Evlatlarımızı bağımlılıktan sarılarak koruyalım

Geçmiş yıllarda zararlı alışkanlık bağımlılığı olan bireylere baktığımızda, ayrılmış ailelerde ilgisiz kalan ya da terk edilen bireyler olduklarını görmek çok yaygındı. Şimdilerde pandemi nedeniyle aynı adreste bile o kadar mesafeler var ki aile bireyleri arasında, teknolojinin de sosyal hayatta yaygın kullanılması sonucu, yan odalarda yaşayan aile bireyleri yalnızlaşıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan da bağımlılığa yol açan en önemli etkenlerin zayıf aile, yanlış arkadaş, mutsuzluk ve yalnızlık olduğunu anlatıyor ve diğer yandan da sosyallik, sosyal beceriler ve sosyal temasın bağımlılığın en büyük ilacı olduğunu anlatıyor:  “Bağımlıların çoğu yalnız. Sosyal izolasyon ve yalnızlık gençlerdeki bağımlılığın en büyük sebeplerinden birisi.” 


Bağımlılığın ardında yatan nedenlere bakarsak, psikiyatride de üzerine kapsamlı çalışılan bir konu olduğunu görmek mümkün. Bağımlılıkta beyindeki ödül ceza sisteminin bozulduğunu biliyor muydunuz? Tarhan, alan uzmanlarının tıbbi yaklaşımını şöyle anlatıyor: “Bağımlılığa psikiyatride ödül yetmezliği sendromu diyoruz. Beyin, ödüle doymuyor. Bu asır hedonizmi yücelten bir asır. Şu anda yaşam felsefesi olarak insanlara zevkinin peşinde koşmaları öneriliyor. Haz ve hız peşinde koşmayı ego ideali olarak sunan bir zamanda yaşıyoruz. Gençler zengin olmayı, ünlü olmayı, varlıklı olmayı ve hızlı yaşamayı hayal ediyorlar. Bağımlılık ve depresyonun sebebi sosyal virüstür. Bu virüsün adı hedonizm virüsüdür. Hedonizm virüsü, hazcılık, zevkcilik virüsü özellikle gençleri esir etmiş durumdadır. Gençlerde oyun bağımlılığı ve dijital bağımlılık şeklinde görüyoruz.” 


 Bağımlılık derken bahsettiğimiz tehlikeleri de açıklamak gerek; geçmiş yıllarda madde ve tüm zararlı içilen alışkanlıklardan bahsederken, günümüzde teknolojinin yanlış kullanımını da dahil etmek gerek. Ancak bağımlılığın türü ne olursa olsun kaynak aynı; yalnızlık ve zayıf aile bağları: “Dijital bağımlılıkta ya da madde bağımlılığında en büyük etkenin zayıf aile, yanlış arkadaş ve mutsuzluk olduğunu görüyoruz.  Bu üçü birleştiği zaman o kimse bağımlılığa aday oluyor. Evde aile bağları zayıf, huzur yok, cazibe yok, çekim yok. Çocuk yalnız kalmış. Böyle durumlarda arkadaş çevresi de kötüyse çok rahat bağımlılığa yönlendirilebilir.” 
Bireyselliği destekleyen, özgürleşmekten bahseden ve çocuklarımıza özgüven kazandırmayı onları yalnızlaştırmak sanan bir dönemde, bu yanılgıların  nelere yol açtığına bakalım birlikte: “Aile bağları zayıf olduğunda, evde kurallı ortam oluşturulmadığında, tatlı bir disiplin olmadığında çocuğun bağımlılığa yönelmesi kolaylaşıyor. Öyle olunca anne farklı, baba farklı söylüyor. Evde anne babanın koalisyon kurması lazım. Çocukla koalisyon kurulması lazım. Anne baba sorunları önce kendileri konuşacak, çözecekler, ondan sonra çocukla konuşacak. Anne ve baba farklı bir şey söyleyince çocuk kendi hoşuna giden neyse onu yapıyor. Çocuk her şeye karşı çıkıp itiraz ediyor ve karşı koyma davranışı geliştirir. Her şeyi protesto ediyor. Bu çocuk ancak sanal ortamda mutlu oluyor.” 


Şimdi şöyle düşünenler vardır elbet; çocuğun içinden geliyorsa aile ne yapabilir? Tabii ki çok şey yapabilir, önce evladını sarıp sarmalayabilir: “Evin ortamı huzurlu olursa gençler bağımlılığa yönelse bile oradaki sahte hayatı görüyor. Oradaki eğlence sahte, gülüşler sahte, arkadaşlıklar sahte. Genç bu sahteliği gördükten sonra vazgeçiyor. Bağımlılıkta, yeni kuşak gerçekten risk altında. Benmerkezciler, konforcular. Ancak anne ve baba olarak biz iyi örnek olsak onların düzelmesi, hatalarından dönmesi çok kolay. Çünkü temiz, pırıl pırıl çocuklar. Doğru ve yanlışı sosyal medyadan öğrendikleri için geçici olarak kanabiliyorlar. Eğer anne baba veya çevre iyi örnek olursa hemen toparlıyorlar.” 
Pandemi sürecinde sosyal mesafeden kimler şikayet ediyor hiç dikkat ettiniz mi? Orta ve ileri yaştaki bireyler yakınıyor ve yine aynı gruptakiler evlatları için şikayet ediyor; gençler eve kapandı diyerek. Gerek eğitim gerekse çalışma hayatında olan gençler, online sisteme geçmekten pek de şikayet etmediler. Onların yalnızlaşmasını çok da kontrolsüz bırakmamak gerek çünkü; “Bağımlıların çoğu yalnız. Sosyal izolasyon ve yalnızlık gençlerdeki bağımlılığın en büyük sebeplerinden birisi. Mutlu değil çünkü. Çocukta başka bir seçenek yok. Stres azaltma tekniği olarak yöneliyor ona. Stresini azaltmak için yöneliyor, rahatlıyor ama bu sefer rahatladıkça dozunu artırıyor. Bir müddet sonra hayatındaki tek ilgi alanı o oluyor. Dijital teknolojileri tabii ki kullanacak. Ama ihtiyacı olan kadar kullanacak. Biz internetin nesnesi olmayacağız öznesi olacağız. Biz yöneteceğiz, o bizi yönetmeyecek. Küresel bir salgın bu. Çocuklarımızı korumamız gerekiyor.” 


Bir de kalabalıklarda yalnızlaşmak var ne yazık ki; “Biz çeşitli koruyucu çalışmalar yaparken risk gruplarını ayırıyoruz, parçalanmış aileler var, çocuklar var özellikle bakım evlerinde devletin koruma altına aldığı çocuklar var. Bu çocuklar için yalnızlık en büyük sorun. Anne ve babanın olmayışı, sevgi yoksunluğu, empati yoksunluğu. Böyle kişiler duygusal ihmal yaşıyor. Duygusal ihmal yaşayan kimselerde mesafesiz terk edişler vardır. Ailede bir sorun yok gibi gözüküyor anne kendini eve temizliğe vermiş. Çocuğun karnını doyurup altını temizliyor ve doğru mutfağa gidiyor. Çocukta duygusal ihmal oluşuyor. ‘Annem beni sevmiyor, annem masadaki örtüyü daha çok seviyor’ diyor. Bizim kültürümüzde özellikle babalar çocuklarını herkesin içinde sevmezler. Bu eski düşüncedir. Çocuğa sevgisini mutlaka göstermelidir. Uykuda sev kültürü geçmişte kaldı, şimdi bir saat zaman ayır. Ailede de çocuklar sorulara yanıt alacak, alamayınca hadi beraber araştıralım diyecek. Öğrenen örgüt olacak. Anne baba hepsi öğrenecek. Ders arkadaşı ve yol arkadaşı olmalı. Arkadaş olunmaz diyorlar. Nasıl olmaz? Pozitif psikolojide hedef arkadaşı vardır. Hedef vardır giderken iki üç saat seninle ders çalışacağız dersin bu hedef arkadaşlığıdır. Çocuğunuzla bunu kurun. Birlikte eğlenin, gülün, ders çalışın. Evin lideri anne ve baba olmalı. Çocuğa bunu kaptırmamak lazım. Toplumsal normlar bozuldu, kale yıkıldı. İç kale var sadece, son sığınak ailedir. O da yıkılırsa aile yok olur. Anne baba çocuğa emir vermek yerine seçenek sunmalı. Çocuk özerklik duygusunu tatsın. Seçeneklerden biri cazip olmalı yoksa anne çocuk savaşları olur.” 


Biz bu toprakların insanları olarak şanslı saymalıyız kendimizi, “Bizi yine de bir arada Anadolu irfanı tutuyor. O da hızla tükeniyor. 20-30 sene sonra artık şimdiki yakın sıcak ilişkiler, Anadolu’da kalmayacak. Yeni kuşak evliliği ayak bağı gibi görüyor. Bu küresel hastalık bize de sirayet etti.  Şu an da genciz diye övünüyoruz ama 10 sene sonra nüfusumuz yaşlanacak.” 


 Şimdi bizlere düşen görev aile büyükleri olarak, evlatlarımız ve sevdiklerimizin evlatlarına sımsıkı sarılalım. “Sosyal mesafe var” elbette ancak fiziki sarılmadan da kucaklayabiliriz birbirimizi; dinleyerek, anlayarak, sorarak, sohbet ederek sarabiliriz. 
Unutmayalım, değer gören birey mutlu olur, mutlu insan da maddeye yönelmez. 

YORUM EKLE

banner19

banner24