Şehir'den yılın gazetecilik olayı: Çağlar'ın komisyona verdiği cevapların tam metni...

TMSF’ye borcum yok, alacaklıyım... TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat  ve 27 Nisan alt komisyonu hat

Şehir'den yılın gazetecilik olayı: Çağlar'ın komisyona  verdiği cevapların tam metni...
TMSF’ye borcum yok, alacaklıyım...

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat  ve 27 Nisan alt komisyonu hatırlanacağı üzere 8 Kasım günü Dolmabahçe Sarayı’nda Cavit Çağlar’ı dinlemişti. Çağlar 2 saat süren toplantı çıkışında gazetecilere ayak üstü  bir açıklamada bulunmuştu.  Gazeteniz Şehir toplantı  zabıtlarına  ulaştı.


CAVİT ÇAĞLAR – Çok teşekkür ederim davetiniz için.

Ben, 1945 yılında Gümülcine’de doğmuş, 48 yılında ailemle birlikte Akhisar’a göç etmişiz. Çocukluk yıllarım orada geçiyor, tahsil hayatımın büyük bölümü orada geçiyor. Bilahare, İstanbul’a geliyorum, iş hayatına atılıyorum ve yıllar sonra, tekrar askerliğime müteakip Bursa’ya dönüyorum ve ticarete atılıyorum. Tabii, siyasetle ilgimiz yok, o dönemde spora ilgim var. Ticaret ve sanayi odalarında görevler yapıyorum ve iyi bir sanayileşmeye… Türkiye’nin o döneminde, 70’li dönemlerinde her şey aşağı yukarı ithalatla elde edilebiliyordu, ülkemize geliyordu. “Biz bu ithalatları kesip ülkemizde üretim yapalım.” dedik ve başarılı olduk. 1972 yılında “Aksoylar” diye bir boya emprime fabrikamızı kurduk. 1983 yılında Türkiye’de en iyi fabrikalardan biri Nergisist Polyester Fabrikası’nı kurduk, dünya markası oldu kurduğumuz bu firmalar. Bilahare, Sifaş, Polylen fabrikaları grubumuza geçti ve bu arada kızımın adını taşıyan, Türkiye’nin şu anda göz bebeği olan, yılda 250 milyon dolar ihracat yapan Yeşim Tekstil’i meydana getirdik, kurduk. 250 milyon dolar bugünün Türkiye’sinde, 150 milyar dolar ihracatların yapıldığı bir dönemde küçük bir rakam değildir. Biz 10 bin dolara, 20 bin dolara 30 bin araba satmıyoruz; 5 dolara, 7 dolara, 8 dolara ürünler yapıp satarak o 250 milyon doları buluyoruz ve son on yılda 3 milyar dolara yakın ihracat yapmışız.

Grubumuzda bizim bir tek yaptığımız, benim yaptığım yanlışlardan bir tanesi… Siyasete girmeye yanlış demeyeceğim çünkü 1980 ihtilalini ben içime sindiremedim çünkü o günün Türkiye’sinde her şeyin ihtilal olmadığını düşünen bir insanım ve 1986 yılındaki referandumda, bilfiil o gün Sayın Demirel’in yanında bu yasakların kalkması için mücadele eden bir insanım. 1987 yılında da Parlamentoya girdim. Orada da kayıtlı üyelerin reyleriyle birinci sırada aday oldum. 5 bin küsur rey alıp benden sonra gelen arkadaşımla aramızda 3 bine yakın rey farkı vardı ki ben siyasetçi değildim ama spordan gelen bir adamdım, iyi bir sanayiciydim. 1987 yılında milletvekili olduk, muhalefetteydik. Sizler de Parlamentodasınız. O günün şartlarında siyasette olduğum partiyle beraber çalıştık. 91 yılında iktidarın büyük ortağı olduk ve iktidar olduk. Sayın Demirel, beni Bakan yaptı. 49, 51 ve 52’nci Hükûmetlerde görev aldım ve ondan sonra da 99 seçimlerine kendi arzumla girmedim, ondan sonraki hiçbir seçimde görev almadım. Bütün siyasi partiler benim kendileriyle beraber olmam için, milletvekili olmam için teklifte bulunmuşlardır. Benim bir sözüm vardı, Süleyman Bey Cumhurbaşkanı olduğu gün basında da çıkmıştır bu. “Benim için siyaset bitmiştir, ben artık evime döneceğim.” dedim. Fakat 95 seçimlerine mecburen katılmak zorunda kaldık, 99’da da bu işi noktaladık.

Tabii, sanayiciliğimize döndük. Biz, talihsiz bir iş yaptık, banka sahibi olduk. Bu banka sahibi olmak mecburiyetten olan bir hadiseydi. Fakat bizim aldığımız banka ve bilmediğimiz bir iş. Benim rahmetli babamın çok güzel -ben kendisini on üç yaşlarımda kaybettim- söylediği bana öğütlerden, çocukluğumda hatırımda kalan “Oğlum, çıraklığını yapmadığın bir işin patronluğuna soyunma.” demişti. Biz banka işine girdik, başarılı olamadık ve arkadan bir banka daha. Baktık, bu bankanın içi… Hazine bize o dönemde bunu verdi fakat bu banka “64’üncü madde” dediğimiz soruşturma altında olan bir bankaymış. Esasında bu bankanın satılmaması lazımdı, verilmemesi lazımdı ama biz aldık, alınca da biz, üç beş ay sonra oradaki sıkıntıları gördük ve arkadan Etibank’ın ihalesi vardı. Herkesin huzurunda girdik, aldık onu ve ondan sonra dedik ki… O arada basının gücü… Çünkü Bakanlığım sırasında çoğunuz hatırlarsınız, 92 yılında, on bir gün Sabah gazetesi beni yıpratmak ve benim kellemi alabilmek için tam sayfa yayınlar yapıyorlardı. Altında ne belirlediği sorulursa söylerim bazı şeyleri ve dedik ki “Bunlarla bir barışalım.” Öbür grubun, Hürriyet Grubu’nun bankası vardı, Dışbank. Dinç Bey’i aradım, dedim ki: “Dinç Bey, ben bir banka aldım, benimle ortak olmak ister misin?” “Benim param yok.” dedi. “Ben bulurum para, ben iş adamıyım, şey yaparız.” Tahmin ediyorum, Kadir Gecesi miydi, kandil gecesi miydi neydi, şey ettik. Sonra Zafer’le konuştu “Olalım.” dediler, ortak olduk, olmaz olaymışız, etmez olaymışız. Velhasıl biz onu bıraktık, derken 4 Ocak 99 günü ben o günün Başbakanı Mesut Bey’den randevu istedim ve Başbakanlığa gittim. Dedim ki: “Bizim bankamız, İnterbank kanıyor. Her gün halk büyük para çekiyor ve biz bunu karşılayamıyoruz. Bu bankaya, bize ya destek olun veyahut da bizim birkaç milyar dolarlık mal varlığımız var. Buyurun, noterden bütün dosyaları, biz, hepsinin şeylerini çıkarıp bunun Merkez Bankasına veyahut da Hazineye devredilmesini şey verdik, size yetki verelim.” O zamanlar “TMSF” diye bir şey yoktu, TMSF Merkez Bankasının içindeydi. O zamanki TMSF de… O sıkıntıya, tabii IMF’in büyük bastırmasıyla Türkiye o sıkıntıya giriyordu. Mesut Bey o arada Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı, Hazine Müsteşar Yardımcısı, hepsi beraber toplantı yapıyoruz. “Bunu Etibank’la birleştirin. Her ne kadar Etibank’tan biz ayrılmışız, Dinç Bey’e vermişsek de Etibank tertemiz bir banka, içinde hiç kredisi yok, şuyu yok, buyu yok. Bunun kasasında parası var, ikisini birleştirelim.” Bu TMSF’nin de görevi yani Merkez Bankası TMSF’sinin de görevi yardım etmek ve “Biz içinde olmayalım. İsterseniz içinde olalım iki kişi, üç kişi. Yönetim şeye geçsin. Bu bir iskambil kâğıdı gibi, bir domino taşı gibi biz devrilirsek on beş-yirmi tane banka gelir arkasından.” dedim ve o sırada bizim yanımızda 20 bin kişi çalışıyordu ve 1 milyar doların üzerinde yıllık ciromuz vardı.

Tabii, ben iş adamıyım, artık şeyim bitmiş benim, siyasetten çekilmişim, işime dönmüşüm. Daima yatırım yapmak, hedefler, ihracat yapmak yani benim ithalatla hiçbir zaman için işim olmadı. Hep ihracata özendim, imrendim ve devam ediyorum. “Niye banka aldık?” diye soracak olursanız çünkü şunun için bankayı kurmak zorunda kaldık: Rakiplerimiz, o gün Sabancı Grubu olsun, Karamehmet Grubu olsun, Yapıkredi birinin elinde, diğerinin elinde Akbank ve diğer bankalar. Devlet bankalarından zamanında bazı krediler aldık, sıkıntıya düşüldü, ödenemedi ama dedik ki: “Bizim daha fazla yatırım yapabilmemiz, daha fazla büyüyebilmemiz için kendi bankamız olsun.” Yanlış yapmışız, bedelini de çok ağır ödedik ve şunu söylemek istiyorum: Bizim bankamızın aktif büyüklüğü 700-800 milyon dolar civarındaydı. 31 Ekim günü yani bundan sekiz gün evvel ki biz, TMSF’den şu andaki bitecek işlerimizle alacaklı duruma geçiyoruz. 700 küsur milyon dolar keş para ödemişiz ve bizim “yeşil şehir” dediğimiz Bursa’da bir yerimiz var -biliyorsanız veyahut bilmiyorsunuz, bilmiyorum- 5 bin konutu bitmiş, 20 bin kişi yaşıyor. Orada daha 20 bin konutluk, bizim, imarı çıkmış, 2 milyon metrekare imarı olan bir arazimiz var ve onun karşısında iki fabrikamız var, bugün şehrin en güzel yeri oldu. Bu iki yeri de biz TMSF’ye devrettik ve bunlar şimdi yatırım yapacak olanlara TOKİ vasıtasıyla ihaleyle verilecek, buradan bize ne bakiye kalıyorsa borcum ödenecek, üstü bir şeye kalıyorsa bize verecekler, kalmıyorsa da biz istemiyoruz ama verilen rakam bizim şu andaki borcumuzun üstünde. Ayrıyeten de tabii, sonra, bizim -sözlerimin başladığı gibi- ilk bankamızın içi yaralıymış, bilmiyorduk, o, sonra çıkartıldı ortaya ve Karamehmetler 250 milyon, 300 milyon dolara yakın bir rakamı ödemeyi kabul ettiler, teminatlarını verdiler TMSF’ye, faizleri falan 400 milyon dolarlara gelmiştir. Bu resmî rakamlardır, kurulunuza her şeyi resmiyete dayanarak konuşuyorum ve burada, herkes, Türkiye’nin bankalarının çok büyük paralar kaybettiğini söylendi, söyleniyor “Şu kadar zararı var.” diyor ama ben huzurunuzda ve her yerde, bundan sonra laf söyleyebileceğim bir şey, benim 1 lira yüküm devlete olmamıştır, fazlasını ben şu anda kapatmış vaziyetteyim. Bir şeyi daha söylemek istiyorum: Şu anda her şeyi resmî konuşuyoruz, her şey zabıt altına alınıyor. Bunun -kamuoyunda da bir müddet sonra bilinecektir- bilinmesini de sizin tarafınızdan istiyorum. Yirmi dört bankayla biz çalışıyormuşuz, bugün o yirmi dört bankanın hiçbirisine benim Grubumun 1 kuruş borcu yok, hepsini ibraya almıştır devlet vergi daireleri ve sosyal sigortalar. Şu anda benim yanımda gene 10 bin kişi çalışıyor, 10 bin kişi büyük bir rakam Türkiye ortalamasında -kusura bakmazsanız- çok iyi biliyorsunuz. 1 kuruş, benim, 31 Ekim günü yani sekiz gün evveline kadar hepsi kapatılmış, 1 kuruş borcumuz yoktur Grubumuzun, Nergis Grubu ve Cavit Çağlar’ın.

Şahısla hiçbir zaman için işim olmadı benim, hiçbir zaman için de hiçbir konuda kendime menfaat sağlamak için hiçbir şeyin içinde bilerek olmadım ve 500’e yakın davadan yargılandım banka olaylarıyla ilgili. Hepsinden aklandım, bir tek davam yok şu anda, bir tek davam yok ve dokuz buçuk aya yakın da hapis yattım, alacaklıyım, o da bugünün şartlarında devletime helal olsun, diyeceğim başka bir şey yok.

Tabii, ben konuşmaktan kaçıyorum, ediyorum. Niye artık? Bu basından çok çektik biz ve bugün sizler siyasetçiler olarak rahatsınız. Türkiye gittikçe daha çok özgürleşiyor, basın imparatorluğu bitti şu anda, beli kırıldı yani ama bir yirmi sene evveli bir hatırlarsanız, on beş sene evvelini hatırlarsanız, on sene evvelini, onlar günlerce… Benim de basınım var, NTV televizyonu benimdi, sattım, ben onu şantaj olarak kullanmadım. Şu anda gene Türkiye’nin en iyi televizyonlarından birisi, Olay Medya benimdir. Olay Gazetem şu anda Bursa’da en çok satan gazetedir, en güvenilir gazetedir. Yirmi altı yıldır ben bunu çıkarmaktayım ve kimse “Allah senin -affedersin- cezanı versin.” diyemez çünkü kimsenin iffetiyle, namusuyla, şeyiyle uğraşmayız, benim ilkelerim odur. Benimle uğraşıldı, çok canımı acıttılar, çocuklarımın canını acıttı, ailemin… Biz Anadolu yapısındaki bir aileyiz, pederşahi bir aileyiz, annemizin yanında ayak ayak üstüne atamayız. Örf adetlerimiz, hepinizin olduğu gibi bizim de aynıdır ama tabii, ben siyasette bir dönem parlayan bir adamım. Mesut Yılmaz Bey’e bir gün, bizim 500’üncü günümüz hazırlığı yapıyoruz, bizi tenkit ediyor, olabilir, hakkı olabilir. Ben de bir laf ettim, o lafın intikamını benden bu bankayı batırarak aldı, batırttı bana bankayı ve cezasını ben çektim ama ben şu anda kimseden davacı değilim “Kaderimmiş.” diyorum ben ona ve Allah’ıma dua ediyorum, sağlığıma, çoluk çocuğuma dua ediyorum ve ülkeme dua ediyorum. Şu anda benim ülkem 150 milyar dolar ihracatı geçiyor, 200’e gidiyor ve benim ülkemde şu anda Merkez Bankasının kasasına… Biz, 91’de iktidar olduğumuzda Lütfü Saraçoğlu’nu çağırdık, Süleyman Bey dedi ki: “Kasamızda ne kadar para var?” “15 milyar dolar.” dedi. “1 kuruş aşağı düşürürsen seninle bu külahları değişiriz.” dedi, “Bunun yokluğunu ben bilirim.” dedi. Bugün okuyorum, bir hafta evvel gazetelerimizde 120 milyar dolara yakın 115-120 milyar dolar kasamızda paramız var ülkemizin ve 800… 1 trilyon dolara yakın ekonomik veriye geliyor ülke yani ülkemiz, bizim de, sanayide bakıyoruz iyiyiz.

Benim şu anda şu parti, bu parti iyidir, kötüdür, bunu burada yargılamam, yer yer söylememin hiç şeyi yoktur, bunlara giremem, bu hakkım da yoktur. Dönemimizde, bir dönem sözümüz iyiydi, dinlenirdi ve kimse fazla şey etmezdi. Parlamentoda bulunduğum müddet zarfında tüm siyasi partilerle ilişkilerim gayet doğaldı, hepsine destek olmaya, yardımcı olmaya, görev icabı yardım ederdim. Bugün ben böyle bir şey yaptım, sizin sorunuzu açıyorum yani bilemiyorum, neler, arkadaşlar somut her şeyi sorabilirler bana. Ben, böyle bir genel tanımlama yaptım, oldu mu bilmiyorum Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Evet, genel değerlendirme tanımlarınız içerisinde herhâlde soruların da büyük bir bölümünün cevapları vardı diye düşünüyorum ama yine de somut soruları yöneltmek üzere milletvekillerimize söz veriyorum.

Kim istiyor veya… Yaşar Bey… Söz talebi var mı daha sonra sizin dışınızda? Siz de daha sonra…

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Sayın Çağlar, hoş geldiniz.

Siz çocukluktan beri sanayinin içindesiniz ve çalışıyorsunuz. Siyasete girmiş olmanız eski Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel’in sayesinde, onu sevdiğiniz için olduğunu söylediniz ama siyasete girdikten sonra da başınızdan bir sürü badireler geçti. Bu, özellikle Bursa’da yetkin bir iş adamı olmuş olmanız, özellikle tekstil sektöründe, orada bilinen bir şirketinizin olması, belki küçük yerlerde büyük olmak zor bir iştir, bundan da kaynaklanır olabilir ama özellikle bu para alışverişleriyle ilgili kamuoyuna yansıyan ve bir şehir efsanesi olarak doğru mudur, sizden öğrenmek istediğim konu şu benim doğrusu: Bu Erol Evcil, Malki cinayeti ve o dönemdeki olan bu Mossad yani sizin ailenize herhangi bir sıkıntısı oldu mu? Bu, ailenizin çektiği sıkıntıların bu Erol Evcil ve Malki cinayetiyle bir alakası var mı? Siz bu işin neresinde oldunuz, sizin adınız nasıl karıştı bu işe?

CAVİT ÇAĞLAR – Sayın Başkan, Yaşar Bey; tekstilde, iplik piyasasında bir Sabancıların “SaSa”sı vardı, bizim de Sifaş, Polylen, Nergis biliyorsunuz. Biz ithalatı durdurmuştuk. Öldürülen Nesim Malki bizim müşterimizdi. Fakat ben Milletvekili ve Bakan olduktan sonra dayım, rahmetli Şükrü Şenkaya ve oğlum işi idare ediyordu. Bu Erol Evcil denilen arkadaş, oğlumun arkadaşı. Ona mal sattırıyor, ondan sonra o Nesim Malki’yle iş birliği yapıyor, Nesim Malki’den mal alıyor. Nesim Malki 1996 yılında mı ne veyahut 96 yılının başlarında mı ne öldü ve Bakandım, Bakanlıkta bana haber verdiler. Özel Kalem Müdürüm geldi, dedi ki: “Efendim, şöyle bir cinayet olmuş şeyde.” filan. Ondan sonra şehir efsanesi gibi benim oğlumu güya Massod kaçırmış, ondan bir müddet sonra çıkıyor, yok, benim borcum varmış. Bunların hepsi mahkeme zabıtlarıyla tespitlidir. Hâlâ o defterlerimiz elimizdedir. Nesim Malki öldüğü zaman bizim şirketimize 20 milyon dolar borcu vardı, çek, bizim piyasamızda biliyorsunuz çekler verilir, günü gelince ödenir. Rahmetli ortağı Hayim Erkohen ve oğlu Erol Erkohen bize olan borcunu kurşuna kadar ödediler, 1 lira bizim şeyimiz yok. Ben şunu söyleyeyim: Hayatım boyunca kimseden 1 lira borç para almadım, hayatım boyunca. Ben, biraz, onuruma çok düşkün adamımdır, gururluyumdur o yönden. Aç gezerim, açım demem.

Bankalardan kredi kullandık, bankanın haricinde hiçbir zaman şey yapmadık ve         -biraz evvel sözlerimin içinde onu söyledim yani resmî kayıtlara geçsin- yirmi dört bankayla çalıştım, yirmi dördüne 1 kuruş, devlete 1 kuruş, sosyal sigortaya 1 kuruş… TMSF’den hesaplaşacağız ve büyük miktarda alacağımız çıkacak şimdi artık. Her şey sorulabilir, şey yok artık bunda ve bedeli, büyük ödedik. Bu konular tamamen şişirmedir. Ben o şehirde efsaneyim, benim çocuğumu Massod değil, hiçbir şey kaldıramaz, yakarım ortalığı çünkü o hatayı da yapmam, şey ettirmem. Onlar şişirilmiş şeyler yani böyle bir şey olmamıştır, temin ederim hepinize ve söylüyorum, onların hep mahkeme kayıtları da vardır. Bunlar, davalarda şeyler oldu yani bize santimine kadar parasını ödediler, 1 kuruş borcu kalmadı. Ondan sonra da bu Erol Evcil’le hiçbir şeyimiz olmamıştır. Ben ne diyebilirim, oğlumun arkadaşıydı ama adam oraya çok borçlanmış, sonra bunu kaldırarak şey etmiş, mahkûm oldu zaten, bu da mahkemeler tarafından sonuna kadar incelendi ve nihai şey yapıldı.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Evet, bir de Sayın Bakan, sizin özellikle Olay gazetesinde de var yani size bunu sormak durumundayım. Bu Levent Ersöz, Bursa Jandarma Bölge Komutanı…

CAVİT ÇAĞLAR – Kim efendim?

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Levent Ersöz.

CAVİT ÇAĞLAR – Evet.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Bursa Valisi de Orhan Taşanlar. O dönemlerde mitingler yapılıyor. Sizin de yani Olay gazetesinin de onlarla beraber bu mitinglerde resimleriniz var. Şu anda bu Levent Ersöz de tutuklu, malumunuz. Yani bunlarla şehirde olmanın dışında bir bağınız, bağlantınız neydi?

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır, bir Cumhuriyet Bayramı’ydı. Orhan Taşanlar, Valilik bir yürüyüş tertip etmişti, benim gibi bütün milletvekilleri ve bütün herkes katıldı o şey yürüyüşüne. Benim şeyim yok yani Levent Ersöz’ü 1 veyahut 2 kere görmüşümdür. Orhan Taşanlar’ı tanırım. Orhan Taşanlar, İzmir Emniyet Müdürüydü, sonra Ankara Emniyet Müdürü, bilahare İstanbul Emniyet Müdürü ve sonra da Bursa’mıza Vali oldu.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – O Levent Ersöz’ün Bursa’da bu tip gayrimeşru veya görevine yakışmayan işlerle uğraştığına dair sizin…

CAVİT ÇAĞLAR – Ya 2 kere gördüm ya 1 kere gördüm.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Böyle bir bilgi oldu mu sizde?

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır, yok. Benim hangi askerle arkadaşlığım varsa bellidir. Levent Ersöz’le hiçbir şeyimiz yok.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Evet.

Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Mehmet Şeker Bey, buyurun lütfen.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Çağlar, hoş geldiniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Hoş bulduk.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Öncelikle şunu sormak istiyorum: Tabii, siz büyük bir sanayicisiniz, sanayicinin de sonradan siyasete girenleri pek iflah olmuyor, mutlaka sıkıntılar yaşıyor. Geriye dönüp baktığınızda hem Bakan olarak hem milletvekili olarak görev yaptığınız dönemde, işte, aynı zamanda da sanayicilik yapma bazen etik olmayabiliyor. Gerekçe de şu: İşte, devletin bankaları var. Devletin bankalarından kredi alınıyor -bu, yıllar önce yaşanılan şeyler olduğu için söylüyorum- Bu krediler düşük faizli ve uzun vadeli oluyor. Burada bir rant oluşuyor sonuç itibarıyla. Normal vatandaşın ya da bir KOBİ’nin ya da bir sanayicinin ulaşamadığı yerlere siyaset daha çabuk ulaşabiliyor.

Geriye dönüp baktığınızda, “Evet, bu konuda bu doğru değil.” diyebildiğiniz böyle bir işlem oldu mu?

“Bütün borçlarımı ödedim.” dediniz. İnşallah, daha iyi olur, daha büyük olursunuz, daha da gelişirsiniz ama sonuç itibarıyla, bizim de bugün konuştuğumuz konu bu. Siyasetin askerle, siyasetin bankacıyla, siyasetin işte ne bileyim, sivil toplum örgütleriyle birtakım şeyleri maniple etmesini doğru görmüyoruz. Doğru olmadığı için de ülke buralara kadar gelmiş, birtakım sıkıntılar yaşamışız hep birlikte. Siz kendiniz söylediniz, kendi tabiriniz, “Mesut Yılmaz benim bankamı batırdı.” dediniz. Yani bu kadar husumet yaratacak, bu kadar ülkenin geleceği için sıkıntı yaratacak ve bunun için dünya basılıp bir bankanın batırılmasını bile gerektirecek nasıl bir husumet olabilir? Bizim oralarda kan davası vardır, araya birisi girerse olay biter, barışılır. Niçin bu kadar uzun sürdü bunlar?

Bir görüşmede konuşmacının birisi -işte o Dinç Bilgin’di yanlış hatırlamıyorsam- dedi ki: “Biz Doğru Yol Partisini destekledik, Doğan Grubu da o zaman Anavatan Partisini destekledi.” dedi. Yani bir basın yayın kuruluşunun mutlaka, siyasi düşüncesinden dolayı birinin yanında durması çok doğaldır. Cumhuriyet gazetesinin sol sosyal demokrat bir partinin yanında durması ideolojik olarak doğrudur, kimse buna itiraz etmez ama bu anlı şanlı holding, basın kartelleri, niçin bir siyasi partinin yanında dururlar, nedir amaçları, ne elde etmek istemişlerdir? Döneminizde, sizin Bakanlık yaptığınız Sayın Demirel’e çok yakın olduğunuz dönemde bunlar gerçekleşti mi, hayata geçti mi?

Tabii, daha çok ekonomiyle ilgilendiğiniz için ama o dönemle ilgili şunu da sormak istiyoruz: JİTEM, kontrgerilla gibi örgütler Türkiye’de faili meçhul cinayetler işlediler. Bu faili meçhul cinayetlerde pek çok insanın hayatı maalesef karardı, çocukları yetim kaldı. O dönemde bunları tanıklığınız oldu mu, duydunuz mu?

Dün, biz Sayın Çiller’i dinlemiştik, ona da sorduk. Bir MİT'in belgelerinde şu var: “Çiller Özel Örgütü” diye bir örgütten bahsediliyor, 700 kişiden oluştuğu bahsediliyor, örtülü ödenekten para harcanarak Azerbaycan’da bir darbe planladıkları, buna son anda -Sayın Cumhurbaşkanlığının önünde değil- müdahale ettiği söyleniyor. Bu konularda bilginiz varsa, bizi aydınlatırsanız seviniriz.

CAVİT ÇAĞLAR - Sağ olun.

Mehmet Beyciğim, şimdi 91’de Hükûmet kuruldu. Biz Halk, Vakıflar ve Ziraat Bankasıyla çalışıyoruz ama ben sanayiciyim yani ben 87’den evvel de sanayiciyim, bunlarla da çalışıyorum çünkü öbürleri, ben Sabancı’nın ve Karamehmet’in aynı işine girdiğim için bunlar bana kredi vermiyor. Onlar tam şey yapmışlar, tek tabanca olmuşlar. Kendisiyle sokmuyorsunuz. Sizin bölgenize yakın adam. Tek tabanca. Ben Nergis’i kurdum, bir gün toplantı yapıyoruz Sakıp Sabancı ve Özdemir Sabancı -rahmetli kardeşi- “Nereden çıktın sen ya?” dedi bana. “Ne var?” dedim. “Kardeşim, sen kimsin? İplik fabrikası kurmak, sen kim?” dedi. “Anlamadım. Toplantı bitmiştir. Bundan sonra sizin en büyük rakibiniz ben olacağım.” dedim. Onlar şu anda perişan, bizim fabrikalarımız çalışıyor. Yani şey olduk, beni tahrik etti. Yatırım yapacaksınız; gittik kredi aldık. 91’de iktidar olduk. Coşkun Ulusoy Bey -şu anda OYAK’ta yöneticilik yapıyor- Genel Müdürü. Dedik ki: “Kardeşim, bizim size borcumuz var. Ben artık Bakan oldum -dayımla beraber- şunu bir hesaplayın, neyse borcumuz, bize bir ödeme takvimi yapın, biz kapayalım, bu iş bitsin. Başka yerden biz bakalım şeyimize.” Bir rakam çıkartılar Mehmet Bey bize, ödedik. Yandım ben yandım ama ödedik ve ondan sonra da işte felaket gelinceye kadar yavaş yavaş temizleyip ve bugün de son kuruşuna kadar faiziyle… Her bankaya sorabilirsiniz, hepsini şey ettik. Hepsine sorabilirsiniz nasıl şey yaparlarsa, bir kuruş şeyimiz yoktur.

Ve bu faili meçhul… Yani onlarla hiçbir zaman için… Büyük rahatsızlık duymuşumdur o hadiselerden. Zaten Tansu Hanım’la bizim aramızda kıyasıya büyük bir kavga başlamıştı çünkü Tansu Hanım, kendi başına giden, hiçbir şeyi dinlemeyen bir yapıya bir insan. Kimlerle çalışıyor, ne yapıyor, bilemeyiz. Ben zaten 50’inci Hükûmetin de onun yoğum. 51’de, bin bir ricayla beni ikna edip 51’e girdik. Zaten kısa bir dönemdi o 51’inci Hükûmet. 52’de tekrar büyük baskılarla şey yaptık. Biz onunla devamlı, affedersiniz, kedi-köpek gibi çekişirdik ve Refahyol İktidar olduğu gün ben rey vermeyen 10 arkadaştan birisiyim. O gün biz dedik ki: “Yapma.” Madem biz seçimlerde… Hoca benim çok yakınım, Erbakan Hocam; canım ciğerim Hocam her zaman ama siyasi görüşler olarak “Yapma, etme.” Beni dinlemedi, biz 10 kişi ayrıldık. Şey etmedik ondan sonra yani öbür hadiseler sonra geliyor ve benim arkadaşlarım sonra gittiler siyasi parti kurdular Demokrat… Ben sözümde durdum, “Süleyman Bey yukarı çıkınca ben bırakacağım işi.” demiştim, ben hiçbir siyasi partiye gitmedim, hiçbir etkinliğin içinde olmadım şeyde. Yani ilkeli hareket ettim. Yani kurulan o diğer hükûmetlere girmedim. Yoksa bakan olmak için herkes şey yapar… Biz geçirdik o şeyi, attık onu artık o şeyimi. Ben yani istesem belki Doğru Yol’un genel başkanı da olabilirdim. Büyük havam vardı o dönemde, 93’te ama “Yapmayacağım ben bu işi.” dedim, “Ben işime döneceğim.” dedim. Bir seçim sonra döndüm işime ama bedelini ağır ödedim. Şeyim bu.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Çağlar, yine bu kayıtlarda -tabii sizin doğrulamanızı istiyoruz- Ziraat Bankasında o Coşkun Ulusoy’un Başkanlığı döneminde siz Ziraat Bankasıyla anlaşarak 242 milyar liranın üzerindeki borcunuzu 169 milyar olarak hesaplayarak geri ödeme planı oluşturduğunuz iddia ediliyor.

CAVİT ÇAĞLAR – Batırdılar, biz ödedik onu. Coşkun Ulusoy uçakta gidiyor, arkadaşlarına söylüyor: “Sayın Bakanı bir kazıkladım, gece uykuları kaçacak onun.” diyor. Rakamlar oradadır. Yaptıramazsınız, öyle kolay değil o işler Mehmet Bey. Banka Müdürüne diyeceksiniz ki: “Şunu şöyle…” Yok öyle şey, yapamazsın. Şu anda siz de yapıyorsunuz, yani iktidarda olan arkadaşlarımız var, olmaz öyle şeyler, kolay bir şey yapılamaz. İmkânı yok onların, öyle şeyin olmasının.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Affedersiniz, bununla ilgili olarak… Sayın Çağlar, hoş geldiniz diyorum ben de tekrar.

CAVİT ÇAĞLAR – Sağ olun.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Bu 11 Haziran 1993’te ANAP Genel Sekreter Yardımcısı…

CAVİT ÇAĞLAR – Efendim?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – ANAP Genel Sekreter Yardımcısı İçel Milletvekili Rüştü Kazım Yücelen’e…

CAVİT ÇAĞLAR -  Evet.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – …siz ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Coşkun Ulusoy hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğu…

CAVİT ÇAĞLAR – 93’te?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – 93’te.

CAVİT ÇAĞLAR – Ben mi?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Evet…

CAVİT ÇAĞLAR – Benim yok öyle bir şey ya.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sizin hakkınızda bulunmuş.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Sizin hakkınızda…

CAVİT ÇAĞLAR – Şey mi, o Rüştü Kazım Yücelen mi bulunmuş?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Evet ve 13 Ocak 1994’te bu dosyanın kayıp olduğu ortaya çıkmış gibi bir şey var yani onlarla ilintili olarak…

CAVİT ÇAĞLAR – Bilmiyorum, hiç… Bana hiç öyle bir şey gelmedi, davet edilmedim, hiç şey olmadı.

BAŞKAN – Enver Yılmaz Bey, buyurun.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Sayın Çağlar, hoş geldiniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Hoş bulduk.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – On buçuk ay ya da dokuz buçuk ay hapis yattığınızı söylediniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Tabii tabii, dokuz buçuk ay.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Dokuz buçuk ay.

Bir mahkûmiyet hükmü oluştu mu?

CAVİT ÇAĞLAR – Başta beraat etmiştik. Sonra Yargıtay bozdu. Sonra mahkûmiyet yapılıp bir daha bozdu. Ondan sonra…

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Suç neydi?

CAVİT ÇAĞLAR – Banka dolandırma… Bankayı alet ederek dolandırıcılık yapmış ama bankada ben hiç yönetim kurulu üyesi değilim, hiçbir şey değilim. Sonunda,  Meclisimizin çıkardığı kanunlarla mahkeme görülemez hâle geldi, dava ertelenip bitti bir tanesi. Diğerleri hep zaten beratla bitti. Bir İnterbank davası geldi.

ENVER YILMAZ (İstanbul) - 96 tarihinde İnterbank’ı Çukurova Grubunun sahibi Mehmet Emin Karamehmet’ten satın almanıza ilişkin usulsüzlük iddiaları var idi. Bir, bununla ilgili düşüncelerinizi aldıktan sonra, İnterbank’ın yönetim kurulu üyesi Teoman Koman oldu. Asker bir kişilik Teoman Koman ve TMSF’ye devredilme süreciyle birlikte yaklaşık 1,2 milyar dolar tutarında kamu zararı oluştuğu şekliyle bir rapor var ortada. Bir, Teoman Koman; iki, Etibank’ı satın almanızdan sonra da Orgeneral Vural Beyazıt’ı…

CAVİT ÇAĞLAR – Benim zamanımda değil, şey zamanında o… Biz ayrıldık, ben zaten bir ay kadar yönetimde kaldım, Dinç Bey’e devrettim, Dinç Bey’in zamanında Vural Bey geçti.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Yani iki bankanız da iki tane orgeneral var.

CAVİT ÇAĞLAR – Vural Bey’in bizimle ilgisi yok. Onu düzeltelim. Ben ayrıldım Etibank’tan.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Siz ayrıldıktan sonra bankadaydı.

CAVİT ÇAĞLAR – Tabii, tabii.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Peki, diğer yöneticiler hepsi yargılandı ve ciddi cezalar…

CAVİT ÇAĞLAR – Herkes beraat etti.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Beraat etti…

CAVİT ÇAĞLAR – Beraat etti, herkesin ismi beraat etti, hepsi; hepsi beraat etti.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Peki, o zaman Teoman Koman’ın uzmanlık alanı neydi de sizin bankanızda…

CAVİT ÇAĞLAR – Benim çok yakın arkadaşım Teoman Koman. 1978 senesinde Bursa Işıklar Askerî Lisesinde Albay. O zaman biz dost olduk onunla. 80 ihtilalı oldu, general oldu 81’de mi ne, dostluğumuz devam etti. Emekli olduktan sonra da “Gel Teoman Abi, bizim yönetim kurulumuzda ol.” dedim. Dürüst bir insan olarak bildiğim, bugün de sevip saydığım bir insandır. Bir şey beklentisi olarak değil.

Ve ben zaten şurada notlarımı almışım, 11/3/96’da Etibank Nergis Holdinge geçmiş bizim. İşte geçerken de -sonra çıkarttık- Karamehmet bize bu bankanın bize geçmesini, hazinenin izin vermemesi lazım Değerli Milletvekili çünkü gözetim altında. Biz sonra öğreniyoruz bunu. Ondan sonra -TMSF yöneticilerine teşekkür ediyorum- tekrar bütün şeyler incelendi, 250 veya 270 milyon dolar Karamehmet’e şey çıkartıldı, bizden düşüldü ama sonunda “Karamehmet ödemezse bunu senden de alırız.” “Peki, canım bizden de alın yani şeyini.” Şey olarak değil ve ben 11/3’te onu şey yapıyoruz, 12/3’te Mesut Yılmaz 52’nci Hükûmeti kuruyor. Notlarıma bakıyorum çünkü günlüklerimde… Yani ben siyasetteyken her günümün şeyini aldım bir gün bir şey olur diye, denir çünkü… Size de tavsiye ederim almanızı çünkü on beş sene geçti ama özel sektöre döndükten sonra hiçbir şeyin notunu almıyorum çünkü şeyi yok.

İşte oradan üç ay sonra da üç ay değil, altı hafta, iki buçuk, iki ay kırk beş gün, otuz beş gün, yirmi beş gün sonra da Hükûmet istifa etmiş. 11/3’te gitmişim, 21/6’da da İnter Yönetim Kurulundan ben de istifa etmişim. Ben ilk aldığımızda üç ay on gün yönetimde kalmışım. Sayın Mehmet Sağlam da benim yönetimimdeydi; Necdet Menzir benim çocukluk arkadaşım, o da benim yönetimimdeydi. Biz dedi ki: “Ya, bunu tam profesyonellere bırakalım.” Çünkü ben o zaman anladım, içini oymuşlar Bankanın. Şeyden çıkınca aldık. “Yemeseydin.” dedi bana Karamehmet, “Yemeseydin kardeşim.” “Ticaret yaptık.” dedi. “Al gel.” dedim ben. “Neyi alacağım?” dedi.

Ondan sonra yani şey hadisesi böyle ve bugün bunun bedelini ağır ödedik Değerli Milletvekilim ve TMSF orada, 700 küsur milyon dolar cash ve şu anda milyarlarca dolar tutan gayrimenkullerimizi ve 5 bin tane şu anda evi var, daha 20 bin konut yapılacak, hepsini devrettim; iyi niyetim. Ha, para artmıyor, “Tamam kardeşim, kapa.” Ha, kalan borcumuz da…

Bize 1 milyar dolar civarında fatura çıkardılar, 400 küsur da şeyden alıyorlar. Siz “1.200” diyorsunuz, 1,5’a yakın. Yani burada kamu bir şey kaybetmedi İnterbank’tan. Diğerlerini bilemem. Her şeyi tek tek sorabilirsiniz, hiç şeyi yok.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Evet, teşekkür ederiz.

CAVİT ÇAĞLAR - Ve şeyler elinizde, bir dakikada çevirin, sosyal sigortalara sorun, Nergis, Cavit Çağlar 1 lira, 1 kuruş…

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Evet yok.

CAVİT ÇAĞLAR – 10 binlerce adam çalıştırıyoruz. Dikkatinizi çekerim, işçimin 1 lira alacağı yok benden ve şunu şey edeyim, yarın beş yüz davadan yargılanıp bulunduğum üç dönemli hükûmetin hiçbir icraatından bir tek bana dava açılamadı. Yani şey değil. Kendi işlerimizle ilgili açıldı yani dolaylı da açıldı, verdik hesabımızı şeyin. Yani Teoman Bey olayı da budur. Benim yakın dostum.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Yakın arkadaşınız…

CAVİT ÇAĞLAR – Yakın arkadaşım.

BAŞKAN – Soru sormak isteyen milletvekilimiz var mı?

Buyurun Sayın Kıyıklık.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hoş geldiniz, teşekkür ederiz Cavit Bey.

Birkaç sorum olacak. Veli Küçük’le münasebetiniz neydi?

CAVİT ÇAĞLAR – Kimle?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Veli Küçük Bey’le.

CAVİT ÇAĞLAR –Veli Küçük’ü öyle şey tanırım, söyle, çok tanımam, fazla şeyim yok. Bir iki kere bizim otelde gördüm kendisini. Bizim Plaza Otele -o zaman bizdeydi- gelmiştir. Benim fazla şeyim yok. Hayalperest bir adamdı Veli Paşa. Ben hiç… Gelir, çay içerken orada, ben de gittiğimde görürüm. Hiçbir benimle şeyi yoktur. Yani onun görev yaptığı yerde… Bursa’da filan görev yapmamıştır yani basından da okudum, Kocaeli’de yapmıştır. Fazla şeyim yoktur yani hiç… Ama tanışıklığım var, merhabam var yani.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sizin bu Orhan Aslıtürk ve Gülay Aslıtürk’le bir alakanız oldu mu?

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır canım. Bunlar şey… Gülay’ı tanırım, Gülay bizim Partimizin Çatalca Belediye Başkanıydı, sonra da Şişli’den Belediye Başkanı oldu. Orhan Aslıtürk dolayısıyla bizim bazı ihracatlarımızı İş Bankası vasıtasıyla kapatmış. Orada ben bir gün şeydeydim, Cannes’daydım, Nice’te. Gülay’ı gördüm, şeyiyle gazeteye de geçti.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Kaçak olduğu dönemden bahsediyorsunuz?

CAVİT ÇAĞLAR – Evet, tabii. Gördüm orada. Adamı orada tanıdım, bir kere elini sıktım. Bir daha da hiç adamla yana yana gelmişliğim filan yoktur.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Daha çok, kayıtlara geçmesi için soruyorum bu soruları.

Hakikaten, çok böyle renkli bir siyasi hayatınız oldu o dönemlerde, ben de siyasetin içindeydim o dönemde. Belediye Başkanıydım ama çok yakından takip ediyordum. Bir ara, biliyorsunuz, Sayın Erbakan da sizi aday yapmak da istemişti, onu da biliyorsunuz.

CAVİT ÇAĞLAR – 99 seçimlerinde. Eve geldi; Şevket Kazan Bey, Faruk Çelik Bey, Altan Karapaşalı…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sonra bir gazetedeki yazıdan dolayı vazgeçildi ondan.

CAVİT ÇAĞLAR – Yok, “Hacı Annem izin vermedi.” dedim, onu mu diyorsunuz?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) - Hayır, bir gazete sizinle ilgili bir yazı yayınladı ve sonra Parti yönetimi bu konudan vazgeçmek zorunda kaldı.

CAVİT ÇAĞLAR – Sonra Fehmi Koru yazdı o şeyi.

Yani kusura bakmayın, karşılıklı olabilir bu cevabım, anında cevap veriyorum.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Yok, hayır, sadece kayıtlara geçsin diye sordum.

CAVİT ÇAĞLAR – Yok, şunun için ben de söyleyeyim. O gün Hocam da kendi aday olmak için arabayla Konya’ya gidiyordu. Devamlı, Konya’dan beni -o zaman 522’li telefonlar vardı biliyorsunuz arabalarda- Hocam bana ha bire bastırıyor, Erbakan Hocam: “Sana selam vermeyeceğim bundan sonra, illa kabul edeceksin, bizden milletvekili olacaksın.” dedi. Bir bana değil, rahmetli dayıma da. Dedi ki: “Biz Bursa’da en az 3-4 tane milletvekili seninle fazla getiririz, Şükrü Bey’i de Fatih’ten istiyoruz, bizim orası çok kuvvetli yerimizdir.” Bu da kayıtlara geçsin diye onu ben de söyleyeyim çünkü şu an hayatta olan arkadaşlarımız var bu konuşmalara şey yapan.

Evet Milletvekilim…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Diğer bir sorum da şu efendim: Şimdi, sizin için bir bilirkişiden -3 kişilik bilirkişi grubu- bir rapor verdi bankaya olan borçlarınızdan dolayı ve bu sizin de birçok konuda rahatlamanızı da sağladı. Ben o isimleri de şimdi söyleyeceğim: Profesör Doktor Hüseyin Ülgen Bey, Profesör Doktor Ahmet İncekara ve Doçent Doktor Yener Ünver. Bunlarla daha sonra bir ilginiz oldu mu bu rapordan sonra?

CAVİT ÇAĞLAR – Tanımıyorum, üçünü de tanımıyorum. Yani şeyden biliyorum yani varsa siz söylüyorsunuz yani o gün için ben orada görmüşüm. Yani bu raporların, Değerli Milletvekili, hiçbir mahkemeler için yaptırıcılığı yoktur. Kayıtları orada bellidir, ne borcu, ne alacağı varsa şeyin, o geçerlidir. Biz onunla öyle anlaştık, TMSF’yle “Kayıtlar neyse…” dedik…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Peki, 20 Ekim 1991’de Bakan oldunuz ve Devlet Bakanı olarak da bazı bankalardan da sorumlu oldunuz.

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır, hiçbir şey bağlı değildi bana.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Peki.

O dönemde gazetelere de yansıdı ve sonunda raporlarda yayınlandı, sizin 299 milyar TL bir borcunuz 176 milyar liraya indirilmişti ve bunlar da yüzde 50 basit faizle ve beş sene ertelenmişti.

CAVİT ÇAĞLAR – Biraz evvel Mehmet Bey o soruyu sormuştu, cevapladım Mehmet Bey’e o soruyu.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Yok, ben başka bir şey soracağım.

Şimdi o dönemde faizler yüzde 85-90’lardaydı, tahvil faizleri. Yüzde 116 ile yüzde 125’ler arasında da yıllık bileşik faiz… Böyle bir erteleme ve basit faiz gibi kıyaslamayı etik buldunuz mu?

CAVİT ÇAĞLAR – Kazıklandık o işte biz. Kazıkladı bizi o işte. O işte bizi Coşkun Ulusoy kazıkladı, her yerde bunu söylüyor. Ben o dönemde yeni Bakan olmamış olsaydım veya ben bu görüşmeleri yapsaydım ben kabul etmezdim.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Bir şey daha soracağım: Bakanlığınız döneminde, demin “hayır” dediniz ama kamu bankalarından da sorumlu bir Devlet Bakanlığınız vardı.

CAVİT ÇAĞLAR – Değildim Üstat. Şeyler var, hemen Kanunlar Kararnamelere yazın, bana nereler bağlıysa görürsünüz.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Yani böyle bir sorumluluğun olduğu söylendi. Siz bunu etik bulur muydunuz? Hadi…

CAVİT ÇAĞLAR – Biraz önce… Basını takip ettirirseniz size cevaplar çıkarır. Bana hiçbir yer bağlı değildi. Ben Parlamentodan sorumlu… Bir de Demirel beni hiç yanından ayırmazdı. Ben tamamen şeydim, hiçbir kurum bana bağlı değildi.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hiçbir kurum size bağlı değildi.

CAVİT ÇAĞLAR – Ama gücümüz o kadar şeymiş ki baksana Üstat, şey yapıyor… Ama Parlamentoda gücüm vardı. Neye gücüm vardı? Ben o gün için siyasiydim.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Kabinede?

CAVİT ÇAĞLAR – Gücüm vardı.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

CAVİT ÇAĞLAR – Gücüm vardı ama hiçbir zaman için, kendim için, hiçbir şey kimseden istememişimdir. Biraz evvel de söyledim, ben herkes gibi onuruna, gururuna çok düşkün bir adamım. Yani kendim için bir kere hiçbir şey isteyemem, hayatım boyunca…

BAŞKAN – Ahmet Toptaş Bey…

Siz araya girdiğinize göre tam soru sormayacaksınız değil mi?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Sayın Çağlar, biraz önce sormuş olduğum o soruyla alakalı şimdi 11/06/93 tarihli Milliyet gazetesi…

CAVİT ÇAĞLAR – Kaç efendim?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – 11/06/93 tarihli Milliyet gazetesinin bir haberi var.

CAVİT ÇAĞLAR – 93?

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – 93 evet. Ben hemen kısaca okuyayım isterseniz, müsaadenizle Başkanım.

“ANAP, Devlet Bakanı Cavit Çağlar ile Ziraat Bankası Genel Müdürü Coşkun Ulusoy ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında cumhuriyet başsavcılığına dün suç duyurusunda bulundu. ANAP Genel Sekreter Yardımcısı ve İçel Milletvekili Rüştü Kazım Yücelen’in yaptığı başvuruda şu görüşlere yer verildi: Devlet Bakanı Cavit Çağlar’ın sahibi bulunduğu şirketlerin daha kanuni takibe konulan borçların takibi için kanuni takipten vazgeçmek yanında önce tahakkuk etmiş alacağın 73 milyarlık kısmını silmek ve sonra da dört yıla yayılan kalan borca faiz uygulamamak suretiyle banka menfaatleri dışında hareket ederek görevlerini kötüye kullanan Ziraat Bankası Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Ulusoy ve Yönetim Kurulu üyeleriyle ile konu ile doğrudan ilgisi bulunan Banka üst yönetimi hakkında kamu davasının açılmasını, ilgili Bakan sıfatıyla Ziraat Bankası yönetimine baskı yaparak kendi çıkarlarına uygun söz konusu anlaşmanın yapılmasını sağlamak suretiyle görevini kötüye kullanan Cavit Çağlar hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılması için ilgili makamlara başvurulmasını takdirlerinize sunar ve neticenin bildirilmesini saygıyla arz ve talep ederim.” diye bir şey. Bunun neticesi ne oldu?

CAVİT ÇAĞLAR – Sizden öğreniyorum şimdi ben unuttum, hiçbir şey yok, öyle bir şey, böyle bir şeyden yargılanmadım.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Böyle bir şey söz konusu değil…

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır, yok böyle bir şey. Coşkun Bey’e varsa öyle bir şey, adliyeden o şeyler istenir.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Benim sorum  bitti.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Davaların hiçbirisinin kalmadığını, hepsinden beraat ettiğinizi söylediniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Evet. Bir tanesi ertelendi, şeyden…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hayır, benim elimdeki belgelerde de sizin iki aldığınız cezanın ertelendiği var. Birisi 8. Ağır Cezada, birisi de baş bir ceza mahkemesinde.

CAVİT ÇAĞLAR – Hangisi ceza?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – 22 Temmuz 2005’te bir ceza almışsınız üç yıl.

CAVİT ÇAĞLAR – Hayır. Onları bir düzeltiverin, bir şey yapın, isteyin onların şeylerini. Noksan gelirse ben size göndereyim. Benim bir tane…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Birisi de 15 Kasım 2006 tarihli duruşmada.

CAVİT ÇAĞLAR – Efendim?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – 15 Kasım 2006’da yapılan bir duruşmada da size yine üç yıl bir ay, oğlunuza da bir yıl altı ay verilmiş ve ertelenmiş ve bir de 1 Ocak 2007 tarihinde Etibank’ın zarara uğratılmasıyla ilgili dava da ve bu 27 sanıkla birlikte -Dinç Bilgin de bunlara dâhil, Şevket Önay Bilgin de dâhil- burada da dava, zaman aşımı süresi dolduğundan ortadan kaldırılmış.

CAVİT ÇAĞLAR – Dava bitmiş mi?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Bitmiş ama bu şekilde bitmiş.

CAVİT ÇAĞLAR – Ama dava devam ediyor daha, bitmemiş.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hayır, zaman aşımından ortadan kalkmış.

CAVİT ÇAĞLAR – Dinç Bilgin on altı sene mahkûmiyet aldı oradan. Bu davada ben yokum ki işin içinde. Sayın Başkan hukukçu…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Efendim, siz de varsınız, oğlunuz da var.

CAVİT ÇAĞLAR – Oğlum, orada bir ay, bir buçuk ay kalmış üst yönetimde. Bizim zamanımızda hiçbir şey olmamış. Onlar zimmetten yargılanıyorlar, biz bankayı…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) - Efendim, zimmet değil burada, sizin davanız zararı uğratmaktan dolayı.

CAVİT ÇAĞLAR – Ama yok Sayın Milletvekilim, onu isteyiverin. Hangi mahkeme?

BAŞKAN – Olmazsa şöyle bir şey yapalım yani eğer -teyiden, daha sonra bilgileri düzeltme bağlamında- bu dosya sayı numarası falan verildikten sonra o teyiden sorulabilir, bakılabilecek, netleştirilebilecek bir husus diye düşünüyorum zaten.

CAVİT ÇAĞLAR – Tabii, siz onu sorabilirsiniz, hani şeyim zaten. Bir tek ertelenen, İnterbank davası ertelenmiştir sonunda. Başta beraat ettik, Yargıtay sonra bozdu, tekrar şey ettik yani uzun bir serüven. Yani onun da kitabını basacağım.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Bu ertelenmeleri Etibank davasının diğer kısımlarıyla ilgili.

BAŞKAN – Tamam mı Feyzullah Bey?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ahmet Toptaş Bey, buyurun lütfen.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, hoş geldiniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Hoş bulduk Ahmet Bey.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Çiller’le ilgili değerlendirmeyi yaparken şöyle bir beyanınız var: “Tansu Hanım kendi başına giden, bildiğini okuyan bir şahıs, bir kimlikti. Biz de -sizin deyiminiz, özür dilerim- kendisiyle kedi-köpek gibi çekişirdik. Kimlerle çalıştığını bilmiyorum.” Yani Tansu Hanım, sizin partinizin Genel Başkanı. Daha önce bakanı, bakan arkadaşınız. Yanlış niteliyorsam düzeltin, karanlık bir tipleme yapıyor gibisiniz.

CAVİT ÇAĞLAR – Yok öyle değil, bu manada söylemedim. Söylemek istediğim şu: Başına buyruk. Yani sanki bir siyasi partinin Genel Başkanı değil, bir toplumun yani bir genel başkanı… Başka nasıl arz edeyim, sanki bu şirketin sahibi gibi hareket ediyor, o manada söyledim.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Anladım.

Şimdi, birlikte Bakanlık yaptınız, parti Genel Başkanlığına geldikten sonra da devam ettiniz birlikte siyasete.

CAVİT ÇAĞLAR – Bir müddet etmedim, sonra çok ısrarıyla kabinede görev aldım. Bir dönem tam…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Şimdi biz Sayın Çiller’i dinledik dün. Sayın Çiller, sizin de içinde bulunduğunuz ekibin istifasını değerlendirdi. Refahyol Hükûmetinin kurulduğunda siz ayrılacağınızı söylediniz, bir parti kurulduğunu, DTP…

CAVİT ÇAĞLAR – Sonra kuruldu.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Yani Hükûmet kurulduktan sonra, sizin arkadaşlarınız ayrıldıktan sonra sizin dışınızdaki arkadaşlarınız DTP’yi kurmuşlar. Sayın Çiller şöyle dedi: “28 Şubatın tek ve başlıca hedefi ve mağduru benim. 28 Şubat beni bitirmeye, Doğru Yol Partisini de parçalamak için yapılmış bir harekettir.” dedi. “Meclise bir boğa salındı, azınlık çoğunluk hâle getirilinceye kadar bana görev verilmedi, çoğunluğa görev verilmedi ama Meclisteki azınlık çoğunluk hâline getirilinceye kadar süreç uzatıldı, çoğunluk azınlık hâline geldi, azınlık çoğunluk hâline gelince de Hükûmet kurma görevi verildi.”

Tansu Çiller’i yakından tanıyorsunuz, ortak hükûmetlerde bulundunuz, aynı partide bu sürece kadar, Refahyol Hükûmeti kuruluncaya kadar devam ettiniz. Burada benim anladığım kadarıyla Sayın Çiller’in “Beni bitirmekle, Doğru Yol Partisini parçalayıp beni bitirmek için özel uygulamalar yapıldı.” dediği ve “Bu uygulamaları yaptı.” dediği şahıs da Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel.

Siz Sayın Demirel’e çok yakın bir insansınız. Hükûmet döneminde Bakanlık yaptınız. Sayın Çiller’in de sizin bakan arkadaşınız ve Partinizin Genel Başkanı. Siz -kendi deyiminizle- ısrar üzerine yeniden Kabineye girdiniz. Siz 28 Şubatı da gözlemlediniz içinde de bulunduğunuz Parlamenter olarak. Bu niteleme ne anlama gelmektedir bir tarif eder misiniz?

CAVİT ÇAĞLAR – Ahmet Beyciğim şimdi ben size 16/7…

BAŞKAN – Cavit Bey, bir uyarıda bulunacağım.

Sorularınızı tamamladınız mı?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Evet.

BAŞKAN – Sorular tamamlandı. Bir şekilde toparlayacak, hepsine cevap verecek şekilde özetlerseniz, toplantıyı daha…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Bunu bir yanıtlasın da belki açıklanmasını istediğim bir şey kalabilir.

CAVİT ÇAĞLAR – Şimdi, 8/7/96 günü rahmetli Erbakan Hükûmeti güvenoyu aldı. Biz 16/7 günü 10 arkadaş istifa ettik ve o istifamıza da gerekçelerimizi koyduk. Biz ayrıldık Ahmet Beyciğim şeyden, gerekçelerimizi de anlattık.

16/7 tarihinde, ben ayrılmadan bir gün evvel 15/7/96 yani 8/7’de güvenoyu alıyor Sayın Erbakan Hükûmeti, 15/07 tarihinde de ben Başbakanlıkta Sayın Erbakan Hocamla bir görüşme yaptım ve o görüşmede Sayın Cumhurbaşkanımız, Devlet Bakanı…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Çok affedersiniz, tekrardan o cümleyi…

CAVİT ÇAĞLAR – 8/7 tarihinde, Sayın Erbakan Hükûmeti, Refahyol Hükûmeti güvenoyu aldı. Ben ve 10 arkadaşım, ayrıyeten bizden ayrı olarak da Hüsamettin Cindoruk ve bazı arkadaşlar da ret reyi verdiler o gün.

15/7 günü Sayın Erbakan’ın daveti üzerine Başbakanlığa geldim. Beni Abdullah Gül Bey, Sayın Cumhurbaşkanımız karşıladı, o zaman Devlet Bakanı. Üçümüz bir görüşme yaptık. Çünkü bizim 16/7 tarihinde yani ertesi gün istifa edeceğimiz duyulmuş. Hocam istifa etmemem gerektiğini -ve bir şey daha söylemek isteyim: Ben Hocamla çok yakın, ailece gelip gideriz yani o kadar yakındık. Rahmetli dayım öldü; o, yaşlı hâliyle 97 yılında gece saat 12.00’de evimize geldi bize taziyeye. O kadar yakınız yani Hocamla ama biz siyaseti orada yapıyoruz. O iş ayrı bir şey- benim ayrılmamı, arkadaşlarımın da ayrılmaması gerektiğini benden rica etti. Dedim ki: “Hocam, biz bir yola çıktık. Bu Tansu Hanım’la bu iş yürümüyor. Allah sana sabır versin. Sen bununla götüremeyeceksin bu işi.”

Çünkü bu partiye getiren benim bu Tansu Hanım’ı esas zamanında. Dedik ki: “Yenilik yapalım. Bu eski ağabeyler biraz uzaklaşsın, yeni bu profesör bir hanım, işte daha modern bir insan, biz seçimlere 7-8 tane böyle arkadaşı şey yaparsak…” Tansu Hanım’ı tavsiye eden insan benim ama iç içe girdikten sonra uyuşamadık yani olmadı, şeyimiz tutmadı, takım oyununa, uymadı bize. Biz buradan istifa ettik. Yani burada Tansu Hanım kendisine karşı değil, esas, Tansu Hanım niye ekibini dağıttığını yargılaması lazım.

Yani, şimdi, ben enteresan bir şeyi daha size söyleyeyim: 18/6/97. O gün neyi hatırlatıyor? Sayın Başbakanımız Erbakan istifa etti. 11/6 yani yedi gün evvel gece saat 11.00. Balgat’taki Sayın Erbakan’ın evine ben… Altan Karapaşaoğlu Bey vardı, eski Milletvekilimiz, tanırsınız, o beni aldı arabasıyla ve Hocamın evine götürdü. Evde Fehim Adak Bey, Şevket Kazan Bey ve bir sürü  arkadaşları vardı. Hocam bana dedi ki: “Cavit Bey, sen her ne kadar bu partinin içinde değilsin ama senin etkinliğin hâlâ bunlara var. Ben ayrılacağım, Tansu Hanım’a söz verdim, sözümü tutmak istiyorum. Bu Hükûmeti Süleyman Bey, Tansu Hanım’a verir mi?” “Hocam, ben bunu Süleyman Bey’le konuşamam, söyleyemem; siz konuşun.” dedim. “Ee siz ne yaparsınız?” dedi. “Ben Tansu Hanım’ın Hükûmet kurmaması için rey vermem, ee arkadaşlarıma da ‘Rey vermeyin.’ derim çünkü bizi partimizden kopardı. Biz onu aldık getirdik, bizi kovulacak hâle getirdi, partiden gittik biz.” dedim ve Hocam yedi gün sonra istifa etti ve biz Hocamla devamlı irtibat hâlindeydik yani gelir… Mesela, Hocam Başbakanken Bursa’ya geldi. Ben kendi uçağımı verdim Hocama, Başbakanlık uçağıyla değil de benim uçağımla geldi. Çelik Palas’ta iftar verdi. Ben de Bağımsız Bursa Milletvekiliyim. Yani Sayın Başbakanımız olarak iftar yaptık ve konuşma yaptı, beni de konuşturdu orada.

Yani Tansu Hanım, bazı şeyleri tarihe not düşmesi için -yani ben onu suçlamak istemiyorum- kendinde arayacak. Bizleri niye tutamadı? Sen tutacaksın bizleri içinde.

Evet, Ahmet Beyciğim.

BAŞKAN – Eksik kalan husus neyse eğer…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Bir de Cumhurbaşkanı açısından durumu değerlendirmenizi isterdim.

CAVİT ÇAĞLAR – Şöyle, Süleyman Bey’le bire bir de bazı konuları konuşurduk. Fakat Süleyman Bey çok enteresan bir adamdır; hislerini ve yapacaklarını kimseye belli etmezdi yani ketumdur. Mesela, bakın, Süleyman Bey’e en yakın insanlardan biri benimdir yani yanından ayırmadığı, oğlu kadar sevdiği bir insanım. Mesela, çok kimse “Demokrat Türkiye, Cindoruk partiyi kurdular, Süleyman Bey kurdurdu.” derler, Ahmet Bey değil mi? Peki, bana niye teklif etmedi, edemedi veyahut da?

Ve bakın, ben o gün ayrıldım. İstifa ettiğim günden beri hiçbir siyasi partinin üyesi değilim ve her dönemde her siyasi parti benim onlarla görev almamı istemiştir bugüne kadar.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Yani Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisini parçalaması için…

CAVİT ÇAĞLAR – İşine gelmez parçalamak.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Tansu Hanım’ı bitirmek gibi bir şey…

CAVİT ÇAĞLAR – Tansu Hanım’ın Başbakanlığı zamanında iyi şeyler olmadı. Yani Tansu Hanım -bir devlet örf ve âdeti var Ahmet Beyciğim- uymadı, uyamadı veyahut da. Yani burayı bir şirket zannetti. Burası Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bazısıyla paylaşacaksınız.

BAŞKAN – Araya girip bu konunun tamamlanması açısından sadece kısa bir söz veriyorum, sonra tamamlayacağım.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Ben başka bir konuya geçmek istiyorum. Biliyorsunuz o dönemlerde cumhuriyet mitingleri oldu ve bu mitinglerde de Cumhurbaşkanlığının çok büyük etkisi vardı. Hatta bir senfoni orkestrasının bir yabancı adına vereceği bir resitalde de Demirel bütün televizyoncuların ve gazetecilerin önünde “İşte çağdaş Türkiye.” demişti.

CAVİT ÇAĞLAR – Ankara’da bir şeyde…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Çubuk’ta bir otelde verilen resital evet.

Ve Sayın Demirel o dönemde Cumhurbaşkanıydı ama çok etkili ve yetkili durumdaydı her yönden; askerlerle, DYP’deki muhalif olan herkesle -Sayın Tansu Hanım hariç- Sayın Ecevit’le, Sayın Yılmaz’la hemen hemen hepsiyle çok iyi bir diyalogu vardı. Ve 28 Şubat muhtırası değil, aslında bir darbesidir, bir darbe yapıldı o akşam, gece yarısı ve ondan sonra Hükûmette istikrar kalmadı, hızlı bir çözülmeye doğru gitti.

Size göre gerek 28 Şubattaki darbede gerekse 27 Nisandaki 27 Nisan muhtırasında Sayın Demirel neredeydi; neresindeydi yani bu darbelerde Sayın Demirel merkezde mi, karşı mı, yanında mı, en önünde mi?

CAVİT ÇAĞLAR – Şimdi, kişisel görüşümü mü soruyorsunuz burada benim?

BAŞKAN – Evet.

CAVİT ÇAĞLAR – Yani, kişisel görüşümü söylememi isterseniz, şimdi, on beş sene öncesiyle bugünü kıyaslamayalım.

Türkiye bir 60’ı görmüş, bir 80’i görmüş, arada bir 71 muhtırasını yemiş.

Biraz evvel basını anlattık. Bugün basının beli kırılmıştır ve her gün bunlar bu beyaz sayfaları kirletirlerdi. Bugün ben Sayın Başbakanı tebrik ediyorum, Aydın Doğan’a dersini vererek… Bugün biraz evvel eski bir gazeteciyi tanıyıp gördüm, dedim: “Nerede çalışıyorsun sen, Doğan Grubunda mı?” “Yok, ben ayrıldım.” dedi. “İyi, ne yapıyorsun?” “Gazeteciliği bıraktım.” dedi. Kenan Sönmez diye bir arkadaşım, eski gazeteci bu, tanırsınız çoğunuz, milletvekilliği de yaptı. “İyi yapmışsın, kurtardın kendini şeyden, bunların artık bir şeyi kalmadı.” dedim. Çünkü Türkiye değişti, dünya değişti. Türkiye süratle kendini uzaklaştırdı. O günün şartlarında…

Ben peki biraz daha açayım size. 11 Haziran günü Erbakan Hocam’ın evinde olduğumu söyledim. Altan Karapaşaoğlu Bey beni aldı götürdü oraya. Ben nereden gittim oraya? Şaşıracaksınız şimdi, Genelkurmaydan gittim oraya ben. Beni oraya Erbakan Hocam göndermişti Altan Ağabey’le beraber onun arabasıyla.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kim gönderdi efendim?

CAVİT ÇAĞLAR – Erbakan Hocam, Başbakan. “Cavit Bey, bir git, senin bunlarla aran iyi, bunlarla konuşuyorsun sen, bir yokla şunları.” dedi. Altan Ağabey geldi, arabayı dışarıda bıraktı, ben indim, girdim Genelkurmaya. 8.00’de girdim, 12.00’de çıktım -11 buçukta mı ne- Genelkurmaydan, Çevik Bir Paşa’dan. Bakıyorum, ters, “Ne yapacaksınız?” diyorum ben ona. “Peki, Tansu Hanım, başbakan olursa siz ne yaparsınız?” dedim. Baktım, adam şey, gülüyor, Allah Allah, konuştuk, konuştuk. “Peki.” dedim ama benim şeyden geldiğimi bilmiyor, Başbakan tarafından oraya gönderildiğimi. Bilen bir tek Altan Karapaşaoğlu Bey, o beni arabasıyla götürdü. Ben korumalarımı bıraktım, kendi arabam yok. Geldik işte Hocama anlattım. İşte o arkadaşlar geldiler hepsi. Dedim: “Hocam, bunlarda hayır yok, bunlar gemi azıya almış, sen burada kendi bileceğini yap. Tansu Hanım’a bu şeyi verirsen bunlar bu işe yol vermeyecekler.” “Sen ne yaparsın?” dedi. “Ben Tansu Hanım’a yol vermem Mecliste. Ya ben sana açıkça söyleyeyim, vermedim. Sana da bak şey ederim, seninle…” dedim. Her on beş- yirmi günde bir Hocayla oturup yemek yiyorum, gidiyorum, işte beraberiz yani Hocamla ve ondan sonra işte Hocam ayrıldı, bitti. Yani Süleyman Bey gelecek. Ben hiçbir zaman için Süleyman Bey’le bir şey... Yalnız, Süleyman Bey…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Süleyman Bey’in yeri neresi?

CAVİT ÇAĞLAR – Yeri şu: İyi balans yaptı, bunlara müdahale imkânını vermedi. Benim kişisel görüşüm. Yoksa bunlar… O günün şartlarına bakın, on beş sene evveline bir bakın. Bunlar bando mızıkayla tekrar gelirlerdi. Yani geçiştirildi bu, benim gördüğüm kadarıyla.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) - Yani Sayın Demirel...

BAŞKAN – Feyzullah Bey…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Yok, şunu söyleyeceğim.

BAŞKAN - Feyzullah Bey, lütfen, rica ediyorum.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Size göre Sayın Demirel orada demokrasiyi kurtardı.

CAVİT ÇAĞLAR – E, bugün için öyle. Yoksa… Sizin şu anda bunu konuşmanız çok rahat.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) - Ben o günde aynen böyle konuşuyordum.

CAVİT ÇAĞLAR – Yok, değil üstat, şimdi, bak, o gün…

BAŞKAN - Şimdi, Feyzullah Bey, yeniden siz sorularınızı sordunuz.

CAVİT ÇAĞLAR – Feyzullah Ağabey, bak, sen benim ağabeyimsin. Bak, ben de sizi çok iyi tanıyorum.

BAŞKAN - Cavit Bey, tamamlarsanız sorularınızı…

CAVİT ÇAĞLAR – Şimdi, şartlara bakalım, ben şimdi, demin çok güzel bir şey söylediniz. Ben Süleyman Bey’i çok seviyorum. Onun için politika yaptım yıllarca, kaldım ve hataları da vardır, günahları da vardır ama bugünün şartlarında bugün çok değişik bir ortamdayız ve şartlar, dünya konjonktürü yani onları, hiçbir zaman için bir kişiyi suçlamak çok kolay ama ben size canlı tanıkları gösteriyorum; Şevket Bey, Altan Bey, Fehim Ağabey, hepsi sağ. Bu konuşmalardan bir tek ölen… Daha da odada kimseler var, gece 3.00’e kadar beraberdik, ne yaparsın. Ben yanlarında oldum yani bunlara ben… Yoksa ne diye beni Değerli Hocam çağırsın, şey etsin.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Bir cümleyi anlayamadım da…

BAŞKAN - Çok özür diliyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Anlayamadım bir cümleyi yani isim yanlış geçmesin diye söylüyorum.

Dediniz ki: “O gün Genelkurmaya Hoca beni gönderdi, gittim.” Hocayla yaptığın o diyalogu anlayamadım.

CAVİT ÇAĞLAR – Hocam dedi ki: “Git, bunların bir havasına bak.”

BAŞKAN - Evet, çok net olarak cevap verdi ona.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) - Hayır, hayır, ben anlamadım; “Tansu Hanım’a vermeyin.” mi dediniz siz?

CAVİT ÇAĞLAR – Yok, ben bir şey demedim. Dedim ki: “Hocayla şeyin yaptığı anlaşma, Hoca bıraktıktan sonra Tansu Hanım’ın görev alması lazım.” Ne yapacakmış bu kadın o kadar. Ne yapacakmış ki Süleyman Bey.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hocaya geldiniz ne dediniz?

CAVİT ÇAĞLAR – Aynısını anlattım. Ben oraya şey yapmadım, bir şey yok ki.

Ama Sayın Milletvekilim, o ana kadar Altan Bey’le Hocam benim oraya gittiğimi biliyor, döndükten sonra diğer arkadaşları olaya müptela oldu.

Benden rica etti Hocam çağırdı, “Cavit Bey, oraya bir git.” dedi.

BAŞKAN – Konu anlaşıldı Sayın Bakanım.

Öncelikle, sorularımıza verdiğiniz yanıtlar için…

CAVİT ÇAĞLAR – Ve ben bunun haricinde Sayın Demirel’e hiç bahsetmedim Feyzullah Bey. Orada bizim aramızda kaldı ve kaldı bu konu, bak, hiç kimseyi şey etmedi. Fehim Ağabey’i ararsanız söyler. Altan Ağabey söyler, Şevket Bey söyler, Sayın Asiltürk Ağabey’imize söyler, orada hepsi.

BAŞKAN – Sayın Bakan, öncelikle, katkınız, katılımınız için çok  teşekkür ediyorum.

Her şeyden önce, biz, dediğim gibi, bir kez daha, ne bir yargılama, bir sorgulama faaliyeti içerisinde değiliz. Dönemin siyasilerini dinliyoruz. Anlattığınız dönem olağanüstü bir dönem. “Elbette ki hani bugünden düne baktığınız zaman farklı olabilir.” dediniz. Siz bu farklılıkları da ortaya koydunuz ama biz bugünün siyasetçileri olarak elbette bütün bu olanları yani siyasi yansımalarını çok olağan görmüyoruz, olağan görmemiz belki mümkün değil. Bunun gerekçeleri siyasi nedenler, düşünce yapınız da olabilir. Başka bir şeyse zaten onu dediğim gibi sorgulamak, yargılamak bizim görevimiz değil ama o gün Parlamento çatısı altında siyasi mekanizmalar içerisinde çözümlenebilecek bir problemin aslında siyasi mekanizmalar dışında çözümlenmeye çalışıldığının da önemli kanıtlarından birisi bence sizin buradaki ifadeleriniz oldu: “Yani Genelkurmay İkinci  Başkanının kurulacak hükûmette devir teslim kime yapılacak…”  En azından askerin bu konuda seçilmiş bir hükûmetin hangi konuda ne tavır alacaklarına ilişkin önceden bilgi alma istekleri bile aslında siyasilerin üzerinde ne tür bir psikolojik harekâtın yürütüldüğünün bence en önemli kanıtlarından bir tanesi.

O dönem de -dediğimiz gibi- bizim açımızdan hem olağanüstü bir dönem, bir darbe dönemi olarak nitelendiriyoruz. Dolayısıyla, yaşanan hiçbir olayı da birbirinden bağımsız olarak değerlendirmiyoruz. Siyasilerin o dönemdeki siyaset-asker ilişkisi veya askere göre siyasetin hizalandırılması veya talimatlandırılması, ona göre tutum aldırılması, bu baskının oluşturulması bile demokrasinin ruhuna aykırıdır diyoruz.

Bugün geldiğimiz noktadan daha ileriye gidebilmek ümidiyle diyorum.

Tekrar katılımınız, katkılarınız için çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

CAVİT ÇAĞLAR – Çok teşekkür ederim.

 
Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2012, 23:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8