Eksikliklerimizi kabul edelim

Türkiye’nin daha doğrusu Türk siyasetinin geleceği herkes için merak konusu.

Birçok parti kuruluyor ve kurulma aşamasında…

Genç kesim ise eskiye rağmen bu oluşumlara daha sıcak bakıyor.

Bu tabi ki umut veren gelişme. Daha çok gencin demokratik kuruluşlarla fikrini beyan etmesi doğruya giderken önemli bir enstrümandır.

“Farklı görüşler çarpışarak hakikat tecelli eder”

Günümüzde 50 yaş üstü insanların koltuğunu genç kesime bırakması gelecek için, geleceğe yönelik gerekli enerjinin sağlanması için önemlidir.

Ancak enerji nasıl önemliyse deneyim de çok önemlidir.

Bu belirttiğim iki durum Türkiye’nin geleceği için kritiktir…

Devlet yönetimi ve kurumların kalkındırılmasının yanı sıra bir iş kurmada veya bir işe başlama durumunda bilgi alma, deneyimin aktarılması hayatidir.

Atalarımız “Bin bilsen de bir bilene sor” demişler…

Bu yukarıda anlattığım ilişkiyi herkes bilir ve onaylar. Doğru olarak kabul eder ama istisnai insanlar haricinde kimse uygulamaz maalesef…

“Ben oldum”, “ben tamamım”, “ben artık önemli biri oldum” gidi egonun söylettiği sözcükler insanı gerçekten bir yere götürmüyor.

Aslında biz “Sübhanallah” dediğimiz an eksikliklerimizi kabul ediyoruz, dille söylüyoruz.

Ancak bunu dille söylemek maalesef hareketlerimizi ve davranışlarımızı bu minvalde yönlendiremiyor.

Bir yönetici, bir müdür, bir patron önce birinci olarak, Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber kelimelerinin mantığını ve sistematiğini anlaması gerekiyor.

Bu kelimeler, Allah’ım sen eksik değilsin eksik olan biziz, Allah’ım verdiklerin için şükürler olsun ve Allah’ım sen en büyüksün…

Sistemsel olarak bakıldığında kendini merkezde gören, her şeyin kendi yüzünden sağlandığını sanan ve kendini büyük olarak gören insanlar bulunduğu toplumun ve kurumun daha iyi işler yapmasını engelliyor.

Deneyimlerime göre çalışanının çabasını önemsemeyen, ödüllendirmeyen ve aşağı gören yöneticiler çok başarılı veya çok kaliteli görünseler bile kimse tarafından sevilmeyen sadece koltuğu için hürmet gösterilen insanlar haline geliyor.

Egonun ardından ikinci olarak yöneticilerde, müdürlerde ve patronlarda bir alçak gönüllülük sorunu var kimse burnundan kıl aldırmıyor.

Sanki bu kesimdeki insanlar insanlara cebindeki para kadar hürmet gösteriyor. Sakın böyle bir insana işiniz düşmesin…

Üçüncü olarak da yönetici vasfındaki insanlarda eğitim ve kendini her an geliştirme arzusu eksik. 4 yıllık bir üniversite bitirmek yönetici olmak için tek şart olarak düşünülüyor.

Dünya artık bunu çoktan aştı. Üniversite değil başarılar, aldığın ödüller, okuduğun kitaplar, insanlarla ilişkilerin senin nasıl bir yönetici olduğunu gösteriyor.

Kimse tarafından sevilmeyen insanlar yönetici olsa ne olur olmasa ne olur?

Eğer siyasete, kamu kuruluşu yöneticiliğine veya bir işyeri patronluğuna soyunacaksanız. Bu 3 madde sizin şiarınız olmalı. Yoksa başka bir iş yap ve bu dünyanın, bu insanların ahını alma…

YORUM EKLE

banner19

banner8