'Lozan'da güncelleme karşılıklı rıza ile olabilir'

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Hasip Saygılı, Boğazlar'la ilgili daha i

'Lozan'da güncelleme karşılıklı rıza ile olabilir'

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Hasip Saygılı, Boğazlar'la ilgili daha iyi şartlar oluşturma ihtimali bulunmadığını ancak azınlık okulları ve Patrikhane ile ilgili karşılıklı rıza ile düzenlenmeler yapılabileceğini belirtti.


Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasip Saygılı, Boğazlar'la ilgili daha iyi şartlar oluşturma ihtimali bulunmadığını ancak azınlık okulları ve Patrikhane ile ilgili karşılıklı rıza ile düzenlenmeler yapılabileceğini belirtti. Lozan Antlaşması'nın 95. yıldönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Saygılı, antlaşmanın, imzalandığı dönem şartları itibariyle başarılı olduğunu ifade etti.


Doç. Dr. Saygılı, Lozan'da sınır meseleleri, uyrukluk, nüfus mübadelesi, azınlıklar, harp esirleri, kapitülasyonlar dahil yabancılara uygulanacak rejim, Boğazlar'ın durumu ile Osmanlı borçları dahil ekonomik ve mali işlerin gündeme geldiğini hatırlatarak, "Yeni Türk devletinin bağımsızlığının daha Cumhuriyet rejimi kurulmadan uluslararası camiada tescil edilmesi ile siyasi, ekonomik, adli, mali ve iktisadi her sahada istiklalimize ket vuran kapitülasyonların kaldırılması başarıdır." değerlendirmesinde bulundu.


Antlaşmanın Türkiye'nin lehine ve aleyhine sonuçlanan maddelerini değerlendiren Saygılı, şunları kaydetti:


"Türkiye topraklarında bir Ermenistan kurulmasının Lozan'da asla gündeme getirilememesi ve siyasi bağımsızlığı gölgeleyen kapitülasyonlar ile Düyun-ı Umumiye rejimine son verilmesi, Türkiye açısından kesinlikle başarıdır. Müttefiklerin, azınlık vatandaşlarımızın bedel vererek fiilen askerlik yapmamaları gibi maşeri vicdanı sarsan imtiyaz taleplerinin karşılanmamasının kabul edilmemesi olumlu bir diğer sonuçtur. Diğer taraftan Musul meselesi çözüme kavuşturulamamıştır. Daha doğrusu İngiltere'nin kısa bir süre sonra istediği mecraya sokulabilecek bir hale konmuştur. Boğazlar'ın askersizleştirilmesi ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu gibi Türk hükümranlık haklarını zedeleyen hususlar, 1936 yılında Montreux ile giderilmiştir. Yine Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarında karşılıklı 30 kilometrelik hattın askersizleştirilmesi hükmü de 1930'lu yılların sonrasında kaldırılabilmiştir. Yunanistan'dan sebep olduğu ağır yıkım karşılığı uygun bir harp tazminatı alınamadığını söylemek de mümkündür. Batı Trakya'da bölgenin geleceği için halk oylaması yapılması yönündeki tezimiz ise gerçekleştirilememiştir. Birinci Dünya Savaşı öncesi parasını peşin olarak ödediğimiz 2 zırhlıya ait meblağı artık talep etmeyeceğimizi taahhüt etmemiz de bizim açımızdan ödediğimiz bedellerden birisi sayılmalıdır."



"Zafer ya da hezimet değil uzlaşma metni"


Saygılı, Lozan Antlaşması'nın imzalandığı dönemdeki şartlar içerisinde başarı belgesi gibi ele alınmasının yanlış olmayacağını ifade ederek, Lozan'ın bir zafer veya hezimet olarak algılanmasının ideolojik bir bakışın ürünü olduğunu aktardı.


Lozan'ın ne getirip götürdüğünün Milli Mücadele'nin hemen öncesi ile karşılaştırılması gerektiğini işaret eden Saygılı, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Batı Trakya, Musul ve Kerkük'ün kaybı elbette tartışılmalı ve konuşulmalıdır. Nitekim bunlar ilk ve ikinci mecliste tartışılmıştır. Nisan 1923'te Milli Mücadeleyi yürütmüş ilk meclisin kendini feshederek seçimlere gitme kararının alınmasının sebeplerinin birisi Lozan'ı onaylama ihtimalinin pek olmayışıdır. Üyelerinin tamamı bir iki istisna ile Gazi Paşa'nın tasvibi ile seçilmiş ikinci mecliste aralarında Yahya Kemal, Şükrü Kaya, Mustafa Necati ve Kılıç Ali'nin de bulunduğu bir grup, Lozan'ı ağır şekilde eleştirmiş ve kabul oyu vermemiştir. Ama Türkiye'ye bağlılıkları daha Birinci Dünya Harbi öncesinde neredeyse pamuk ipliği ile olan ve Mondros Mütarekesi esnasında artık terk etmiş olduğumuz Arap vilayetlerimizi, fiilen daha 1878'de İngiltere'nin eline geçmiş Kıbrıs'ı, 1911'de Trablusgarp Harbini kaybettiğimiz için İtalyanların eline geçen 12 Adaları ve 1914 yılında büyük devletlerin kararı ile Yunanistan'a verilen Ege adalarını Lozan’da kaybettiğimizi söylemek doğru değildir. Ancak Arap vilayetleri hariç daha önceki diğer kayıplarımız Lozan'da teyit edilmiştir. Sonuç olarak Lozan'ın her iki taraf için kesin zafer olmadığını, karşılıklı tavizlerle bir uzlaşma metni olduğunu söyleyebiliriz."


Lozan Antlaşması'nın, Osmanlı Devleti'nin son döneminde milletin istiklalini vesayet altına sokan adli, iktisadi ve mali kapitülasyonlara son vererek devleti bütün dünyaya bağımsız bir devlet olarak tanıttığını vurgulayan Saygılı, ancak Lozan'ın Boğazlar ile ağır tehditlerinin ise 13 yıl sonra diplomatik bir başarı ile Montreux'de kaldırılabildiğinin hatırlanması gerektiğine işaret etti.



"Lozan'ı revize ediyoruz' diye ilan etmeye gerek yok"


Antlaşma ile ilgili dönem dönem gündeme gelen güncelleme tartışmalarına da değinen Saygılı, Boğazlar rejimi konusu hariç, diğer konularda Türkiye'nin hak ve çıkarlarına uyumlu tashihler düşünülebileceğini söyledi.


Boğazlar'daki mevcut statünün 19. yüzyıl boyunca Osmanlı diplomasisinin uzun uğraşlar sonucu ulaşmak istediği bir statü olduğuna işaret eden Saygılı, "Bu statü her halükarda Türkiye'nin mutlak olarak lehinedir. Bu statü İkinci Dünya Savaşı öncesinde bizim için çok elverişli uluslararası ortamda perçinlenmiştir. Bugünkü konjonktürde Montreux'den daha elverişli şartlar tesis etme ihtimalimiz bulunmuyor. Mevcut statünün reddi, bizi imzacısı olmadığımız 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine götürür. Bu ise açık olarak geriye gidiştir." değerlendirmesinde bulundu.


Saygılı, azınlık okulları ve Patrikhane ile ilgili düzenlemeler yapılabileceğini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:


"Bu düzenlemelerin Lozan'ın imzacı tüm taraflarını müdahil ettirmeden ilgili ülke ile karşılıklı rıza ve tatmin ile yapma çareleri bulunmalıdır. Bunlar için 'Lozan'ı revize ediyoruz' diye ilan etmeye gerek yoktur. Zaten revize edilebilecek Patrikhane gibi bazı konular Lozan Antlaşması ve diğer mütemmim dokümanlarda bulunmamaktadır. Bu gibi konular 1930'lu yıllarda yapıldığı gibi düzeltilebilir. Ama Türkiye'yi yayılmacı ve bölgede nüfuz alanı kurmakla suçlayan ön yargı sahiplerine arayıp da bulamayacakları argümanları sunmak isabetli olmayacaktır." (AA)



Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2018, 14:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24