Bursa'yı Vahdettin'in işgal etmesi

Tarihi olaylar, yıl dönümleri, ders çıkarmak, ibret almak yerine ve işgalci düşman kuvvetlerinin amaçlarını tanımak yerine hala bir iç hesaplaşmanın, asıl düşmanın işgalciler değil de eski yöneticiler olduğu vurgusu yüz yıldan beri resmiyet kazanmanın verdiği güven ve cesaretle devam etmektedir. Bu bağlamda özellikle batı illerinin Yunanlılar tarafından işgalinde Yunanlılardan önce Osmanlı idaresi daha çok suçlanır ve aşağılanmaktadır.

Osmanlı yönetiminin hatasız olduğunu kimse iddia edemez, etmemelidir. Ancak sosyal olaylar biri birlerinin nedeni ve sonucudur. Birisi olmadan diğerini anlamak, açıklamak mümkün değildir. Bir olayın kendisinden öncesi ve sonrasından koparılarak açıklanması ciddi ve düzeltilemez hatalara yol açmaktadır.

Milli Mücadelenin işgalciler kadar veya onlardan daha çok içerdeki işbirlikçilerine yani Osmanlı yönetimine karşı yapıldığı iddiasını sıkça tekrarlayanlardan birisi de eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’dur. Kendisi Genel Kurmay Başkanı olmazdan önce Kudüs’te ağlama duvarını ziyareti ile haber olmuştu. Türkiye’nin Genel Kurmay Başkanı olacak birisi ne münasebetle başında Yahudi Kippası ile ağlama duvarını ziyaret edebilir? Yahudiler orada ağlıyorlar ya da ağlıyor gibi yapıyorlar. Ama İlker Başbuğ’un da orada ağlaması ya da ağlıyor gibi yapması için ne gibi bir nedeni olabilirdi? Yine de onun bu ağlama törenli ziyareti Genel Kurmay Başkanı olmasını engelleyememişti.

Şimdi İlker Başbuğ 30 Ağustos öncesinde yaptığı açıklamada (Sözcü Gazetesi) 8 Temmuz 1920’de Yunanlıların Bursa’yı Hilafet Ordusu ile birlikte işgal ettiğini “Büyük Taarruzda düşmanlarla işbirliği yapan Vahdettin’in de yenildi” diyerek aslı faslı olmayan bir iddia ile haber olmayı başarmıştır.

General seviyesinden emekli olanlar, gerçek dışı ve tarihi tahrif edici konuşmalarını haberleştirecek medya organı buldukça haber olmanın verdiği haz ile konuştukça coşuyorlar ya da coştukça konuşuyorlar. Oysa Karacabey tarafından ilerleyen Yunan kuvvetleri karşısında başarısız olan Albay Bekir Sami Bey komutasındaki Türk kuvvetlerinin geri çekilmesi emrini Kemal Paşa TBMM’de kendisinin verdiğini açıklıyor. Çünkü Meclis’te Bursa’nın işgali nedeniyle o tarihte genel Kurmay Başkanı unvanını taşıyan Albay İsmet (İnönü) Bey ağır şekilde eleştiriliyor. Kemal Paşa, İsmet Beye sahip çıktığı gibi böylesi çekilmelerin askerlik icabı olduğunu iddia ediyor.

Meclis başkanlık kürsüsü siyah bir örtü ile kapatıldığı gibi aynı gün TBMM’de milletvekilleri bir de yemin ediyorlar: “Makamı Hilafet ve saltanatın, vatan ve milletin istihlas ve istiklalinden başka vallahi bir gaye takip etmeyeceğim.” (TBMM Zabıt Ceridesi, C.2, s.215)

İlker Başbuğ’un anlattığı hikâyeye bakılırsa, Bursa’yı Yunan Ordusu ile birlikte işgal eden Vahdettin’i kurtarmak için hem de Bursa’nın işgal gününde Ankara’daki milletvekilleri sırayla yemin ediyorlar. İlker Başbuğ, nasıl olsa ben eski genel Kurmay Başkanıyım, herkes benden duyduklarını “başüstüne” diyerek kabul edecektir gibi bir beklentiyle ve coşkuyla aklına esenleri konuşuyor.

Dönemin milletvekilleri, Vahdettin’in Yunanlılar ile birlikte Bursa’yı işgal ettiğini bilmiyor diyelim. Vahdettin’in işgalci olduğunu Kemal Paşa neden mecliste açıklamamıştır? Aksine Türk askeri birliklerinin kendi inisiyatifi ile şehri boşalttığını açıklayarak milletvekillerini teskin etmeye çalışmıştır.

Bir de işin şu tarafı da önemlidir? Bursa’daki askeri kuvvetler nereye bağlıdır? Ankara’ya. Kemal Paşa’dan İsmet Bey’den emir alıyorlar. Vahdettin’den emir almıyorlar. Bursa’daki askeri kuvvetler, Yunanlılara karşı başarılı olsaydı, o başarının itibarı Ankara hükümetinin olacaktı. Ama başarısız olup geri çekildikleri, hatta kuvvet kaybetmeyelim diye savaşmadan şehri terk ettiklerinde bunun sorumlusu Ankara Hükümeti ve oradaki komutanlar değil de İstanbul’da düşman kuşatması altındaki Vahdettin’in üstünde kalıyor.

Türkiye’deki emekli komutanların konuşmaları, yazmaları bir karamsarlık bir umutsuzluk telkin ediyor. Acaba vazifeli oldukları dönemde görevlerini de bu konuşmaları ve yazıları gibi mi yapmışlardır diye rahatsız edici sorular peş peşe çoğalıyor. Bu emekli komutanlar nasıl bir seçimle ve mantıkla tepe noktalara kadar gelebilmişlerdir?

Vahdettin’de bir kahramanlık bir deha özelliği yoktur. Böyle bir iddia da aklın sınırlarını zorlamak demektir. Elbette hain de değildir. Hain olsaydı, dönemin milletvekilleri onu kurtarmak için Mecliste yemin etmezlerdi. Ancak Bursa’yı Yunanlılar ile birlikte Vahdettin’in işgal ettiği gibi akla ziyan iddialar ile Ankara hükümetinin başarısızlıkları örtülüyor. Hangi konuda Vahdettin’in üzerine hücumlar var ise işte o konuda Ankara hükümetinin ciddi başarısızlığı ya da hatası var demektir. Elbette bu tutum İlker Başbuğ ile başlamış değildir. Ama o da ahir ömründe torunlarına tahsis edeceği zamanı akıl dışı bu iddiaları tekrar ederek harcamaktadır. Belki de torunları bundan dolayı şanslıdırlar.

Emekli komutanlar, Kemal Paşa ve ona yakın olanları öveceğiz diye bütün yanlışların, bütün kötülüklerin sorumluluğunu Vahdettin’in üzerine yıkma yarışı içindedirler. Yasal mevzuat icabı kimse onlara yaptıklarının tam tersine sonuçlar ortaya çıkardığını da söyleyemiyor. Meslek hayatları boyunca işledikleri bu yanlışları tekaütlük dönemlerinde de sürdürmektedirler.
YORUM EKLE

banner19

banner8