Avlayan ve Avlanan Aynı Yere Hizmet Eder mi? 

1900’lü yılların başında ABD’de Mississippi ve Louisiana eyaletleri arasında bir sınır anlaşmazlığı meydana gelir, olayı çözmek için başkan Roosevelt bölgeye intikal eder.  
  
Başkan Theodore Roosevelt’e kısaltılmış şekliyle “Teddy” diye de hitap ediliyordu.  
   
Teddy işi hâllettiken sonra Kara Ayı avına çıkarlar, yanındaki işgüzarlar avcılığıyla nam salmış başkana (ki 1909 yılında Afrika’da çıktığı safaride tamı tamına 11397 hayvanı öldürmüşlüğü var), bir hediye peşindeydi, ormanda yavru bir ayı bulup ağaca bağlarlar ve başkana “hadi çek silahı vur” diye seslenirler. R Roosevelt “Ayıyı salın, bağlı bir hayvana ateş etmem” der. Nasıl bir centilmenlik ama, ipleri çözük olunca yavru ayıyı vurmak kahramanlık oluyor, tipik, vahşi, kanla beslenen Amerikan medeniyeti.  
  
Bu olayı duyan başkanın hemşehrisi Morris ve Rose Mivhtom çifti, başkandan da izin alarak “Teddy Bear” adlı bir oyuncak ayı üretir ve ülkemiz dahil birçok ülkede yüz milyonlarca satar, halen dahi günde yaklaşık 20.000 adet satış gerçekleşiyor e-bay'da, mağazaların satış rakamını bilmek çok zor ama inanın bunun en az birkaç katı satılıyordur her gün.  
  
Belki bu satırları okuyanların evlerinde bile Teddy Bear olma ihtimali çok güçlü, çünkü öyle bir pazarlama tekniği kullanıldı ki; on binlerce hayvanı sadece zevk için öldüren ABD başkanı, ağaca bağlı bir yavru ayıyı o halde vurmadığı için kahraman ilan edildi, ipleri çözülüp vurulan binlerce ayıcık ise çocukların, gençlerin, sanatçıların, sevgilerini, sevinçlerini, duygularını paylaştıkları oyuncakları haline geldi.  
  
Teddy Bear’dan tişört, kırtasiye malzemeleri, kazak, pantolon, çikolata v.s neler üretilir neler…  
 
 
Elvis Presley “Teddy Bear” adlı şarkı yapar listelerde bir numara olur 
Marliyn Monroe kendi ayısının boynuna taktığı inci kolyeyle pozlar verir 
Paris Hilton, kucağında Pembe bir ayıyla İstanbul dahil dünyayı gezer.
 
O kurgu günü yani 11 Eylül 2001 tarihinde ikiz binalar yıkıldığında kendilerine Teddy Cares (Teddy’nin umurunda) diyen birileri binanın çöktüğü yere gelenlere dağıtmak üzere oyuncak ayı dağıtırlar... 
 
Daha neler yaşanır bu oyuncak ayıyla ama inanın yerimiz yok, Amerikan halkının salaklıklarını, saflıklarını Amerikan yönetimlerinin kurnazlıklarını sadece bununla anlatmak sanırım yetmez. 
 
Hani bugünlerde Amerika’nın Afganistan’dan etek giyerek kaçma hikayesi konuşuluyor ya, oraya girerken uydurduğu hikâyede en az Başkan Teddy’nin kahramanlığı kadar uyduruktu. 
 
Halen daha kimin yaptığı tartışılan 11 Eylül olayında ABD başkanı Bush faturayı El-Kaide'ye kesmiş, tek kutuplu kaldığı dünyada yaşama şansının az olduğunu görerek yeni düşmanı İslam olarak tanımlamıştı. 

Bush ilk yaptığı açıklamada “Bu bir haçlı savaşıdır”  
21 Eylül’de yaptığı konuşmada “Bundan böyle ya bizimlesiniz ya teröristlerle” demişti.  
 
Olaydan sadece 25 gün sonra Afganistan’a giren ABD, olaydan sorumlu tuttuğu Usame Bin Ladini 1 Mayıs 2011 de yani on yıl sonra öldürdüğünü iddia etti elbette hiçbir görüntü paylaşmadan. 
 
Ardından yeni bir hikâye uydurularak “Irak kimyasal ve biyolojik silahlara sahiptir” yalanı ve Irak’a demokrasi getirme vaadiyle Irak’a çökülüyordu sonrasını hepimiz biliyoruz zaten. 
 
Dünya çapına yayılan İslamofobi’nin başlamasında Amerika’nın uyguladığı bu terör ve işgal eylemlerinin ne kadar etkili olduğunu ise zaman içerisinde hep beraber yaşadık ve gördük. 
 
Aynı Amerikan kafası, Suriye’nin kuzeyinde ülkemize paralel bir devletçik kurmak amacıyla yeni bir oyun kuruyor, bu defada hem avlanan hem de avlayan Amerika’ya hizmet ediyordu.

Batı medeniyeti için terör örgütü olmanın tanımı “Seküler mi? İslami mi?” sorusuna verilen cevaba göre değişiyordu çünkü düşman, terör değil İslam’dı.

Kendisinin kurduğu (ABD eski Başkanı Trump bunu itiraf etmişti) DAEŞ’ terör örgütünü maymuncuk gibi kullanarak, sözde DAEŞ’i yok etmek için yine kendisinin besleyip büyüttüğü Pkk/Pyd terör örgütüne meşruluk sağlamak için yine aynı yalana “İslami Terör Örgütü” tanımına sarılıyor ve dünyadan destek buluyordu. 

PKK/PYD terör örgütü Suriye’nin Kuzey ve Doğu bölgelerini yani Suriye’nin yaklaşık 1/3 ini en adi terör yöntemleriyle işgal edip kantonlar kurarken betonundan, parasına, mermisine, roketine, tırlarla dolu yardımlara uzanan destekler yağdıran batı medeniyetinin, İslami etiket yapıştırdığı DAEŞ terör örgütüne karşı savaşmak için 40 ülkenin bir araya gelerek kurduğu ve adına “Küresel Koalisyon” adını verdiği mücadeleyi de, terör örgütleriyle değil İslam ile verdiği mücadelenin devamı diye okumak sanırım doğru olur. 
 
ABD’nin amacı, bölge petrolünü sahiplenip, sevk etmek için güvenli bir koridor oluşturmak ve bu koridor marifetiyle Türkiye’yi hem bir iç savaşa (6-7-8 Ekim Kobani olayları, özerklik hedefli hendek terörü gibi denemelerini gördük ve onları hendeğe gömdük ama düşman düşmanlığından vazgeçmiyor) sürüklemek hem de ülkemizi bölmek.

Ülkemizde “laiklik” tanımının arkasına saklanarak sinsice İslam düşmanlığı yapan muhalefet blokunun son günlerde Diyanet İşleri Başkanına yönelik yalanlarla süslenmiş linçini de “Güney sınırımızda DAEŞ terör örgütü yerine PKK’yı tercih eden” açıklamalarıyla birlikte değerlendirmek sanırım daha sağlıklı olacaktır.

Erdoğan liderliğinde bölgesel bir güç haline gelip çok kutuplu yeni dünya sisteminde önemli bir güç olacağı ortaya çıkan Türkiye’nin uluslararası arenada İslami referanslarla anılması, iç siyasette ilginç bir şekilde laiklik vurgusunun yeniden piyasaya sunulmasının tesadüf olmadığını görüyor veya göreceğiz. 

Son paragraf eski/yeni bizden sandıklarımıza gelsin;

2023’e giden yolun türlü tuzaklarla dolu olduğunu bilmek ve bu tuzakları aşmak için sadece akıllı olmak yetmiyor hem akıllı hem de cesur olma dönemindeyiz.

Dünya ve Türkiye bizi ilgilendiren çok önemli gündemlerle meşgulken, maaş aldığı halde takım elbisesinin ütüsü dahi bozulmadan “katılım sağladık” siyaseti izleyen, Reis’in insan üstü çabasının ve halkta karşılık bulan sevgisinin arkasına saklanarak, siyaseti menfaat kapısı, imar kapısı, rant kapısı görenlere artık gölge etmeyin yeter deme zamanı gelmiştir.

Gerçekten bu ülke için bu halk için siyaset yapma niyetindeki vekillerimizin yöneticilerimizin de akvaryumlarından çıkarak üstlerine vazife aldıkları bu medeniyet davasını cesurca savunmaya başlamaları için neyi bekliyorlar?

Muhaliflerin bile, AK Partinin izlediği siyaset hattını kopyaladıkları bu dönemde sokağa, ev ev, hane hane insanlara ulaşmak, insanların gönlüne, derdine dokunmak için neyi bekliyorlar anlamak imkânsız, siyaset boşluk tanımaz doldurur.


Selam ve saygıyla

 
 
 


 

YORUM EKLE

banner19

banner24