Corona belirsizlik dönemi

Yarın ne yapacaktık planlıydı. Bir ay sonrası, hatta bir yıl sonrası için yapılacaklar listemiz hazırdı ama denir ya kul plan yapar Allah da gülermiş, aynen öyle oldu. Corona çıktı bütün planlar bozuldu, her şey altüst boldu, gözle görülemeyen elle tutulamayan yarı canlı yarı cansız bir virüs insanlığın canına okudu, okumaya da devam ediyor. Her şey çöktü, ticaret, siyaset ve hatta ibadet, hepsi ama hepsi çöktü. Virüs çok zalim ve kendi mantığı çerçevesinde çok da adil. Zengin fakir, güçlü güçsüz, dinli dinsiz ayırımı yapmıyor, hepsini ezip geçiyor. Tüm dünyada hayat durdu adeta, üstelik hayatın devam edip etmeyeceği, edecekse de nasıl devam edeceği belirsiz. Türkiye’de topluluk halinde bulunulan bütün mekânlar kapatıldı, şimdilik sokağa çıkma yasağı ilen edilmedi ama sokaklar zaten kendiliğinden boşaldı, büyükşehirlerde böyle bir trafik rahatlığı epey zamandır görülmemişti.

Gördüğüm kadarıyla çevremdeki insanlar bir şekilde hayatı sürdürmeye çalışıyor ama kafalarında hep aynı soru, acaba yarın ne olacak ve daha da önemlisi acaba yarın diye bir şey olacak mı? Müslümanın havf (korku) ve reca(ümit) arasında yaşaması tavsiye edilir. Şimdiye kadar bunun anlamını tam kavrayamamıştık. Ümidimiz o kadar artmıştı ki neredeyse korku duygusunu içimize koyan Allah’tan dahi korkumuz kalmamıştı. Korku ümit terazisinde ümit tarafını hırslarımız ve ham hayallerimizle öyle doldurmuştuk ki korkuya yer kalmamıştı. Şimdi o kefeye korkuların en büyüğü gelip öylesine bir çöreklendi ki

hiç kalkacağa benzemiyor. Öyledir; Peyami Safa bir eserinde “ölü en büyük hatiptir” der. Ölü ve ölüm geldi mi herkes susar, yalnızca o konuşur, yalnızca o konuşulur.

Ne yapmalı peki? Bizim yapabileceklerimiz çok sınırlı, onu da yetkililer her fırsatta hatırlatıyorlar, ellerinizi sık sık yıkayın, mümkün mertebe evinizde kalın, toplu yerlerden uzak durun. Öyle yapacağız, yapmalıyız. Böyle zamanlarda sükûneti korumak ve yetkililer tarafından alınan tedbirlere harfiyen uymak çok önemli. Şu an tartışılacak zaman değil, sağlık güvenliğimizin yerinde olduğu dönemlere öykünerek muhalefet konforunu sürdüremeyiz. Yukarıda dedik, iyice anlaşılsın diye tekrar edelim; virüs ayrım yapmıyor zengin fakir, güçlü güçsüz, iktidar muhalif demiyor, katmış önüne süpürüyor. Ölüm kapıda uyan artık ey halkım! Üstelik kapıyı hiç bu kadar sert çalmamıştı. Yaşamı adam gibi paylaşamadık bari ölümü adam gibi karşılayalım. Birbirimizin hayatı ile oynamayalım, ecel birdir, vakti gelince herkes ölür amenna, ama sapık evangelistler gibi kıyameti önceye çekmeye de çalışmayalım.

Bu arada devletler virüse karşı değişik tepkiler verdi, hiç biri diğerine benzemiyor, en ilginci de İngilizlerin ki olsa gerek, bırakalım virüs herkese yayılsın, sürü bağışıklığı kazanalım diyorlar. İngiliz aklının ters çalıştığını bilirdik ama bu kadarı fazla. 70 yaş üstünü gözden çıkarmışlar ve Dadaloğlu destanındaki gibi “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” diyorlar. Büyük bir kumar oynuyorlar, kazanırlarsa ne ala ama kaybederlerse nüfusun yarısını kaybederler. Biz böyle bir kumar oynamayız, hem günah hem de bizim yaşlılarımız da canımız ciğerimiz, bırakalım ölsünler diyemeyiz, bu bizim kültürümüze de vicdanımıza da sığmaz.

Virüs illetinden çıkarılacak çok dersler var elbette ama önce en az hasarla bu işten nasıl sıyırılırız ona yoğunlaşmalıyız bence. Komplo teorilerinin havada uçuştuğu ve aklın iyice karıştığı bu dönemlerde yetkililere güvenmek ve onların aldığı tedbirlere uymaktan başka çare yok. Tabi bu yetkililere de büyük bir sorumluluk yüklüyor. Her şeyden önce kamuoyunu doğru bilgilendirmek, alınacak tedbirleri zamanında almak, hayatı gerektiği kadar yavaşlatmak, çok gerekirse duraklatmak, ama bitirmemek. Kolay iş değil Allah hepimizin yardımcısı olsun. Corona zamanı teslim aldı ne zaman geri verir bilemiyoruz, şimdi corona belirsizlik zamanı. Zamanı planlamayacağımızı, kontrol edemeyeceğimizi, bir virüsten acı bir şekilde öğrendik. Allah bu beladan kısa sürede tüm insanlığı kurtarsın ve daha beterlerinden korusun

YORUM EKLE

banner19

banner8