Biz Gür Sesleriz…

‘Asıl Paralel biziz’ demişti Naim Okur hocam.

Çok defa yazılmıştır: Türkiye Cumhuriyeti İngilizler tarafından kurulmuş bir koloni devlettir. Ve bir ‘Genel Vali’ tarafından yönetilmekteydi. Genel valinin ‘Padişah, Halife ya da Ulu Önder sıfatlarıyla anılması durumu değiştirmez.  Haklarını yemeyelim, Cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk  ve sonrasında gelen bir çok devlet yöneticisi, çok zaman çerçevesi çizilmiş ‘Genel Vali’ sınırlarının dışına çıkmaya teşebbüs etmişlerdir. Ancak her defasında devletin asıl sahipleri olan küresel egemenler tarafından bir takım paralel kişi ve kurumlar (Vesayet kurumları) vasıtasıyla etkisiz hale getirilmişlerdir.
Bundan ötürü biz yerliler hiçbir zaman ‘Yerli ve güçlü paraleller’ olmaya muktedir olamadıktı.

1993’te Turgut Özal’ın öldürülmesi sonrasında bahsi geçen küresel egemenler Türkiye’de yükselen bir ‘Müslüman Demokrat/ Muhafazakar/Yerli’ kitle ile karşı karşıya kalmıştır.  Nitekim bu kitle 1996 da Rahmetli Erbakan ile koalisyon hükümeti kuracak noktaya kadar yükselmiştir.

Küresel şeytanlar da bu yeni duruma karşı devleti Münafıkların (Hem dinsel anlamda hem de demokratik anlamda münafık) eline vererek iktidarlarını kalıcılaştırma yolunu seçmiştir. Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz… vs dönemleri Devletin en kilit kurumlarının, en mahrem alanlarına Fethullahi münafıkların yerleştirildiği dönemlerdir.

Fethullah, okullarında halkların çocuklarından devşirdiklerini Tek Tanrı bellediği küresel tanrılardan başka bir ilah olmadığı, canını verme pahasına onlara mutlak kulluğun farz olduğu konusunda beyin yıkamakta, haşhaşlamaktaydı.

Ne olduysa 2002’de Türkiye Cumhuriyeti ‘Paralel Halkı’ daha önce yapamadığı bir şeyi yapmaya başladı. Recep Tayyip Erdoğan ve etrafındakilere her türlü hile desise ve darbe girişimlerine rağmen her defasında artırarak oyunu verdi. Ve yönetime el koydu.

Recep Tayyip Erdoğan başlangıçta bu küresel güçlerin iç şeytanı olan ekip ile koalisyon yaparak hükümet oldu. Birçok kurum ve bakanlığı onlara bırakmak zorunda kaldı. Ve kendisine sunulan dar alanda halkına hizmet etmeye, ama bir yandan da egemenlik alanını genişletmeye, şeytanların ayağını sofistike bir şekilde kaydırmayı ihmal etmedi. Egemenlik alanı genişledikçe güçlendi, güçlendikçe onların düşmanlıklarını üzerine çekti. Bu düşmanlık onu ve halkını daha da güçlendirdi. Deyim yerindeyse Erdoğan halkı ile birlikte çok uzun bir süreye yayılmış sofistike bir darbe yaptı. Gezi, 17-25 Aralık darbeleri, geçen yıl başlayan PKK kalkışması ve geçen haftaki darbe girişimi devletin asıl sahiplerinin, ‘paralel halkı etkisiz hale getirme’ darbeleridir.

Başarılı olsalardı bu halka 15 sene Erdoğan’ın kazandığı tüm seçimlerin/ tüm halk darbelerinin hesabını fitil fitil soracaklardı, ama yine yapamadılar, yapamayacaklar.

Çiğnetmedik namusumuzu çiğnetmeyeceğiz.

15 Temmuzda farkına vardık ki:

Bizim hiç düşünmeden canını ortaya koyacak her toplum kesiminden milyonlarımız var.

Bizim Tankları halkının üzerine sürmemek için canını hiçe sayan komutanlarımız var.

Bizim darbelere direnen, darbe emirlerini yırtıp atan garnizon komutanlarımız, karakol komutanlarımız, birim komutanlarımız var.

Bizim halkına siper olacak valilerimiz, kaymakamlarımız, belediye başkanlarımız, polis müdürlerimiz ve polislerimiz var.

Bizim Damperli kamyonuna atlayıp mahalleliyi tankların karşısına dikilmeye götürecek çarçaflı/ açık kadınlarımız var.

Bizim Tarladaki ekinini düşünmeden ateşe verecek fakir köylülerimiz var.

Bizim atletle, don ile tank kullanabilecek kıllı göğüslü abilerimiz var.

Bizim darbeye anında kafa tutacak Devlet Bahçelimiz var.

Bizim Darbecilere papuç bırakmayan, ekranda masa yumruklayan gazetecilerimiz, televizyoncularımız var.

Bizim meydanlarda esma işareti yapan MHP ve CHP’lilerimiz, Atatürk t-shırtü giyen,  bozkurt selamı veren ak partili vatanseverlerimiz var.

Bizim bir haftadır sabahlara kadar caddelerde, sokaklarda ve meydanlarda eylem yapıp tek bir cam kırmayan halklarımız var.

Bizim Diyarbakır, Van, Batman, Urfa sokaklarını dolduran ay yıldızlı bayraklı Kürtlerimiz var.

Bizim Parlemento bombalanırken oturuma devam eden cesur yürek vekillerimz var.

Bizim ‘Size ihtiyacım var, siz olmazsanız bu işin içinden çıkamayız’ diyerek bizi yüreklendiren sahici bir başkomutan ‘Reisimiz’ var.

Bizim Tankın önüne kendini atabilecek kadar korkusuz Profesörümüz, reklamcımız, komutanımız, askerimiz var.

Bizim Şehid oğlunun cenazesinde telefonda liderine ‘Kükree..’ diye bağıran şehid babalarımız var.

Bizim şehidlerini bayraklaştırmayan, şehid olmayı lütuf belleyen vakur müminlerimiz/ mücahidlerimiz var.

Bizim ateş açılan tanka ve askeri birliğe karşı önünde ölenleri gördüğü halde yürümeye devam eden mücahidlerimiz var.

Bizim ‘BİZ’imiz var.

Bizim Gür sesimiz var.
YORUM EKLE

banner19

banner8