e-amiraller

Kod adı Servet; gerçek adı Serdar Atasoy 1974 yılında Denizli Babadağ’da doğuyor kasabada lise olmadığı için ortaokulu bitirince 1988 yılında İzmir Atatürk Lisesi’nde yatılı öğrenci olarak yerleştiriliyor.
 

Lisede Denizli’den tanıdığı Cansun Sarıyıldız (Bursalı okurlarımız bu ismi çok iyi tanır, tanımayanlar için FETÖ Bursa İl imamı) isimli ilahiyat öğrencisi vasıtasıyla Atatürk Lisesi’nin cemaat sorumlusu olan, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Yavuz kod isimli örgüt abisi ile tanıştırılıyor. Yavuz, hafta sonlarında Atasoy’u Alsancak’taki yatılı öğrenci yurduna götürüyor. Burada eğitim çalışmalarına katılıyor, Fetullah Gülen’in kitaplarını okumaya başlıyor. Yavuz, Atasoy’a “Servet” kod ismini veriyor.

Atasoy, üç yıl boyunca İzmir’de Yavuz’un sorumluluğunda kalıyor. Yavuz’un görevlerinden biri askeri okulları kazanabilecek öğrencilerin seçilmesi ve sınavları kazanabilecek şekilde hazırlanmalarıdır.
 

Serdar Atasoy 1991 yılında çalınmış sorularla Ankara Kara Harp okulunu kazanıyor.
 

1995 yılında Harp Okulu’ndan mezun olunca Tuzla’daki Piyade Okulu’na gidiyor. İki yılını buradaki eğitimde geçiriyor. Yavuz, bu kez İzmir’den İstanbul’a gelerek teması sürdürüyor. Maltepe semtindeki bir örgüt evinde buluşuyorlar. Yavuz, ayrıca Atasoy’u Altunizade’de bulunan FEM Dershanesi’nin en üst katında Fetullah Gülen’in yanına götürüyor. Önce büyük bir salonda namaz kılınıyor ve ardından gidilen küçük bir odada Fetullah Gülen, Atasoy’a “teğmenlik tek yıldızı” takıyor ifadeye göre. Atasoy, Gülen’in elini öpüp ayrılıyor.
 

2008’de İstanbul’da Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne Plan Subayı olarak atanıyor.
 

2010 yılında Kara Harp Akademisi’ne öğretim görevlisi olarak atanıyor.
 

2012 yılında Atasoy’un KKTC’ye buradaki Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’na Tabur Komutanı olarak ataması yapılıyor.


Atandığı her yerde bir sorumlu “abisi” ve sürekli terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen’in kasetleri ve kitapları okunuyor, ayrıca görev yaptığı her yerde ordudaki çalışma arkadaşlarının bilgileri “abilere” düzenli bir şekilde raporlanıyor, görev yaptığı birçok yerde taburunda görev yapan bazı subayların sicillerinin düşük verilmesi gibi isteklerle de karşılaşıyor. Bu ifadesi, örgütün hedef aldığı subayların sicilleriyle oynayarak önlerini kesme mekanizmasını nasıl çalıştırdığını gösteriyor.
 

Atasoy, 2016 yılı kasım ayında Dakka’dan Ankara’ya dönüyor. Kısa bir süre burada bekledikten sonra Erzincan’da bulunan 3. Ordu Komutanlığı’na atanıyor. 2017 yılında Erzincan’da FETÖ bağlantılı iddialar çerçevesinde gözaltına alınıp, ardından Savcılık tarafından serbest bırakılıyor. Daha sonra 2017 yılında Malatya’daki 2. Ordu Komutanlığı’na Harekât Başkanı olarak atanıyor. Bu konumuyla İkinci Ordu’nun bütün harekâtlarını izleyen kritik birimin başına geçiyor. Buradaki çok önemli bir ayrıntı, İkinci Ordu’daki görevini sürdürürken yine FETÖ iddiaları çerçevesinde soruşturma geçirmesi ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2019 yılında kendisi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesidir.
 

Ardından geçen yaz 23 Temmuz 2020 tarihinde yapılan Yüksek Askeri Şûra’da Serdar Atasoy tuğgeneralliğe terfi ediyor ve yeni rütbesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi son derece hassas bir göreve atanıyor.

 Ancak Atasoy, kendisiyle ilgili atama kararı Resmi Gazete’de yayımlandığı halde bu göreve başlatılmamıştır. Atasoy 2 Kasım 2020 tarihinde emekliye ayrılmıştır. Hakkında elde edilen yeni deliller çerçevesinde 27 Ocak tarihinde Ankara’da gözaltına alınan Atasoy, 1 Şubat Pazartesi günü Etkin Pişmanlık Yasası’ndan yararlanarak itirafçı oluyor.
 

Çok kısa bir özetini yazdığımız bu hayat, bir FETÖCÜ albayın 2020 yılında FETÖ ile mücadele edilirken aldığı terfi ve atandığı çok kritik görevi anlatmak ve hala çok büyük tehlike arz eden terör örgütü üyelerine dikkat çekmek için yazıldı.
 

Hafta sonu yaşadığımız emekli amiraller bildirisi haklı olarak görsel ve yazılı basında çokça konuşuldu.
Yazımızın başlığı e-amiraller; 
emekli amiraller,
elektronik darbe mesajı veren amiraller, 
kötü anlamında çocuklara söylenen e amiraller şeklinde değişik varyasyonda okunabilir. 
Bildiri; Montrö, Kanal İstanbul, Kemalizm, “Sarıklı General” gibi ipe sapa gelmez sanrılarla dolu cümlelerin ardından iktidara parmak sallayarak darbe imasını anlatan sondan önceki paragrafla bitiyor.
Bildirinin anlamsız içeriği, darbelerden alışkanlıkla yazılmış “Yüce Türk Milletine” cümlesi ve yayımlanma saati bildiriyi darbe çağrısıyla anmamız için yeterli gözüküyor.
Amiral olacak düzeyde eğitimden geçmiş bu tiplerin bu kadar boş bir metni imzaya açarak örgütlenmeleri ve yayımlarımı gerçekten çok ilginç.
Cumhurbaşkanımızın konuyla ilgili yaptığı açıklamada gerek Montrö, gerekse sarıklı general hakkında verdiği bilgiler herkesçe malumken bu bildiride gizlenerek Montrö kılıfı giydirilen başka bir sıkıntı olabilir mi? aslında emekli amiraller başka bir hikaye anlatırken başka bir şey için tehdit savurup, parmak sallıyor olabilirler mi?

Sanırım olabilir.

Yazımızın başındaki ilginç bir terfi ve görevlendirme fiyaskosunu paylaşmıştık çocukluğundan beri FETÖ ile iltisaklı, darbe gecesi bile görev yaptığı Bangladeş’den darbecilere “emredersiniz” yazan bir albay soruşturma geçirdiği halde nasıl takipsizlik kararına uğruyor, nasıl terfi ediyor ve nasıl çok önemli bir görevlendirme alabiliyor? (MİT devreye girmese bu adam hala general olarak çok önemli bir görevde olacaktı) işte bu olaylar bir daha yaşanmasın, TSK’da halen aktif görevde olup terfi ve önemli görev bekleyen kripto FETÖ cüler konusunda dikkatli olmak için 6 Şubat 2021 tarihinde bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanıyor. (Kararname Resmi gazeteden okunabilir)

Kararname; TSK’deki tüm terfi ve tayinlerde Milli Savunma Bakanlığını yani sivil idareyi yetkili kılıyor.

İşte bu e-amiraller ellerinden en büyük ve en umut bekledikleri bu oyuncağın alınmış olmasıyla TSK’yı kışkırtıyor, pervasızca saldırıyor olabilir mi?
Bence üzerinde düşünülmesi gerekir.  
Cumhur ittifakı liderlerinin dik duruşu, halkın hemen o geceden başlayarak kendiliğinden ve yaşanmışlıklardan kaynaklı olarak verdiği tepki ülkemizin yarınları için umut dolu hareketlerdir.
Bildiriye imza atanlar gözaltında ilk ifadede topu taça atarcasına “biz metni görmeden imzaladık” diyerek “barış” isteyen akademisyenlerinin mahçup gerekçesine sığınmayı tercih ettiler.
Soruşturmanın devamında, nelerin olup bittiğini, kimlerle irtibatlı olduklarını görme şansımız olacak.
Siyasilerin bu bildiri karşısında verdikleri tepkiler ise hiçbirimizi şaşırtmadı.
Sonuca bakarsak 15 Temmuz’da ki saflaşmalar aynı şekilde devam ediyor.
Uyanık kalmakta, dikkatli olmakta fayda var diye düşünüyorum.

Selam ve saygıyla.
 


 

YORUM EKLE

banner19

banner24