetişkin yaşamında sürekli olarak başkalarının sınırlarına çarpar.” 


Tabii günümüz ebeveynleri için “özgür çocuk yetiştirmek” temel hedef olduğundan, “sınırlar çizmek” beklenmedik bir uyarı ve öneri. Bizler, özgür bireyler yetiştirmek için kurallar koymamayı seçerken aslında tam aksine bağımlılık oluşturuyoruz. Sınırlanmanın aynı zamanda karşıdakinin varlığını ve ihtiyaçlarını tanımayı ve kabul etmeyi de beraberinde getirdiğini vurgulayan Yektaş’ın açıklamaları oldukça kıymetli: “Bu gelişmediği takdirde kendi başına işlev görmekte zorlanan çocuk sürekli başkasının koyduğu sınırlara ihtiyaç duyacağı için bağımlı özellikler geliştirecektir. Öte yandan kendini sürekli ilgi odağı ve merkezde tutmanın yolu olarak yaşına uygun olmayan davranışlar edinebilir ya da ilgi dikkat çekmek için sorunlu davranışlar geliştirmeye yatkın olabilirler. Mutsuzluk, sürekli yaşanan hayal kırıklığı ve doyumsuzluk bu aile ortamında yetişen çocuğun tipik özelliklerdir.” 


Yazımın başlarında demiştim ya, genelde 2 tip aile var, aşırı özgürlük ve katı kurallar koyanlar. Şimdi, aşırı kuralcı olanlar çok doğru bir yolda olduklarını düşünmesinler, aşırı otoriter aile yapısının da çocuğu aşırı sınırlandıran, çocuğun bireyselliğini tamamen ihmal eden, buyurgan ve itaat isteyen bir aile yapısı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, şu uyarıları ekliyor: “Böyle bir aile ortamında duygu paylaşımı neredeyse yoktur. Farklı düşünmeye hareket etmeye izin vermeyen bu aile ortamında yetişen çocukların özgüven gelişimi yetersiz olacağından ileriki dönemde kendini ifade etmekten ya kaçınır ya da kendini kabul ettirmek için aşırı saldırgan ya da sorunlu davranışlar gösterebilir.” 


O halde nedir doğrusu?
Demokratik aile ortamının ise çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenirken ona uygun sınırları da koyan, denetleyen ve uygun sorumlulukları aşılayan bir aile ortamı olduğunu belirten Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, anne-baba ve çocuk rollerine dair şunları aktarıyor: “Çocuğun sorumluluk almasına izin verir ve uygun davranışlar ortaya çıktığında ödüllendirerek pekiştirir. Anne babalar çocuğun yapabileceği davranışları onun yerine kendisi yapmamalıdır. Bu, erken dönemde kendi yemeğini yemek, kendi giysisini giyip çıkarmak olduğu gibi, daha sonra da kendi odasını, oyuncaklarını toplayabilmek, ders düzenini takip etmek, ev içi bazı görevler edinmek gibi davranışlarla kendisini gösterir. Bu görev ve sorumluluklar çocuğun yaş ve gelişimsel kapasitesinin altında ya da üstünde olmamalıdır ve mutlaka sonuçlarının pekiştirilmesi gerekir.  Bu sayede çocuklar bireyselleşmenin, kendi başına hareket edebilmenin de ilk adımların atarlar ve seçim yapmayı öğrenirler. Çocuğun almadığı sorumluluğu anne babanın alması, yaşam boyu ‘Benim yerime nasıl olsa biri bu işi yapar’ gibi çok yanlış bir mesaj verecektir. Ergenliğe kadar ödev yapmak ya da ders çalışmak dışında hiçbir sorumluluk verilmemiş, hatta ödev de dahil her şeyi onun için birinin yapmasına alışmış bir çocuğun ergenlikte özerk davranış geliştirmesi yani seçim yapması, bağımsız karar vermesi ve davranışının sorumluluğunu alabilmesi mümkün olmayacak ve anne babaya duyulan ihtiyaç ile bağımsızlık ihtiyacı arasında çatışmalı bir gelgit yaşayacaktır.” 


AİLELERE BAZI TAVSİYELER
Tüm bu süreçlerde ebeveynin nasıl davrandığının en önemli kısımlardan biri olduğunu belirten Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, ailelere tavsiyelerini de şöyle sıraladı:
* Kendi sınır ve sorumlulukları konusunda örnek olabilen bir ebeveyn çocuk için uygun bir özdeşim modeli oluşturacaktır. 
* Onun fiziksel sağlığıyla ilgilenmek kadar duygusal iyilik haliyle de ilgilenmek ve bunun için iyi birer tavsiyeci olmaktan çok iyi birer gözlemci, dinleyici ve duygusal eşlikçi olmak önemlidir. 
* Kendi geçmiş yüklerimiz, öğrenilmiş zihinsel kurallarımızın dışına çıkarak, onu etiketlemeden, onun potansiyeline, mizacına ve biricikliğine saygı duymak, onun deneyimlerine eşlik edebilmek, bir şeyleri başardığını görmek için sabırlı olmak, onun yerine eyleme geçmek yerine ya da başarısızlığını telafi etmek yerine ona zaman ve alan tanımak ve hata yapmasına izin vermek gerekir. 
* Model olmak model olmak model olmak. Nasıl bir çocuk yetiştirmek istiyorsak öyle bir yetişkin olmalıyız. Çocuktan istediğimiz şeyler konusunda kendimiz söylemden eyleme geçmediğimiz sürece uygun bir model olamayız. 
* Unutmayın ki çocuğun en büyük ihtiyacı övgünüz değil, yargısız kabulünüz, koşulsuz sevginiz ve şefkatli eşlikçiliğinizdir. 

  

YORUM EKLE

banner19

banner24