Epistemolojik Ahlak…

İnsanlığın epistemolojik ahlakı bozulmuş’ diyordu bir arkadaşım. Epistemoloji, felsefede doğru bilgiyi, doğru bilginin ölçüsünü sorgulayan bir felsefi disiplindir.

Bilginin daha kolay ulaşılabildiği daha çok paylaşıldığı bir çağda yaşıyoruz. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla ve sanal alem vasıtasıyla herkes doğru- yanlış her bilgiye ulaşabiliyor. Bu bilgilerin yalan/yanlış olanını gerçek/doğru olanından, faydalı olanını zararlı olanından ayırmak gibi bir sorunu var insanların.

Hayatımızda hiç karşılaşmadığımız, karşılaşma şansına da sahip olmadığımız insanlar hakkında bir yığın bilgi akışına maruz kalıyoruz. Bu bilgilerden hareketle onlarla ilgili kanaat oluşturuyoruz. Her gün ellinin üzerinde haber izliyoruz ve dinliyoruz. Bunu bir nimet olarak ta algılıyoruz. Ama bu haberleri araştırma şansına sahip değiliz. Sonradan bu haberlerin birçoğunun yalan olduğu gerçeğini öğreniyoruz. Veya aslında 50 tane haberi izlerken her şeyden haberdar olduğumuz gibi bir algıyla asıl haberdar olmamız gereken şeylerden habersiz kalabiliyoruz.

Medyanın (sanal veya reel) insanları habere boğup aslında ‘habersizleştirme’ (dezenformasyon)  gibi bir işlevi olduğunu anlatan bir yazı okumuştum. (Enformatik cehalet- Nabi Avcı)

Çağımıza Enformasyon çağı demişler. Her şeyden - çok şeyden- haberdar kılınan insanoğlu haberdar olduğu birçok dram, zulüm, haksızlık, mahrumiyet  (kısaca Münker) gibi şeylere müdahil olamadığı için bir sürse sonra bunları kanıksıyor. Gün geliyor, etrafındakilere de müdahale etme refleksini kaybedebiliyor. Her şeye sanal bir tepki veriyor.

“Sizden biriniz bir Münker (olumsuzluk) gördüğünde onu eliyle düzeltsin. Eğer gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Eğer buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin” hadisini ironik olarak şöyle uyarlamıştım: “Sizden biriniz bir Münker (olumsuzluk) gördüğünde facebook/ twitter’da sızlansın”

Bir habere maruz kaldığımız zaman araştırmadan inanmamamızı, zanna tabi olmamamızı ve eğer bir insanın iffeti ile ilgili ise 4 şahit getirmeden inanmamamız gerektiğini Allah Kur’an’da bize söylüyor. Özellikle de bir insanın iffeti ile ilgili haberleri 4 şahit olmadan yaymak/ paylaşmak Allah’ın suç kabul ettiği ve cezalandırılmasını emrettiği bir buhtandır.

İyisi mi, haberleri izlerken ve paylaşırken bu ayetleri ve Sokrates’in testini dikkate alın.

Bir gün bir adam Sokrates’e: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?” der.

Sokrates: “Bir dakika bekle” diye cevap verir ve devam eder: “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor”. Adam merakla: “Üçlü Filtre?” diye sorar. “Doğru” diye devam eder

Sokrates. “Benimle arkadaşın hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir. Bu ona üçlü filtre dememin sebebi.

Birinci filtre: “Gerçek filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam olarak gerçek olduğundan emin misin?” Adam: “Hayır, aslında bunu sadece duydum.” “Tamam” der, “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun…

Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, yani iyilik filtresini. Arkadaşın hakkında bana söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?” diye sorar Sokrates. Adam Sokrates’e: “Hayır, tam tersi” diye cevap verir. Sokrates: “Öyleyse onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.

İşe yararlılık filtresi; bana arkadaşın hakkında söyleyeceğin şey benim için yararlı mı?” diye sorar. Adam şaşırarak: “Hayır! Gerçekten de değil!” Sokrates: “İyi o zaman. Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse ve yararlı değilse, bana niye söyleyesin ki!” der.

Zann’dan çok sakının.

 
YORUM EKLE

banner19

banner8