Bir yiğit gelip geçti bu dünyadan!

Tam bir Müslüman tam bir Türk gibi yaşadı ömrünü… Ne zalime boyun eğdi, ne diyeceğinden ne yapacağından geri kaldı. Kendi ikbalini değil ümmetin milletin hakkını haykırdı ömrü boyunca. Bir Serdengeçti geldi geçip bu dünyadan.
Türk siyasi tarihine damgasına vuran Osman Yüksel Serdengeçti… Yiğit kelimesine bir tanım gerekiyorsa Osman Yüksel Serdengeçti yeter de artar bile.
Hep dobra dobra konuştu. Açık sözlü oldu. Dobra dobra yaşadı. Hiçbir vesayet, hiçbir tehdit korkutamadı gözünü. İnancından imanından milim oynamadı. Bir örnek lazımsa bu ülkenin insanına Serdengeçti yeter de artar bile…
“Ne hayal, ne kuruntu, hakikat istiyorum. Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum” dedi hep. Serdengeçti’yi kitap yapıp çocuklarımıza ders olarak okutmalıyız. Tam bir Müslüman tam bir Türk gibi yaşadı ömrünü…
Hayatından birkaç kesitle analım ölümünün seneyi devriyesinde bu yiğit Türk evladını…

YÜKSEK MAKAMIN ALÇAK VEKİLİ!

Çeşitli olaylara karışmasıyla hapse atıldıktan sonra, tekrar öğrenimine geri dönmek istemesini reddeden dönemin Milli Eğitim Bakanına Yüksek makamın alçak vekili diye bir dilekçe yazarak tekrar hapishanenin yolunu tuttu. Kendisinin soy ismini şekillendiren Serdengeçti dergisi de, çok zaman yasaklanmış, toplatılmış ve imtiyaz sahibi olan şahsını hapse soktu.

ALLAH ALLAAH…

Bir defasında TRT radyosunda çalışırken ‘Allah’ dediği için mahkemeye çıkarılan Serdengeçti’ye hakim sorar:
Hakim: Evladım, sen bu radyoda Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun!?
Serdengeçti: Allah, Allaah! Öyle mi!?

ÖN SIRALARDA GÜBRE VAR!

Milletvekilliğinin ilk gününde Hüseyin Üzmez’le Meclise girerken döner kapıyı geçen Serdengeçti, döneklik bu meclisin kapısında başlıyor demiş. Gereksiz gördüğü her şeye, gereksiz diyebilen bir insandır Serdengeçti. Gereksiz oturumlar, gereksiz toplantılar, gereksiz oylamalar. Hatta bir defasında boş işler dediği bir oturumda gübre meselesi konuşuluyormuş. Demirel meselenin çözümünü milletvekillerine sormuş, herkes bir şeyler söylemiş. En son Serdengeçti söz isteyince herkes hayret ve ilgiyle ona doğru dönmüş. İşte Serdengeçti’nin çözümü: “Sayın Genel Başkan bu işin çözümü çok kolay. Şu ön sıralarda oturan yiyip de çıkarmayan vekilleri tarlalarda şöyle bir dolandırıp def-i hacet yaptırın gübre meselesi hallolur.”

KRAVATI BELİNE BAĞLADI?

Meclis oturumlarına çok defa kravatsız geldiği için ikaz alan Serdengeçti, en sonunda sokulmaz oturuma. Bunun üzerine kravatı beline bağlayan Serdengeçti, oturuma öyle gelir. Lütfen boynunuza takın diye aldığı ikaza, kanunnamede öyle bir kural yok diyip alay eden Serdengeçti, belindeki kravatla oturuma iştirak eder ve hiç kimse karışamaz.

PARMAK BASMAK LAZIM!

Serdengeçti’ye gazeteci gelir ve sorar:
-Efendim, meclis izlenimlerinizi alabilir miyim?
-Şöyle özetleyeyim, bir tarafta Süleyman Bey’in değnekçileri, parmakçıları, yani her şeye parmak kaldıranlar, diğer tarafta ise her şeye parmak atanlar. Sonuç olarak birileri parmak kaldırıyor, birileri parmak atıyor. Fakat yaranın üzerine parmak basan yok!

BU MECLİSİN YARISI HIYAR!

Bir mesele ile alakalı meclis kürsüsünde konuşurken CHP milletvekilleri sıra kapaklarına vurarak protesto eder ve konuşmasını engellemeye çalışırlar. Bunun üzerine Osman Yüksel Serdengeçti, bu meclisin yarısı hıyar, deyip kürsüden iner. Bunun üzerine CHP’li vekiller meclisin şahs-ı manevisine hakaret söz konusudur. Lütfen sözünü geri al, diye itirazda bulunurlar. Bu kez Serdengeçti yeniden kürsüye gelip şöyle der:
-Tamam sözümü geri alıyorum. Bu meclisin yarısı hıyar değil.
Osman Yüksel Serdengeçti yaşamının hapishane ve hastane süreçlerini tamama erdirdikten sonra, kendisinin araba markası gibi diye isimlendirdiği Parkinson hastalığı ile iyice iş göremez hale gelmiştir. Hastalığının bu neticesinde titreyen ellerine bakarken şu cümleyi kurduğu söylenir:
‘Bir zamanlar ülkeyi karıştıran ben, şimdi bir çayı bile karıştıramıyorum.’
Çocuklarınıza Osman Yüksel Serdengeçti’yi anlatın. Onu örnek gösterin.
Bu dünyadan bir Serdengeçti geçti. Rahmet olsun…



CHP usulü demokrasi...

Daha kendi parti içinde demokratik kuralları işletmeyen ve despot bir yönetim şekli sergileyen CHP, bu ülkede demokrasi havariliği yapıyor ya insanı alıyor bir gülmek.
Malum CHP Bursa’da delege seçimleri başladı. Bir CHP’li için delege seçimi demek çok acayip önemli bir şey demek.
CHP’liler için delege etiketi taşımak çok üstün bir durum. Parti üyeleri için etiket olan delege seçimleri ilçe ve il başkanlığı için hayal kuranlar içinse ölümcül bir durum. Delegeyi kazanan ilçe ve ili de kazanma şansına sahip oluyor.
Malum Hüseyin Akkuş mevcut il başkanı ve devam etmek istiyor. Mustafa Bzobey kendi kontrolünde bir CHP dizayn etmek istiyor. Üçüncü seçenekler de var yine yönetimi almak isteyen.
Mesele delege seçimi olduğu için iktidar savaşı da oldukça çetin geçiyor.
Daha delege seçimlerinin ilk günü. Panayır Mahallesi’nde seçim yapılacak. Osmangazi İsmet Karaca’nın kontrolünde ve Karaca durumun böyle devam etmesini istiyor.
Oysa bu kez işi oldukça zor. Tam da bu noktada Karaca’nın ekibinden birkaç isim ki alkollü oldukları iddia ediliyor Panayır delege seçimlerini olduğu salona gidiyor.
Burada küfürler hakaretler havada uçuşuyor. Kavga çıkıyor. Yaklaşık 50 kişi birbirine giriyor.
Sonrasında polis geliyor. Partinin aklıselimleri ortamı yatıştırarak polis ekiplerini gönderiyor ve delege seçimi iptal ediliyor.
Ve dün bir kriz de Mudanya’da yaşanıyor. Yeni mahalledeki parti üyeleri birkaç gün önce İlçe Başkanı Ömer Aydın’a giderek 21 kişilik delege listesini hazırladıklarını iletiyorlar. İlçe olarak liste çıkarıp çıkarmayacaklarını soruyorlar. Aydın, çıkarmayacaklarını söylüyor. Dün seçim yapılabilmesi için mahalledeki üye sayısının üçte biri olan 56 kişinin imzasıyla seçim başlatılıyor.
Tam burada il başkan yardımcısı ve il sekreteri listeye 5 işim yazdıracaklarını söylüyor. Mahalledeki partililer itiraz ediyor. Ortam geriliyor. Bu dayatma üzerine seçime gelen üyeler durumu protesto ederek seçim salonundan ayrılıyor. O ana kadar 8-10 oy kullanıldığı için seçim geçerli ve 21 delege 10 kişinin oyuyla belirleniyor.
Dün CHP Mudanya’da arayan birkaç arkadaş yaşananları anlattı ve CHP’nin bu durumla gelmesinden duydukları üzüntüyü ilettiler. “Despot bir tavırla CHP’yi yönetmek istiyorlarsa seçim meçim yapmasınlar. Zaten burada tiyatro oynanıyor” sözleriyle tepkilerini ilettiler.
Ayıp hem de çok ayıp. Demokrasiden insan haklarından haktan hukuktan bahseden CHP, kendi üyesine bile saygı göstermiyor…

Pozitif ayrımcılığın suyunu çıkartmak!

Ne olduysa 2015 tarihinde imzalanan İstanbul Sözleşmesi’yle başladı. Baştan aşağıya skandallarla dolu olan bu ülkenin bu milletin genlerine, mizacına fıtratına aykırı birçok maddeyi içeren İstanbul Sözleşmesi, gerek aile yapısını gerekse toplumsal yapıyı dinamitliyor.
Şimdi daha önce İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir çok yazı kaleme aldım ve derhal iptal edilmesi gerektiğini ifade ettim. Memur-Sen başka olmak üzere bu ülkenin aklı selim bir çok kuruluşu da İstanbul Sözleşmesi’nden derhal Türkiye’nin çekilmesi gerektiğini söyledi ve eylem yaptı.
Bakın binlerce mahsurun yanında bir örnekle gelinen noktayı anlatalım. Gazeteci Erdal Şahan… Sosyal medya hesabı üzerinden bir eleştiri yazısı yazıyor. Sert olabilir, ağır olabilir. O eleştiri yazısıyla ilgili cevap verilebilir ya da yargı yoluna gidilebilir. Bunlar olağan durumlar.
Şahan, Mudanya Belediyesi basın sorumlusunu hedef alıyor ve eleştiriyor yazısında. Basın sorumlusu kadın olması nedeniyle ilginç bir yola gidiyor avukatı. Pozitif ayrımcılık maddelerini adeta istismar ederek eleştiri yazan Erdal Şahan için uzaklaştırma kararı alıyor. Yanlış okumadınız uzaklaştırma kararı alıyor.
Yani Erdal Şahan, gazetecilik faaliyeti ya da özel işi dâhil Mudanya Belediyesi’ne gidemeyecek iyi mi? Bu nasıl bir mantık bu nasıl bir yaklaşım. Erdal Şahan ne yazmış, nasıl yazmış bunun bir önemi yok. Sonuç olarak yazmış ve bunun hem yargı hem de mesleki kuruluşlar açısından denetlenme yolları açık. Uzaklaştırma kararı ne ola ki?
Kamu da ya da özel sektörde her eleştirilen kadın uzaklaştırma kararı alırsa? Sorumluluk alan insanlar cinsiyetlerine göre ayrılmıyor. Yani kimse kadın olduğu için ya da erkek olduğu için istihdam edilmiyor. Sorumluluk alırken ayrımcılık yapılmıyor. Eee aynı eleştiriyi erkek bir çalışana yapınca sorun yok kadın çalışana yapınca uzaklaştırma kararı? Çok ilginç şeyler oluyor Türkiye’de.
Erdal Şahan’ın alınan kararla ilgili açıklaması şöyle; “Yaşasın pozitif ayrımcılık! Mudanya Belediyesi basın sorumlusu hanımefendiyi yazıyorum diye bana uzaklaştırma kararı aldırdı. İtiraz süresince belediyeye bile girememeyeceğim. Basın sorumlusu ile uzak olmam gerekiyor yapılan olumlu işleri bile gidip öğrenemeyeceğim, röportaj için basın sorumlusunu arama hakkına sahip değilim üstelik sarı basın kartı sahibi gazeteciyim. Kaderimiz buymuş... Yapacak bir şey yok. Ben de başkan Hayri Türkyılmaz'a yazarım en azından o kapı açık Hayri başkanım uzaklaştırma kararı almaz umarım. Yanlışları yazsam da sizi Allah için severim. Yazmaya da devam ederim ??(Özelden soranlara cevap)”
İşin suyunun çıktığını söyleyebiliriz.

 



 
YORUM EKLE

banner19

banner8