Dilini Öldürmek Dinini Öldürmek

Dilini öldürdüler önce, sonra yepyeni bir din yarattılar. 


İlk iş yüzlerce senedir kullanılan Osmanlıcanın ilk harfleri ve bugün ‘alfabe’ olarak andığımız yazı dili olan ا (elif)  ب (ba)’yı alıp Yunan alfabesi kaynaklı α (alpha), β (beta) ile değiştirmek oldu. Tabii bu zavallı Avrupalı sömürgeciler medeniyeti Yunan ve Roma uygarlıklarından öğrendiklerinden o Yunan hurufatını da yozlaştırıp A, B, C yapmışlardı çoktan. O yüzden adına ‘Alfabe’ deseler de işin aslı α (alpha), β (beta) idi. Osmanlı ا (elif)  ب (ba)’sını değiştirmenin önemi büyüktü aslında. 
Böylece hem Osmanlıca yazılı eserler yeni gelen kuşaklarca okunup anlaşılamayacak hem de bir taşla iki kuş vurulup en önem verdikleri mukaddes değerlerine ulaşımı güçleştirmiş olacaklardı. Sonraları da Mukaddes kitabın asıl dilinde okunması ve ibadete kâinat çapında bir çağrı olan Ezan-ı Şerif’in dili canlar pahasına değiştirilecekti.


Bundan sonrası kolaydı elbet. İnsanlara kendi âlimlerinin olmadığı, bilimin Avrupa’dan yayıldığı, martavalı anlatılıp kültürleri kötülenecek ve ondan uzaklaşmaları sağlanacaktı. Mandacı olduğu bilinen zat bu niyeti epeyce bir gerçekleştirdi de aslında. Ancak, hesaba katmadığı bir şey vardı. İnsanlar, siz ne kadar baskı yaparsanız yapın, imanları sağlam olduğu sürece ondan ayrılamazlar. İşte o yüzdendir ki her ne kadar karalamaya, aşağılamaya çalışsalar da nihai isteklerine ulaşamadılar. 


Bugün bilgiye ulaşma kolaylaştığı için de insanlar bilimin Avrupa’dan değil de Doğu’dan, ekseriyetle de İslam âlimlerinden geldiğini öğreniyorlar. Örnekleri hayli fazla olsa da epey çarpıcı olduğundan tek birini vererek geçeceğim ki bu da fazlasıyla kâfi olacaktır. 


Batı dillerinde Cebir (cebir dersinden bildiğiniz cebir yani) kelimesinin karşılığı nedir biliyor musunuz? Bilmeyenleriniz için ben söyleyeyim; Algebra yani sayılar teorisini, geometriyi ve analizi içine alan geniş bir matematik dalı. Müslüman alimlerce geliştirilen Cebir (manası "parçaların birleşmesi") dünya da Arapça adıyla anılıyor.


Maalesef bu bilgiler tedrisatta yok. Ya da müfredatın müsaade ettiği kadarıyla mevcut. Ne diyelim, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Kanunu) sağ olsun. Ne var ki, bizim düşüncemiz, Osmanlı’nın, Osmanlıca’nın layıkıyla müfredata alınıp öğrencilere mecburi ders olarak okutulması gerektiğidir. Öyle lalettayin (bu talihsiz kelime hep yanlış yazılır ve telaffuz edilir.) değil, hakkıyla.


Mesela bana İlkokulda Osmanlı’yı “Astığı astık kestiği kestik” diye öğreten ve gittiğim müze olarak açılmış (Bursa Muradiye’deki) Osmanlı evinde kan izleri aramama neden olan öğretmenim Vecihe Alpsoy’a pek de rahmet okuduğum söylenemez.


Diller canlı varlıklara benzer. Doğar, büyür, yaşar ve ölürler. İmanlı insanların dinlerini öldüremezsiniz ama dilleri öldürmek daha kolaydır. Bu Konfüçyüs’ün dediği gibi bir milleti öldürmeye çalışmak amacıyla yapılabildiği gibi daha masum görünen nedenlerle mesela ‘bilim adına’ da yapılabilmektedir. Dünya üzerinde bilim dilinin tek olması gerektiğini savunan ünlü biyoçeşitlilik (biodiversity) uzmanı bilim adamı (bilim insanı demeyeceğim işte! Var mı itirazı olan?) Avustralya Queensland Üniversitesi öğretim üyesi Dr Tatsuya Amano ve arkadaşlarınca yürütülen bir araştırmaya göre 2022'nin başında Amerika ve Avrupa’da toplam 2.500'ü aşkın dil ölmek üzere.


Köklerimizi korumak ve ecdat dilini öldürmemek elimizde…

YORUM EKLE

banner19

banner24