Çıkın O Gardıroptan!

Sadece kılık kıyafetimle değerlendirildiğim durumlar yaşadığım oldu. Belki de hepimiz yaşamışızdır.


Bir Cuma günü dersime gelen bir müfettiş, öğrencilerin içinde suratıma bakıp, yüksek sesle ‘Tıraşsız’ diyerek önündeki forma yazmıştı. O vakitler kıyafet fetişistleri şimdikinden daha fazla kelle kesen başkaldıran idiler. Ve ben haftada iki defa tıraş oluyordum. (Pazartesi ve Çarşamba günleri) Cuma günü tıraş olmuyordum. Çünkü Cuma günü sabah iki saat dersim vardı. Tıraş olma gereği duymuyordum. 


Sonra başka bir müfettişin, kapıdan bizim müfettişe seslenip, yanlış okula geldiklerini söylemesi üzerine, pılını pırtını toplayarak gitmek zorunda kalınca, “Gelmişken başka bir şeylerime de baksaydınız” dememe rağmen, bakamadan gitmek zorunda kaldı…


2013 yılından sonra memlekette serbest kıyafet konuşulabildikten sonra bile kılık kıyafet fetişistleri ve faşistleri kendilerini firavun belledikleri yerlerde kelle kesmeye başkaldırmaya devam etmişlerdir. 2018’de, bir kız lisesinin kendisi de kılık kıyafet mağduru müdiresi bunlardan biriydi. Öğretmen kadrosunu seçme inisiyatifini kılık kıyafet kriterine indirgemesi sebebiyle olmasa da, kim bilir hangi çamı devirdiğinden dolayı görevinden alınmış ve iyi olmuştur. Gardırop fetişizmi her kesimin faşist karakterlilerinde aynı ölçüdedir. (Bkz: https://sehirmedya.com/actin-gabayit-orttun-gabayit-makale,102305.html)
Gardırop devrimcisi olduğunu bildiğim bir okul müdürü, öğretmen olduğumu ve top sakal bıraktığımı gördükten sonra şöyle söylemişti: “Tayyip amcaları bunlara kıyafet serbestisi getirdi. Artık hippi gibi giyinseler de bir şey diyemeyeceğiz”


Tayyip amcamız kılık kıyafet serbestisi getirdiğinde şimdinin sözde özgürlük savaşçıları (!) kılık kıyafet özgürlüğünün cumhuriyet değerlerini yıkacağını söyleyerek karşı çıkmışlardı. O vakit şöyle yazmıştım:
“Okullarda ve resmi, dairelerde kıyafet serbest olsaydı ve Tayyip Erdoğan kılık kıyafet yönetmeliği çıkarıp, belirli bir kıyafet zorunluluğu getirseydi ne derdiniz?

‘Benim bedenim, benim kıyafetim’”
1930’lu yılların Musolini ve Hitler kafasından kurtulamayanlar geçmişte özellikle kadınların örtüsü ile üniversitelere ve resmi dairelere girmemesi gerektiğini, girmesinin mümkün olamayacağını iddia edip, tedavi amacıyla bile devletin hastanelerine sokmamaya kalkmışlardır. O vakitler, asker çocuklarının düğün ve yemin törenlerine bile alınmayan örtülü kadınların haberleri vaka-i adiyedendi.
Bugünlerde Kurtuluş Savaşında cephede cephane hazırlayan analarımız, muhtemelen kılık kıyafet yönetmeliğine takılıp askeri tesis ve cepheye giremeyecek, çağdaş cumhuriyetin hamuruna ilkel ellerini sokamayacaklardı (!)
Şimdilerde siyasal maslahat ve ittifak gereği örtülü kadınlarla poz veren bazı siyasiler, çok değil 5- 6 sene önce şiddet dozu yüksek söylemlerle cumhuriyet değerlerine (!) örtülülere karşı siper oluyorlardı. 
Ancak, dediğim gibi artık örtülü kadınları karşısına almak siyasi maslahata uymuyor. Süreç değişti. Örtülü kadınları, örtüleriyle devlet dairelerinde çalışma ve üniversitelere sokma başarısını kazanan lidere karşı kullanmak iktiza etmiştir. Dolayısıyla söylem değiştirmek gerekir. Dil değiştirmek gerekir… Ama heyhat… içlerinde sakladıkları öfkeyi, rövanşist duyguları daha ne kadar içlerinde saklayacaklar ki… Ve herkes saklamak zorunda mıdır? Ve Mümkün müdür…
Zaman zaman arıza verenler, format dışına çıkanlar olmaktadır.
Ne yani, Atatürk devrimleri deyince tek akla getirdikleri gardırop devrimi de olmasa daha ne kalacak?
Geçmişten beri, bir çarşaflı kadının çarşafını atması ile orgazm olan ilkokul müsameresi kafasını aşamamış insanlar Erbakan’ın dediğini yapıp, başörtülülere selam mı duracak?
Bu kadar da siyasi maslahat, oportünizm olmaz ki…
Verun gardıroplarumuzi…
Verun devrimlerumuzi…
 

YORUM EKLE

banner19

banner24