Cumhuriyetin temelleri

Türkiye tarihinde 1919 yılı daha çok kongrelerin etkili olduğu bir yıldır. Ancak kongrelerde, ne tarih sırasına göre ne de alınan kararların içeriğine göre bir tasnife tutulmazlar. Bir kongreye Kemal Paşa katılmış ise önemlidir katılmamış ise önemsizdir. Bu tutum resmi törenlerde, ders kitaplarında ve özellikle medyada kendini göstermektedir. Erzurum Kongresi’nden önce Kars sonra Balıkesir kongreleri toplandığı halde asla önemli sayılmıyorlar. Çünkü Kemal Paşa bu kongrelere katılmamıştır.

Bu durumda elde kala kal Erzurum ve Sivas Kongreleri kalmaktadır. Bu iki kongreden de Erzurum Kongresi çok önemli sayılmıyor. Çünkü kongrenin toplanması, ilan edilmesi Kemal Paşa’nın kararı ile olmamıştır. Üstelik Erzurum Kongresi’nde Kemal Paşa, general elbisesiyle kongre salonuna geldiği için şiddetli protestolara uğramıştır. Askerlik görevinden azledilen birisi, niçin general elbisesini giyer? Her ne kadar “sivil elbisem olmadığı için general elbisemi giydim” demiş ise de bu açıklama kongre delegelerini ikna edememiştir. Protestolar arasında, salondan ayrılıp, sivil elbise giyinmiş olarak geri dönmesi ile delegelerin tepkisi sona ermiştir. Ama Kemal Paşa’da protesto eden delegeleri, özellikle Gümüşhane’den Zeki Kadirbeyoğlu’nu, Trabzon’dan İzzet ve Servet beyleri hiç unutmamıştır.

Kemal Paşa Erzurum’a geldiği günlerde Padişah Vahdettin’in, padişahlık yani cülus yıl dönümüdür. Vahdettin bunun için İstanbul’da bir tören yaptırmamıştır. Ancak Kemal Paşa “bu kutlu olayı” unutmaz ve mevlit okutturup gerekli gördüğü yerlere telgraflar çekerek bu olayı kutlamıştır. Paşa kongreyi açış konuşmasını “En son olarak niyazım şudur ki Cenabı Vahibülamal Hazretleri’nin, Habibi Ekrem hürmetine, bu mübarek vatanın sahibi ve müdafii ve Diyanet-i Celilei Ahmedi’nin, ilayevmilkıyam harisi asdakı olan Milleti Necibemiz’i ve Makaamı Saltanat ve Hilafeti Kübra’yı masun ve Mukaddesatımızı düşünmekle mükellef olan hey’timiz’i, muvaffak buyursun!” diye bitirmiştir.

Kemal Paşa başkanlığındaki kongre heyeti Padişah Vahdettin’e çektiği telgraf ise daha çok öğreticidir: “Bismillah. Atabe-i ‘Ulya’ya….Ve buralarda, layezal olan Hukukki Hilafet ve Saltanat’ın muhafaza ve kemakan bekasını, bir gaye addettiğini ve Cami’ai Osmaniyye ve İslamiyye’den ayrılmamağı, en Mukaddes bir mefkure sayarak, Kurretül’ayni Millet olan Hanedanı Celilüşşanları’nın ve Makaamı Akdesi Hilafetpenahileri’nin etrafında, bir kütle, fedakari olduğunu takrir ve tespit eylediğini, pür azm ü iman bir lisani sadakatle, Süddei Sebyei Hilafetpenahileri’ne arzeylemği,, en birinci vazife sayar. Ve bu mazhariyetle kesbi şeref ve bahtiyari eyler, Sevgili Padişahımız.”

Kemal Paşa’nın 1919 yılı boyunca kullandığı unvan ise “Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari” dir. Günümüz Türkçesi ile “Hazreti Padişahın onursal yaveri”. Kemal Paşa’nın Padişah Yaveri unvanı ile bir otorite temin etmeye çalıştığı, Padişah adına dayanarak bir iktidar oluşturmaya çalıştığından kuşku duyulabilir mi?

Buna karşılık “Cumhuriyetin temellerinin atıldığı şehir” unvanı Erzurum ve Sivas arasında tartışmalıdır. Temeller hangi şehirde atılmıştır? Erzurum hatta Sivas Kongresi ile ilgili hiçbir evrakta, öyle temeli çağrıştıracak ima yoluyla bile olsa en küçük bir ifade yoktur. Ancak bu iki şehrin yöneticileri törenlerde “cumhuriyetin temelleri bu şehirde atıldı” demeye bununla dinleyenleri, mutlu edip coşturmaya çalışmaktadırlar.

Erzurum Kongresi kararları da tahrif edilmeye, bağlamından koparılarak açıklanmaya devam edilmektedir. On maddeden oluşan kongre kararlarının ikinci maddesinde: “Osmanlı vatanının tamamiyeti ve istiklali millimizin temini ve Makaamı Saltanat ü Hilafet’in masuniyeti için, Kuvay-ı Milliyeyi amil ve irade-i milliye’yi hakim kılmak esastır” denilmiştir. Ancak duvarlara, kitaplara maddenin sadece virgülden sonraki kısmı yazılarak bambaşka bir anlam yüklenilmeye çalışılmıştır. Oysa Kuvay-ı Milliye’nin amilliği de irade-i milliye’nin hakimliği de vatanın bütünlüğünü ve saltanat ile halifelik makamının korunması için gerekli görülmüştür. Hepsi bu kadar.

Kongre kararlarında, tutanaklarında hiçbir şekilde “Türk” adı yer almamıştır. Buna karşılık “millet-i necibe” gibi muğlak deyimlere yer verilmiştir. 1919 yılında Milli Mücadeleye önderlik eden kadro henüz Türk adını kullanacak cesarete ve özgüvene sahip değildir. Milli Mücadelenin özellikle, İslam, vatan, millet ve padişahlık-halifelik makamı için yapıldığı açıklanmıştır.

Erzurum Kongresi kararlarında “manda ve himaye kabul edilemez” diye bir maddenin varlığı da sıkça tekrarlanmaktadır. Böyle bir madde de yoktur. Kongre kararlarının yedinci maddesinde ise: “Milletimiz insani, asri gayeleri tebcil ve fenni sınai, iktisadi hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Binaenalyh devlet ve milletimizin, dahili ve harici istiklali ve vatanımızın tamamisi mahfuz kalmak şartı ile altıncı maddede açıklanan hudutlar içinde milliyet esaslarına riayetkar ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin, fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız. Ve bu şeraiti adile ve insaniyeyi muhtevi bir sulhunda acilen takarruru, selameti beşer ve sükuni alem namına, ahassi amali milliyemizdir” diye açıklanmıştır. Bu madde ile manda ve himaye reddedilmiş değildir. Dönemin şartları için manda yerine muavenet (yardım) kelimesi kullanılmıştır. Memleketimize karşı istila emeli olmayan denilerek İtilaf Devletleri yerine ABD tarif edilmiştir. ABD mandasının (muaveneti) kabul edileceği ilan edilmiştir. Bütün bunların ayrıntıları Erzurum valiliği tarafından basılan: Fahrettin Kırzıoğlu: “Bütünüyle Erzurum Kongresi” adlı kitaptan okunabilir.

Hiçbir kongre padişaha rağmen yapılmış değildir aksine onun adına ve onun için yapılmıştır. Kemal Paşa Eylül 1921’e kadar “Türk Milleti” adını kullanmamıştır. Eylül 1922’ye kadar ise “Padişaha, İslam’a bağlılığını” vurgulamıştır. Siyasi tarihte takiyyenin ilk ve dikkat çeken örneklerini ortaya koymuştur.
YORUM EKLE

banner19

banner8