Diyanetin siyaseti

27 Mayıs darbecilerinden ama sonradan Devlet Bakanı yapılan Mehmet Özgüneş’in (D.1921-Ö.1992), “Benim için Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında fark yoktur” dediği bilinir. Bu cümleyi sadece darbeci bir topçu subayının kişisel görüşü olarak ele almak isabetli olmaz. Kemalist cenahın ortak görüşü gibi düşünmek daha gerçekçi olur.
Büyüyen, değişen, gelişen Türkiye’de, Diyanet’in 1924 şartlarında kalması mümkün müdür? Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü seviyesinde veya ondan daha alt bir düzeyde tutmak olabilir mi? Diyanet’in protokoldeki yerinin değiştirilmesi bile şikâyet konusu edilmektedir. Önceden gelip geçmiş hükümetler Diyanet’e ancak kırkıncı sırada yer vermişken şimdi Diyanetin 28 sıra atlayarak 12. Sıraya gelmesi bir felaket haberi gibi takdim edilmektedir. Protokol sırasını önceki hükümetler tayin etme hakkına sahipken şimdi hükümet niçin bir değişiklik yapamasın? Bugünün hükümeti hükümet değil de önceki hükümetlerin yaptığı her işi devam ettirmek zorunda olan bir memur kadrosu mudur?
Diyanet siyaset yapıyor diye ağlayıp sızlamaktadırlar. Bunun için verdikleri örnekler ibretliktir. DİB Ali Erbaş, yazar Kadir Mısıroğlu’na hasta ziyaretinde bulunmuş. Oysa O Mısıroğlu aşırı derecede Kemal Paşa ve CHP muhalifi imiş. Diyanet böylece siyaset yapmış. Hasta ziyareti için, hastanın siyasi görüşlerine bakmak hangi insani değerle bağdaştırılabilir? Bir hasta bizim siyasi görüşümüzde, bizim vazgeçilmez saydığımız parti başkanını övüyor ise ziyaret edilebilir aksi görüşte ise ziyaret edilemez takıntısı oldukça ilkel ve geri bir anlayıştır. Hasta ziyareti insani nedenlerle yapılır. Hastanın siyasi görüşüne, dinine, mezhebine, ırkına, aşiretine bakılmaz. Mısıroğlu gibilerine hasta ziyareti bile yapılamayacağı takıntısı içinde olanlar, insani değerlere ve düşünce özgürlüğüne düşman olanlardır.
Bugünün iktidarına karşı muhalefet çevreleri, adaletsizlik yapıldığı, haksız kazanç elde edildiği görüşlerini savunmaktadır. Diyanet’in siyaset yaptığını iddia eden muhalefet çevreleri, Diyanetten hükümete karşı, “adaletsizlik yapıldığı, haksız kazanç elde edildiği” gibi kendi görüşlerinin sahiplenilmesini beklemektedirler. Yani Diyanet muhalefetin iddialarını sahiplenerek hutbe, vaaz konusu ederse görevini yapmış olacak, muhalefetin iddialarına karşı ilgisiz kalırsa siyaset yaparak hükümetin tarafında yer almış olmaktadır. Bu mantığın çelişkisini anlatmaya kimin gücü yetebilir? Madem Diyanetin siyasete karışmasına karşısınız, o halde aynı Diyanetten niçin sizin görüşlerinizle birlikte hükümete karşı cephe alamsını bekliyorsunuz?
Diyanet’in en ağır şekilde eleştirilip mahkum edildiği konulardan birisi de DİB Ali Erbaş’ın laikliği eleştirir gibi bir konuşma yapmış olmasıdır. Laikliği doğrudan reddedememiştir. Sadece eleştirir gibi yapmıştır. Bu kadarı bile tahammül mülklerini yıkmaya yetmiştir. Yahu madem siz, laikliği partiler üstü bir konu saymaktasınız o halde DİB Ali Erbaş’ın konu hakkında görüş açıklaması niçin ayarlarınızı bozmuştur? Laiklik için mimarlar odası, Trakya göçmen kuşları derneği açıklama yaptığında doğal sayılırken, Diyanet’in konu hakkında görüş belirtmesi niçin düşmanlığınıza, kin ve nefretinize yol açmaktadır? Laiklik konusunda Diyanetin 1930’ların CHP görüşünü tekrarlamasını beklemek beyhudedir? Bu durum Ali Erbaş’ın kişiliğinden kaynaklanan bir sonuçta değildir. Türkiye değişip geliştiği, özgürleştiği gibi Türkiye’nin kurumları da değişmektedir?
Diyanetin protokol sırasının kırktan, on ikiye gelmesi de yeterli değildir. Diyanetin problemini protokol sırası olarak görmek büyük bir hatadır. Diyanete 1924’te, tek adam, tek parti şartlarındaki kuruluş sınırları, artık bir zincir durumuna gelmiştir. Diyanet, Müslüman bir halkın İslam hizmetlerini yeterli ve kâmil ölçüde yürütecek ise evvela kuruluş zincirlerinden arınmalıdır. Ali Erbaş, o zincirlerin kırılmasına olan katkısı ölçüsünde tarihte hayırla, saygıyla yad edilecektir. Aksi halde unutulup gidenler arasında, bir varmış bir yokmuş olacaktır. 1930’larda DİB Rıfat Börekçi CHP Ankara il başkanı bile yapılmıştır. Böyle bir örnekten utanmayanlar, şimdi Diyaneti siyaset yapmakla suçlamaktadırlar. Ali Erbaş, kendileriyle birlikte Mısıroğlu’na hakaret etmediği için, “laiklik ne ala bir şeydir” demediği için mahkum etmeye çalışmaktadırlar. M.S. 2021’in Türkiye’sinde, varlığını altı oka armağan etmiş yeni bir Rıfat Börekçi örneği beklemektedirler.
Günümüzde Diyanetin ihtiyacı evvela kuruluş kanununun kökten değişmesidir. Diyanet idari, akademik ve mali bakımdan özerk hale gelmelidir. DİB kendi çalışanları tarafından seçimle işbaşına gelmelidir. Diyanet protokolde on ikiden bir numaraya getirilse bile Diyanetin ihtiyacı karşılanmış olmaz. İdari, akademik ve mali özerklik gereklidir. DİB ister Tapu Kadastro Genel Müdürü isterse Meteoroloji Genel Müdürü gibi yalnızca ilgili bir bakanın uygun görmesiyle tayin edilme eksikliğinden ve o ilgili bakanın uygun görmesinden kurtulmalıdır. Bu da en başta kuruluş yasasının değiştirilmesiyle mümkün olabilir. Diyanetin sorunu kuruluşundan, kuruluş amacından kaynaklanmaktadır. Bugünün hükümetine düşen en acil ve ertelenemez sorumluluk ise yeni bir kuruluş yasası ile Diyaneti 1924 şartlarının zincirinden kurtarmaktır. İdari, mali ve akademik özerkliğe sahip olan bir Diyanetin, kuruluş amacı da felsefesi de daha kapsayıcı daha güven verici olacaktır. Hasta ziyareti bile tartışma konusu yapılan bir Diyanetten, İslam’ın ruhuna uygun hizmetler beklemek gerçekçi değildir. Ali Erbaş’ın fetöcülerle içli dışlı geçmişinin olması kişisel vebalidir, doğrudan kurumun geleceğini ipotek altına aldıracak bir konu olarak düşünmek apayrı bir yanlıştır.

YORUM EKLE

banner19

banner24