Aşk imiş her ne var âlemde ilm bir kıyl u kâl imiş ancak

Çağımızın putu; bilimcilik ve bilimperestlik. Bilimperestlere göre “Din ve bilim çatışma halindedir, dahası din ve bilim birbirinin sahasına girmemesi gereken iki ayrı disiplinlerdir. Din, bilimin ve gelişmenin önünde engeldir.”

Bu ve buna benzer pozitivist, batı kaynaklı sözde bilimsel yüksek dozajlı eleştirileri çok sık duymaktayız. Hatta gelecekte; seçilmişler değil, bilim kurulları tarafından yönetilebiliriz.

Yaklaşık son iki üç asırdır, pazardan ıspanak satın alır gibi batıdan fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının sözde aydını, bunlara kanıt olarak saydıkları bilgileri ve kavramları da Batı’dan almıştır.

Bir düşünürün dediği gibi; “ Evet, pozitivistler her şeyi parçaladıkları için manayı kaybediyorlar. Aşkı, korkuyu, sevinci hormonsal “görüngüler” sanıyorlar. Hakikat ’in tezahürü yok, onlar için sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya. Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi koptu. Bilimsellik değil bilimcilik peşindeler. Bilimi putlaştırdılar. Semavî dinlere alternatif bir ilahiyat ürettiler.”

Evet, batıda yok olmuş Hristiyanlığın yarattığı akıl dışı engizisyon ve Vatikanizime karşı orada gelişmeler dine karşı gibi algılanabilir. Ama biz biliyoruz ki o da gerçek din değildi.

“…Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için Kâinat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır. Dışarıdan bir etki/yardım olmaksızın yarat(-ıl)ma hiçlik/yokluk yerine bir şeyin var olmasının sebebidir, Kâinatın ve bizim neden var olduğumuzun cevabıdır. Kâinatı başlatmak için bir ilk sebep olarak Tanrı’ya gerek yoktur. Tanrı’nın yokluğu ispat edilemez ama bilim Tanrı’yı gereksiz kılar. Dünyamız Fizik Bilimi tarafından yaratılmıştır.” (The Great Design, Stephen Hawking)

Ortaçağda kilisenin menfaatlerini elden kaçırmamak için bilimin gelişmesine engel olması, ilim adamlarını aforoz etmesi, yakması, hapsetmesi, kilise ile bilim arasında bir çatışma olduğu fikrini doğurmuştur.

Söz konusu anlayış, tabiatı ve tabiatın bilgisini Allah’tan alıkoyan bir perde gibi görmüş ve bu katı tutum, Reform hareketlerini de beraberinde getirmişti. Böylece kilise ve din anlayışı tekrar sorgulanır olmuştu.

Akabinde, Vatikanizim’den daha kötü, insanlığı ve dünyayı felakete götüren pozitivizm ve materyalizm gibi akımların ve bunların ideolojik tezahürü; Kapitalizm, Komünizm, Faşizm gibi akımların doğmasına vesile olunacaktı.  

Günümüzde batıda bu sığ anlayışın devamı niteliğinde bir başka tezahür ortaya çıkmış, özellikle batıda bilim, dinden kopuk ve belli ölçülerde de ona karşı geliştiği için, din ve bilim sanki iki ayrı sahalarmış gibi günümüz modern insanına servis yapılmıştır.  

Oysa Bilim; külli irade ve Kudret’e dayanan “İlahi Kanunların” keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerden başka bir şey değildi.

Bilime şu an ki olağanüstü mevkiini verenler, dini inkâr veya kasten göz ardı eden bilim adamlarıyla, onlarla ittifak eden birtakım sermaye ve güç merkezleri olmuştur.      

İslam coğrafyasına da ( ki böyle bir coğrafyanın da adı var kendisi yoktur) bulaşan ya da ithal edilen bu zararlı akımların ve virüslerin kaynağına işaret etmek ve bizi rahatsız eden sivrisinekler bu bataklıktan geliyor diyebilmektir.

Tahrif edilmiş Hıristiyanlık; Vatikanizm ile bilim arasında ortaya çıkan bu tarihsel çatışma, İslam ile bilim arasında da varmış gibi gösterilmesi de ayrı bir trajikomik bir hadisedir.

 Din ve bilim aynı gerçeğin iki farklı düzlemdeki ifadesinden bir açıdan da birbirini tamamlayan iki yüzünden ibarettir. Dolayısıyla aralarında en ufak bir çatışma veya çelişki olamaz. Çatışma ilim adamının zihninde olur. Onun henüz gerçekleri kavrayamayışından, teorilerden hakikatlere geçemeyişinden veya yanlış bir din anlayışına sapmış olmasındandır.  

İnsanlığa faydadan çok zarar getirmiş, imandan çok inkâr duygusuna kapılmış olan günümüz bilim anlayışı, vicdanını ve insanlığını askıya almış materyalist insanların elinde kaldığı ve Allah adına okunmadığı müddetçe; insanlığın, kendi eliyle yontup sonrada taptığı gibi, bu modern putun etrafında daha çok debelenip duracaktır.

Batıda gelişmeler bu yönde olurken, bizdeki çeyrek aydınların son iki yüz yıldır putu batıcılık olmuştur. Batı toplumunun sosyal, siyasi, dini gelişmeleri aynen Müslüman toplumlar için de geçerli veriler imiş gibi algılandığı için, sonuçları da yanlış çıkmıştır.

Yazımızı Fuzuli’nin meşhur beyit’i ile bitirelim.

İlm kesbi ile paye-i rifat arzu-i muhâl imiş ancak

Aşk imiş her ne var âlemde ilm bir kıyl u kâl imiş ancak

YORUM EKLE

banner19

banner8