Özlem Buğday Yağmur: 'Gizli ama hakikatli bir faşisttim'

Özlem Buğday Yağmur: 'Gizli ama hakikatli bir faşisttim'


Yağmur; "Yerin dibinden gelen itiraf: Gizli ama hakikatli bir faşistim ben" başlıklı o yazısında şu ifadeleri kalemi aldı:

Hem de öyle böyle değil.

İşin kötüsü, böyle olduğumu bilmeden. Zerre kadar farkında olmadan…

Kendimi ciddi ciddi özgürlükçü ve demokrat sanarak.

Böyle çat çat yazdığıma bakmayın.

Aslında zor itiraf!

Bilmem kaç yıllık gazetecisin, sözüm ona sol değerlere sahipsin. Aklın sıra evrensel düşündüğünü sanıyorsun. “Penguenler üşümesin” makamında hümanistsin. Daha da hazini ise özgürlükçü olduğundan kat-i surette şüphen yok!

Tam da işte böyle olduğum sanrısıyla yaşadığım uzun yılların ardından, o zamanlar henüz sekiz ya da dokuz yaşında olan ve farkına bile varmadan kendimden daha özgürlükçü yetiştirdiğim kızlarımın, nasıl da insanı bir isyanı sayesinde yüzleştim kendi gerçeğimle.

Şimdi geriye dönüp bakıyorum da, öyle böyle değil, fena sarsıldım.

 

***

Daha önceki amansız korumacılığımı yeni yeni terk edip, haberleri izlemelerine izin vermeye başladığım dönemler…

Akşam yemeği için masa başındayız. Ana haber bülteni açık.

Bir yandan, ” o tabaktakilerin hepsi bitecek” illetliğindeki ben, diğer yanda başörtülü-türbanlı öğrencilerin derslere alınmadığına ilişkin bir haberi izliyoruz.

Konu hem aşina, hem de dünden razı (!) olduğum bir hakikat!

 

***

Okuyacaksan canım, o türbanı çıkaracaksın başından!

Bir diğer deyişle, madem ki ısrarcısın türban takmakta!

O vakit okumaya niyetin yok!

Olsa da şayet buna hakkın yok!

Niye?

Öyle münasip buyuruyoruz da ondan!

Biz kimiz?

Seçkinci, kibirli, laik sivil vesayet?

Peki bunun farkında mıyız?

Asla!

O vakit derdimiz ne?

Laik Cumhuriyet’in değerlerini korumak!

Kimden?

Küçücük çocuklardan!

Cumhuriyet kimin?

Peki, haberlerde ağlaya ağlaya okula alınmadıklarını anlatan çocuklarım yaşındaki o küçk kızlar kim?

…..???

…..???

 

***

- Anne bak! Bu kızları okula almamışlar.

- Tabi almazlar.

- Ağlıyorlar.

- Tamam ama okumak istiyorsa o türbanı çıkaracak!

(Bu diyalog gerçekleşirken gözüm kızlarımdan ziyade, tabaklarındaki yemekte. Bitirip bitirmediklerine odaklandığım için yüzlerinin aldığı ifadenin farkında dahi değilim. )

- Başları örtülüyken okusunlar?

- Daha neler?

- N’olur ki öyle okusalar?

- Olmaz kızım. Cumhuriyet’in değerleri var! Atatürk’ün devrimleri var!

- Okula böyle gelseler Atatürk kızmaz ki onlara.

….. Tabi kızmaz ama bu gidişle o yemekler bitmedi diye ben kızarım!

***

İlk hamleyi nangisi yaptı şu an hatırlamıyorum ama masanın ortasına güm diye atılan kaşığın şiddeti ve bunu izleyen feryatlarıyla kendime geldim.

Sen ne biçim kadınsın? Ne biçim annesin? Sana ağlıyorlar diyoruz!!!

- …..

 

***

Hayatımın en hakikatli utanç karesidir. Yüzlerine bakmayı akıl ettiğimde, dehşet bir hayal kırıklığının gürül gürül ağlattığı iki kız çocuğu gördüm.

Tıpkı ekrandakiler gibi…

Gerisi feryat figan. Gözyaşları siçim gibi.

- Sana ağlıyorlar diyoruz. Atatürk diyorsun!

- Ağlıyorlar diyoruz. Yemeğini ye diyosun!

- Okula almamışlar duydun mu?

***

Sonrası tufan…

Sonrası utanç…

Sonrası yerin dibi…

Ve tüm bunlara rağmen, ya da bunlar sayesinde hayatımın en kıymetli miladı olan o güzel isyan…

- Sen ne biçim kadınsın? Ne biçim annesin? Sana ağlıyorlar diyoruz!!!

***

Sahi…

Neydim ben?

Ne biçim bir kadın ve nasıl bir anne?

Üzerine de hiç sıkılmadan çattara çattara ahkam kesen ne türden bir gazeteci!

Bu soruların hepsiyle ve içinde bulunduğum perişan gerçekle küçücük kızlarım sayesinde yüzleştim.

Anneliğimin ve insanlığımın sorgulandığı o noktada, hak ettiğim bir biçimde utancımdan yerin dibine geçerek.

 

***

Dönüm noktam budur benim.

Gerçek özgürlükçülüğe, samimi eşitlik anlayışına, (İşime gelmeyenlerin de) temel insan haklarına  ve anlamlı bir demokrasi kavramına otuzumdan sonra yürümeye başladım.

Bizim sanrısıyla tekelimize aldıklarımızla…

Bencilliğimizle, kibirimizle ve en önemlisi etten ve kemikten hapishaneme tıktığım insanların gerçeğiyle hatırı sayılır oranda geç yüzleştim.

Sarsıla sarsıla…

Canım fena yanarak.

Şimdi neredeyim? Ne kadar başardım?..

Tartışmaya açık.

Lakin, kızlarım sayesinde geliştirdiğim çabam samimi.

***

Tüm zamanlarda yaşama sebebim olan ve daima iftihar ettiğim cadılarım…

O küçücük yaşınızda öyle bir ders verdiniz ki bana.

Öyle beter, öyle bencil bir fayın kırılmasına sebep oldunuz ki…

İyi ki varsınız ve iyi ki benim kızımsınız.

Beni o gizli ama hakikatli faşist halimden alıp, şu anki çabama taşıdığınız için teşekkür ederim.

 

Yazarın notu: bu yazı şu anda yapım aşamasında olan Lodos Bursa dergisi için bir hafta önce yazıldı. Gördüğüm lüzum üzerine dergiden aşırıp, burada sizlerle paylaşıyorum.
Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2014, 12:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8