AYNI NAKARAT

“Biz 900 yıldır kardeşiz. Benim yeğenlerim Kürt'tür. Kız kardeşim Kürt'le evli. Bizim birbirimizden ayrılmamız mümkün değildir.' diyerek heyeti rahatlatan bir konuşma yaptı.” Türkeş ülkede yükselen toplumsal gerilim hakkında ise “Bu ülke Türk-Kürt çatışmasıyla bölünür. Kürtlere karşı reaksiyonun ülkücülerden geleceği hesaplanıyor. Ben tabanıma hâkimim ve sözümü geçiriyorum. Sizde tabanınıza hâkim olun. Bu tür çatışmaları elbirliğiyle engelleyelim. Size telefon numaramı veriyorum. Eğer bir olay çıkarsa öncelikle beni arayın. Yirmi dört saat arayabilirsiniz. Bize düşen Türkiye'yi dış güçlerin müdahale edebilecekleri bir iç savaş alanı olmaktan çıkarmaktır.” Türkeş'in bu olumlu ve sıcak tavrı HEP’lilerde şaşkınlıkla karşılanırken, Türkeş'in heyeti kapıya kadar uğurlaması tam bir sürpriz oldu. Bu görüşmeden sonra Fethiye ve Alanya'daki olaylar son buldu ve toplumsal tansiyon düştü.”

 (Faruk bildiricinin yemin gecesi isimli kitabından alınmıştır)

 Ülkemizin bir dönemlerdeki mutat gündemi neticesinde artan toplumsal olayların yoğunluğu karşısında geçen bu konuşma 1992 yılında yapılan bir görüşmeye aittir. Olayın muhtevası sır olmadığı, yeterince bilindiği için benim açımdan bugünümüze, yarınımıza ait çıkarımlarda bulunmamıza yardımcı olacak kısımlarının üzerinde duracağım. Terör örgütü PKKnın 1984 Eruh ve Şemdinli baskını ile başlattığı saldırılarının zaman zaman toplumumuzun genel yapısındaki ahengi zaafa uğratacak şekilde yansımaları olmuştu. Bunun tezahürlerinden birkaç tanesini Bursa dada yaşadığımızı hatırlıyorum ben. Çok genel hatları ile 33 er Yavi katliamlarını bu bağlamda Türkiye çapındaki infial yaratan hadiselere örnek gösterebiliriz. Olaylar esnasında yaşanan can kayıpları ile birlikte sonradan süregelen, yurt sathına yayılan, nerede duracağı ve ne zaman duracağı önceden bilinemeyen kitlesel olaylara yol açabilecekleri için tehlikeli bir potansiyel barındıran yönü ile ince hesaplandıkları şüphesini uyandırdığından ilk etapta görünmeyen farklı maksatları perdelediğini artık kesin şekilde bildiğimiz hadiselere daha dikkatli bakacak olgunluğa  bizim gibi işinde, gücünde olan vatandaşların sahip olması gerekiyor. İşin arka planında tam olarak ne olduğunu bilemeyeceğimiz çok ufak gibi görünen bir haber, söylenti, varsayım fısıltı gazetesi, internet, sosyal medyanın kolaylaştırıcı etkisi ile de bir anda en alakasız kişileri dahi hadiselerin görgü tanığı, faili, mağduru gibi bir psikolojiye sokabiliyor çünkü. Yakın dönem siyasi tarihimiz başta olmak üzere her çağın hafızası bu ve benzeri olayların acı hatıraları bakımından bizim için çok bereketlidir. Trakyada yaşanan 1934 olayları, İstanbul da yaşanan 6, 7 Eylül olayları, 1978 Maraş olayları, 1980 çorum olayları, 2.7.1993 madımak olayları, 12.3.1995 gazi mahallesi olayları, 2013 gezi olayları yaşandıkları dönemlerin özel şartları hariç hep aynı aklın, formatın türevleridir bana göre. Bu ve benzeri olayların başlangıç kıvılcımını yerine göre farklı olaylar, kişiler ateşlese de ok yaydan çıktıktan sonraki kitlesel eylem boyutunda yaşanan süreçler tamamen aynı yolu izlemektedirler.  Bence değişmez bir diğer kural ise tamamen halis niyetlerle sürece dâhil olanlar için umulan ile bulunanın yüzeysel bir muhasebe sonucunda bile birbirinden farklı şeyler olduğunun anlaşılmasının şaşkınlığıdır. Trakya da 1934 yılında, İstanbul da 6 ve 7 Eylülde yaşanan olaylar azınlıklara yönelik olarak yapıldığı için, organize edenler açısından amaç ve sonuç bağlamında iç tutarlılığa sahip olduğu için belki ayrı bir başlık altında değerlendirebiliriz. Maraş’ta, çorumda, Sivas ta, gazi mahallesinde, gezide yaşanan olaylar ise tamamen iç savaş çıkartmak maksadıyla planlanarak icra edilmiştir. Planlayanlar, uygulayanlar açısından bakıldığında 1934 Trakya olayları ve 6 7 Eylül olayları istenen sonucu vermiş, çorum ve Maraş olayları 12 Eylüle zemin hazırlanmasına yaramış, bunların dışındakiler ise çok şükür başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İç savaşın tarifini belirli bir ülkenin sınırları içindeki insanların politik, dini, kültürel, etnik, ekonomik anlaşmazlıklar yüzünden yaptıkları, guruplar halinde çatışarak büyüttükleri bir durum şeklinde tanımlayabiliriz. İç savaşlar cereyan ettikleri ülkenin dünya siyasetinde kapladığı hacimle doğru orantılı olaraketkilerini küresel boyuta da taşıyabilirler. Amerikan, Rus, Çin, İspanya, Kore, Lübnan, Angola, sudan, Cezayir, Suriye iç savaşları bunlara örnek gösterilebilir. Türkiye özelinde düşünecek olursak Sivas, gazi mahallesi, gezi hadiselerinin yaptığımız tarife uyabilecek çapta olayların başlamasına imkân tanıyabilecek bir potansiyel taşıdığını görebiliriz bence. Günümüz şartları ile kıyaslama yapacak olursak sosyal medyanın, internet kullanımının olmaması özellikle Sivas ve gazi mahallesi gibi tehlikeli olayların ülke sathına yayılamaması, daha büyük can kayıplarının yaşanmaması açısından bir şanstır aslında. Geçmişte defalarca gördüğümüz alevi, Sünni ya da Türk, Kürt kavgası varmış gibi göstermeye gayret ederek tarafları sokağa çekme, her iki tarafın fanatikleri üzerinden gerilimi toplumun tamamına yayma çabasından artık vaz geçilmiş gibi duruyor şimdilik. Değişen toplumsal yapımızın en dinamik unsuru olan gençlerimizin ilgi alanlarının daha sosyal ve hayatın içindeki konulara yönelmesi sureti ile yön değiştirmesi kaos plancıları için kaşınacak, kanatılacak farklı sinir uçları bulunması mecburiyetini de beraberinde getirmiştir belki de? Şortlu kıza tekme atılması, tesettürlü kıza yumruk atılması, metroda namaz kılmak ve ilahi söylemek, sarıklı bir vatandaşın durduk yerde başına gelenler gibi son dönem saçmalıkları bu bağlamda bulunan yeni senaryonun yaşam tarzı şeklinde, özünde yabancısı olmadığımız geçmişteki laik, anti laik gerilimini de hatırlatacak şekilde cereyan ettirileceğini göstermektedir diye düşünüyorum. Ağaç, doğa, çevre, maden gibi bahanelerin gezi parkı esnasında işe yaramadığının görülmesiyle girilen bu yeni mecranın her yaş gurubundan insana hitap ettiği, etnik ve mezhebi farklılıkların hepsini bir arada kapsadığı, özgürlük, eşitlik, insan hakları maskesiyle sevimlileştiril bilmesinin kolay olduğu düşünüldüğünde bir süre daha tedavülde tutulacağını söylemek yanlış olmaz. Yazının başında alıntı yaptığım konuşmadaki kavramları günümüzdekilerle değiştirerek okuyalım isterseniz? Reaksiyonun kime karşı, kimlerden geleceği, ülkemizin dış güçlerin müdahale edebileceği bir iç savaş alanına dönmesinin ne demek olduğunu tahmin edebilmek için kâhin olmaya gerek var mı sizce? Bence yok.

YORUM EKLE

banner19

banner8