Hakkımı helal etmiyorum!

TESİAD Genel Başkanı İlyas Bozkurt, Şehir Gazetesinin “Paralel Yapı” ile ilgili sorularını yanıtladı. Sorduğumuz tüm sorulara samimi

Hakkımı helal etmiyorum!
TESİAD Genel Başkanı İlyas Bozkurt, Şehir Gazetesinin “Paralel Yapı” ile ilgili sorularını yanıtladı. Sorduğumuz tüm sorulara samimiyetle cevap veren Bozkurt “Bugüne kadar kimse gelip ‘hakkınızda böyle iddialar var, siz kimsiniz?’ diye mertçe sormadı. Bundan dolayı ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.

Paralel örgüt hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti devleti 2000 yıllık kopuksuz bir devlet geleneğinin devamıdır. Türk devletlerinin bu kadar güçlü ve devamlı olmasının iki temel sebebi vardır: Birincisi bürokratik hiyerarşidir; diğeri ise her çağda kendi çağının sağlam hukuk sistemlerine dayanmasıdır.

Bürokratik hiyerarşi, emir komuta zinciri şeklinde devlet görevlilerinin merkezî güce bağlanması demektir. Dolayısıyla her memur ya da amir kendi sıralı amirinden emir alır.

Eğer sıralı amirden emir almak yerine devlet hiyerarşisinin dışına çıkıp bir kısım paralel imamlardan, ağabeylerden emir alınıyorsa bunun adı devlete ihanettir.

Bu tip paralel yapılar derhal tespit edilmeli ve bu ihanete bulaşanlar hukuk dairesi içerisinde mutlaka cezalandırılmalıdır. Bu tip girişimler cezalandırılmadığı takdirde her dönemde tekrar ederek devam edecektir. Dün Ergenekon, bugün paralel ve belki daha ileride hangi isimle, bilmem hangi yapı karşımıza çıkacaktır.

Fethullah Gülen Cemaatinin paralel örgüt olduğu hususu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cemaatin yüz binlerce müntesibi var, bunların çoğunun çok samimi insanlar olduğuna eminim. Dünya’nın dört bir tarafında okullar açarak eğitim faaliyetlerinde bulunuyorlar. Samimiyetle bu işe gönül vermiş birçok insan Brezilya’dan Moğolistan’a kadar Dünya’nın değişik yerlerinde hizmet ediyorlar. Ben “paralel örgüt” derken bunları kastetmiyorum.

Fakat cemaatin içerisinde üst noktalara gelmiş ve gördüğümüz kadarıyla cemaatin yönetimini ele geçirmiş bir “paralel cemaat” var. Başında Mustafa Özcan ve Osman Hilmi Özdil’in olduğu basında söylenen bir yapı; bir kolunu emniyet içerisine, bir kolunu istihbarat içerisine, bir kolunu hakim ve savcılardan oluşan adliye içerisine, bir kolunu basın ve medya içerisine uzatmış, ahtapot misali bir yapıdan bahsediyorum. Bu yapı, bir yandan Fethullah Gülen’in vefatından sonra cemaati ele almayı planlarken bir yandan da Ergenekon örgütünden boşalan derin devlet boşluğunu doldurmayı yani Türkiye’nin yeni derin devleti olmayı planlayan bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki hedef doğrultusunda gerek cemaatin içerisinden sivrilerek Fethullah Gülen’den sonra cemaate liderlik yapabilecek isimlere (Latif Erdoğan, Ahmet Keleş gibi); gerekse dışarıda kendileri için tehlikeli gördükleri kişilere ellerindeki imkânları kullanarak komplolar yapıyor ve tehdit ve şantajlarda bulunuyor.

Cüppeli Ahmet Hoca gibi birisini Rusya’dan “beyaz kadın ticareti” yapan bir örgütün lideri gibi gösterip içeri atabilen; Şah-ı Merdan Sarı gibi Doğu ve Güney Doğu’da sevilen ve hürmet gösterilen bir âlimi uyuşturucu ticareti yapan bir örgütün lideri gibi gösterip hapse atabilen ya da Ahmet Şık, Nedim Şener gibi tamamen sol cenahtan iki gazeteciyi, Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a suikast yapmak için örgüt kurmak suçundan içeri atabilen ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Genel Kurmay Başkanı’nı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan hapse atan ve hatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin MİT müsteşarını ve hatta Başbakanını tutuklamaya cüret eden bu yapı herhalde bir ülkenin başına gelebilecek en büyük tehdittir. Dikkat edilirse bu insanların (Cüppeli Ahmet Hoca’dan MİT müsteşarı Hakan Fidan’a kadar) ortak noktası Gülen Hareketine muhalefet etmeleri ve onların düzenine itaat etmemeleridir. Bu bağlamda kendileri için bugün ya da gelecekte tehdit olarak gördükleri tüm unsurlara aynı zulmü ve ezayı reva görmüşlerdir.

Sanıyorum sizin başınıza gelen de bunlardan birisi…

Evet, bize de yıllarca Mit ajanı, CIA ajanı, Ergenekoncu vesaire şeklinde aleyhte propaganda yaptılar.

Sizin bu cemaatle tanışıklığınız hangi yıllara dayanıyor?

Ben Uludağ Üniversitesinde öğrenci iken 91-96 yılları arasında beş yıl yurtlarında ve evlerinde kaldım. Hayatımın daha öncesinde ya da daha sonrasında başka hiçbir cemaatle hiçbir şekilde bir bağım olmadı. Yurtlarında ve evlerinde kaldığım dönemlerde onları tanıma imkânım oldu. Fakat derin bir fikir ayrılığı kendisini gösterdiği için ayrıldım. Bu dönemden bu yana yirmi yıl geçti. Yirmi yılda yirmi bin defa Allah’a şükrettim, böyle bir yapının içinde kalmadığım için.

Yirmi yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen sizinle ve TESİAD’la uğraşmalarını neye bağlıyorsunuz?

Kişiye sormuşlar “karşındakini nasıl bilirsin?” diye. O da “kendim gibi” demiş. Her insan dünyaya kendi gözlüğüyle bakar. Gözlüğünün camı yeşil olan her şeyi yeşil, kızıl olan her şeyi kızıl görür. Çok az insan vardır ki aldığı eğitim ve taşıdığı vicdan sayesinde gözünden hizib gözlüğünü çıkarıp hayata objektif bakabilir. Ben cemaatten ayrıldığımda 25-26 yaşlarında bir gençtim. O dönemden beri ticaretle uğraşıyorum. Zaten ailem ve akrabalarım da Kayserili olmamız hasebiyle genelde ticaret erbabıdır. Cemaatten ayrıldıktan 10 sene sonra –ki ben o dönemde hem GESİAD hem de MÜSİAD üyesiydim- yirmi civarında iş adamı arkadaşımızla TESİAD’ı kurmaya karar verdik. 2002-2003 yılları Türkiye’de hem ekonomik, hem siyasal, hem de sosyal çok derin sorunların yaşandığı yıllardı. 28 Şubatın ve ekonomik krizin şok etkisi devam etmekte idi. Biz istedik ki “hiçbir siyasi partiyle ya da hiçbir cemaat, cemiyet ve örgütle bağı olmayan; tamamen bağımsız; cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kavramlara dayanan;  liberal ve muhafazakar bir işadamları derneği kuralım.”

Dedim ya “herkes dünyaya kendi gözüyle bakar”. Biz TESİAD’ı kurduktan sonra cemaat içerisindeki paralel yapı bizi kendilerine muhalif bir cemaat olarak algılamış olacaklar ki muhaliflerine layık gördükleri tüm iftiraları ve belki de daha fazlasını bize layık gördüler.

Cemaatin propaganda gücünü kullanarak binlerce insana birbirinden farklı ve tutarsız bir şekilde özellikle benim hakkımda çok iğrenç iftiralarda bulundular.

Yeri geldi Ergenekon, derin devletin adamı, CIA ajanı dediler; yeri geldi aklî dengemin yerinde olmadığını iddia ettiler hatta peygamberlik iddia ettiğimi, mesihlik iddia ettiğimi, mehdilik iddia ettiğimi söyledikleri zamanlar olmuştur. Bizim aleyhimize kışkırtmak istedikleri kişinin dünya görüşüne göre bu iftiralar değişiyordu. Mesela muhatapları ülkücü kökenli ise benim sosyalist olduğumu, eğer muhafazakâr kökenli ise mehdilik iddia ettiğimi söyleyecek kadar çirkinleştiler. Halbuki iyi eğitimli bir babanın oğlu olarak dünyaya geldiğim Kayseri’de ilk orta ve lise eğitimlerimi Kayseri’nin en iyi okullarında tamamlamış ve iki üniversite, bir yüksek lisans ve bir doktora tamamlamış ve hayatı boyunca aklın mantığın pozitif bilimin ve çağdaş kavramların savunucusu olmuş biri olarak hayatım boyunca hep bu sapkın fikirlere karşı çıkmışımdır. Ayrıca tırnaklarımızla kazarak bu noktaya getirdiğimiz TESİAD’ın böyle çirkin karalamalarla gölgelenmek istenmesi ve bu başarının CIA’ye, MOSSAD’a, Ergenekon’a dayandırılmak istenmesi; TESİAD’ı bugünlere getirmek için gecesini gündüzüne katan arkadaşlarımıza ve personelimize karşı büyük bir haksızlıktır.

Ayrıca Genel Merkezleri  Amerika’da olanların bize CIA ajanı demeleri de  ayrı bir paradokstur.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

45 yıllık hayatımın sadece 5 yılını geçirdiğim bir cemaatin içerisindeki bir paralel yapının hayatımın yirmi yılını bana zehir etmesi herhalde bir kul hakkı ihlali olarak kabul edilebilir. Herkese hoşgörü, affetmek, diyalog kurmak gibi kelimelerle yaklaşırken bizlere iftira ve hakareti layık gören zihniyete hakkımı helal etmiyorum!

Bakın, tekraren söylüyorum “Cemaatin içerisinde binlerce samimî hizmet eden insanlara değil, bu söylediklerim cemaat içerisine çöreklenmiş olan paralel yapı içindir.”

Hasılı ben birey bazında insanların hem inançlı, imanlı bir mümin; hem tarih şuuru olan ve ırkçılığa değil kültür milliyetçiliğine dayanan bir milliyetçi; hem de modern çağın kavramları olan Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, sosyal devlete ve doğru uygulanan seküler laikliğe canı gönülden inanan ve Türkiye’yi geleceğe taşıyacak olan siyasi kavramların bunlar olduğunu iddia eden birisiyim.

Bu bağlamda Türkiye’nin geleceğinde cemaatlerin değil, sivil toplum örgütlerinin etkili olacağını düşünmekteyim.

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Asıl bu medenî cesareti gösterdiğiniz için, bize mertçe kafanıza takılan soruları sorduğunuz için ve bize kendimizi ifade etme fırsatı verdiğiniz için biz size teşekkür eder çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dilerim.
Güncelleme Tarihi: 20 Ekim 2014, 15:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8