Bir Barış ve Dostluk Elçisi; Dimitrios Katsikas Kapadokkis (1)

O bir barış elçisi… Adı, Dimitrios Katsikas. Şimdi soyadına, Kapadokya kökenli bir ailenin çocuğu olması nedeniyle “Kapadokkis”i eklemeye çalı

Bir Barış ve Dostluk Elçisi; Dimitrios Katsikas Kapadokkis (1)
O bir barış elçisi…
Adı, Dimitrios Katsikas. Şimdi soyadına, Kapadokya kökenli bir ailenin çocuğu olması nedeniyle “Kapadokkis”i eklemeye çalışıyor. Tam bir Türk dostu. Barışın ve kardeşliğin, Türk-Yunan dostluğundan geçeceğine inanıyor. Onun Türk-Yunan dostluğu için sakınmadan harcadığı zaman ve çabanın, “Türklerin Rumları katlettiği”ne değgin uydurma soykırım iddialarını gündeme getirmeye çalışan ülkesinin siyasetçilerine geçerli bir yanıt olacağına inanıyorum.
Dimitrios, 23 Nisan 1958’de Yunanistan’daki Larissa kentinin Omorfohori köyünde doğmuş. Köyünün adı “Omorfohori”, Türkçedeki “güzel” karşılığıymış. Köy halkının tamamı, Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan’da varılan “Mübadele Anlaşması” gereğince Kapadokya’nın Cemilli ve Ortaköy’ünden gelen göçmenlermiş. Dimitri anne tarafından Cemillili. Annesinin büyük dedesi olan Dimitrios Bezircioğlu, Yeşilhisar’da beziryağı üreticisiymiş. 1925’te büyük dede Dimitrios ile anneannesinin babası Nikolaos ve o sıralarda 18 yaşında bir genç kız olan anneannesi Ekaterini Yunanistan’a göçmüşler.
Dimitri ilkokulu köyü Omorfohori’de ortaokul ve liseyi Larissa’da tamamlamış. Daha sonra Selanik Üniversitesi’nin Dini Mimari Tarihi ve Felsefe bölümlerinden birincilikle mezun olmuş. Kapadokya’daki Aziz Yorgos Manastırı üzerine master yapmış. Şimdi doktora çalışmasını sürdürüyor. Üniversiteyi bitirdiği 1982 yılından bu yana, gerek ailesinin, gerekse Mübadele’de onları uğurlayanların ağlayarak andıkları Türk-Rum/Yunan dostluğuna adamış.
“ÖĞRETMENİM BAŞKA SÖYLÜYOR, EBEM BAŞKA”
Dimitirios, anneannesinden ve sözlüklerden çalışarak öğrenmeye başladığı Türkçesiyle, ta ilkokul yıllarından bu yana, iki ülke insanları arasındaki ilişkileri, iki ülke siyasetçilerinin bu ilişkilerdeki iniş çıkışları belirleyen olumsuz etkilerini şöyle anlatıyor:
“İlk ve ortaöğrenimimiz sırasında, gözlerimizde ‘at gözlükleri’ vardı. Tarihi tek yönlü olarak öğrendik. İlkokulda öğretmenimiz “Türklerden çok eziyet çektik, insanlarımızı topraklarından kovdular” derken; eve döndüğümüzde yaşadıklarını sorduğum anneannem; ‘Dimitri, biz Mübadele’de Kapadokya’dan ayrılırken hem bizler hem de bizleri uğurlayan yıllarca beraber yaşadığımız Türk komşularımız ağlayarak ayrıldık’ derdi. Kendi kendime ‘Ya öğretmenim yalan söylüyor ya da ebem’ derdim. Ancak ebemin bana yalan söylemesi için hiçbir nedeni olamazdı. Böylece yıllar geçti ben üniversiteye başladım. Hocam Prof. Dr. Yuannis Romanidis, anlattıklarıyla beni Kapadokya ve Türk-Yunan ilişkilerine döndürdü. Hocam özgür düşünceli biriydi. O tarihte yaşananları, her iki tarafı da objektif bir biçimde irdeleyerek anlatıyordu. 1982’de üniversiteyi bitirince, ziraatçı olan ailemden para alarak Türkiye’ye gelmek bana ağır geldi. Bir kafeteryada iki ay garsonluk yaptım. Bu arada Kapadokya’dan göç etmiş aileleri ‘Kapadokyalılar Kültür Derneği’nin Larissa şubesini kurmayı başardım. Çabalarımız sonunda Kapadokya’dan Yunanistan’a göç etmiş ailelerden 20 kişi ile birlikte, rüyalarımı süsleyen Kapadokya’ya geldik.
MEHMET EFENDİ: “ŞİMDİ EV DE ANAHTAR DA SENSİN”
“Ebemin anlattıklarına göre çizdiğim plana baka baka, bir haftalık bir gecikmeyle büyük dedem Dimitrios Bezircioğlu’nun evini buldum. Dedem, o sırada bu evi yeni yaptırmıştı ve Mübadele ile göç etmek zorunda kaldığında henüz bir haftadır bu yeni evinde oturmaktaymış. Çok az Türkçe biliyordum. ‘Kimi arıyorsun?’ diye sorsalar cevap veremezdim. Biraz tereddüt ettikten sonra kapıyı çaldım. Kapı açıldı, güler yüzlü bir ihtiyar çıktı, bir şeyler söyledi. ‘Ben Dimitiros’ dedim sadece.
Sonradan Mehmet Efendi olduğunu öğrendiğim ihtiyar, beni elimden tuttu, içeriye çekti. Arkadaşlarla birlikte içeriye girdik. Mehmet Efendi, kızları Selma, Safiye, Nermin, Emine ve Fatma ile bizi tanıştırdı. Eşine, çayı hemen ocağa koymasını ve yemek hazırlamasını söyledi.
Bizler, gördüğümüz bu yakın ilgiden şaşırmış kalmıştık. Derken Mehmet Efendi, bana evi gezdirmeye başladı. Ana eşiğin üzerinde, evi inşa eden ustanın oyarak işlediği büyük dedem Dimitrios Bezircioğlu’nun ismini gösterdi. ‘İşte onun torunu benim’ dedim. Yeniden oturma odasına döndük. Mehmet Efendi odadan dışarıya çıktı; bir sür sonra elinde büyük, siyah bir anahtarla döndü, anahtarı bana uzatarak; ‘Bu ev senin, madem döndün bu anahtar sana ait’ dedi ve ekledi; ‘Büyük deden buradan giderken –Bakarsın geri döneriz, evi sana emanet ediyorum Mehmet Efendi. Ama gelmez, kalırsak o zaman malın gibi helal olsun- demişti. Şimdi artık ev de senin, anahtar da.’
Ben ve beraberimdekiler şaşkınlıktan donakalmıştık, öyle duygulanmıştık ki anlatamam. Amacımızın atalarımızın oturduğu ve Türk komşularıyla birlikte yaşadığı yerleri görmek, o insanlarla tanışmak, buluşmak olduğunu anlatmaya çalıştım. Mehmet Efendi’nin güleç yüzü, insancıl davranışları, 58 yıl sora emaneti sahibi olduğuna inandığı kişiye teslim edecek kadar dürüst bir yapıda olması, anneannemin Türkler hakkında söylediği iyi şeylerin doğru olduğunu gösteriyordu. İki ülke insanının kaynaşması gerektiğini, bana en güzel bu davranış biçimini anlatmış, öğretmişti. Ben, Kapadokya kökenli bir ailenin çocuğu olarak artık bir misyon üstlenmeliydim. Siyasetçiler her ne kadar çıkar çevrelerinin oyunlarına gelerek iki ülke insanını zaman zaman düşman saflarda toplamaya çaba harcasalar da, biz karşılıklı dostluk ve kardeşlik ilişkilerimizi kurarak ve geliştirerek siyasetçilerin oyununu bozabilirdik. Mehmet Efendi’ye, eşine, kızlarına, köy halkına veda ederek ayrıldık. Yunanistan’a döndüğümüzde, genç kuşağı anlattıklarımıza inandırmakta büyük güçlük çektik. Ama sonunda başardık galiba. Artık benim orada, Kapadokya’nın Cemilli Köyü’nde bir evim vardı. Dernek olarak iyi ilişkileri kurmaya ve geliştirmeye karar verdik.”
Güncelleme Tarihi: 26 Haziran 2019, 18:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24