Tıpkı haşlanan kurbağa gibi…

Önceki gün kaleme aldığım fazla distopik yazıda değindiğim gibi dünyanın önde gelen bilim insanları henüz robotlar gelişimini tamamlayıp insanlı

Tıpkı haşlanan kurbağa gibi…
Önceki gün kaleme aldığım fazla distopik yazıda değindiğim gibi dünyanın önde gelen bilim insanları henüz robotlar gelişimini tamamlayıp insanlığı yok etme bilinci ve isteğine kavuşamadan yiyip bitirdiğimiz bu şekerden gezegenin çökmeye başlayacağına inanıyor. Yani aslında insanlık önümüzdeki 50-100 yıl içinde katil robotlarla ilgili değil iklim değişikliği ve küresel ısınma ile ilgili endişe duymalı. Küresel ısınmanın tam anlamıyla neyi ifade ettiğini bilmeden elbette konu ile ilgili endişe duymamız beklenemez. Atmosfer çeşitli gazlardan oluşur. Güneş ışınları atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki CO2, CH4, N2O, O3, CFC (kloroflorokarbon) gibi gazlar güneşten yeryüzüne gelen ısının bir kısmını tutarak yeryüzünün belirli sıcaklık derecesinde kalmasını sağlar. Atmosferin ısıyı tutma özelliği sayesinde denizlerin, okyanusların donması önlenmiş olur. Atmosferin bu ısınma ve ısıyı tutma özelliğine ise sera etkisi denir.


SERA ETKİSİ


İklim sistemi için önemli olan doğal etmenlerin başında sera etkisi gelir. Bitki seraları kısa dalgalı güneş ışınımlarını geçirmekte buna karşılık uzun dalgalı yer (termik) ışınımının büyük bölümünün kaçmasına engel olmaktadır. Sera içinde tutulan termik ışınım seranın ısınmasını sağlayarak, hassas ya da ticari değeri bulunan bitkiler için uygun bir yetişme ortamı oluşturmaktadır. Atmosfer de benzer bir davranış sergilemektedir. Sera etkisi sadeleştirilerek açıklanabilir: Bulutsuz ve açık bir havada, kısa dalgalı güneş ışınımının önemli bir bölümü atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşır ve orada emilir. Ancak, Yerküre'nin sıcak yüzeyinden salınan uzun dalgalı yer ışınımının bir bölümü, uzaya kaçmadan önce atmosferin yukarı seviyelerinde bulunan çok sayıdaki ışınımsal olarak etkin eser gazlar (sera gazları) tarafından emilir ve sonra tekrar salınır. Doğal sera gazlarının en önemlileri, başta en büyük katkıyı sağlayan su buharı (H2O) olmak üzere, karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve troposfer ile stratosferde (troposferin üzerindeki atmosfer bölümü) bulunan ozon (O3) gazlarıdır. Ortalama koşullarda, uzaya kaçan uzun dalgalı yer ışınımı gelen güneş ışınımı ile dengede olduğu için, yerküre/atmosfer birleşik sistemi, sera gazlarının bulunmadığı bir ortamda olabileceğinden daha sıcak olacaktır. Atmosferdeki gazların gelen güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle yerkürenin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç sera etkisi olarak adlandırılmaktadır. Tüm bu terimsel ve akademik açıklamalardan sonra işin özüne gelecek olursak, sera etkisi nihayette küresel ısınmaya sebep olmaktadır ve sanayi devrimiyle birlikte atmosfere salınan gazlardaki artış ve dengesizlik sera etkisini yoğunlaştırmış, insanoğlu kendi elleriyle üzerinde yaşadığı gezegeni kendisi için yaşanılmaz kılmaya başlamıştır.


KÜRESEL ISINMANIN SONUÇLARI


Küresel ısınmanın öncelikli kurbanları tahmin edebileceğiniz gibi buzullardır. Kutuplardaki ve yüksek dağlardaki buzulların hızla erimesiyle son 20 yılda deniz seviyesi 15-20 cm yükselmiştir. Bugün için 15-20 cm’lik bir yükselmenin çok da önemli olmadığını düşünebilirsiniz ancak oluşturacağı ekolojik sorunları bir kenara bırakıp doğrudan insan hayatına etkisine odaklanacak olursak; Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli’nde yer alan öngörüye göre, okyanuslar 2100 yılına kadar 28 ile 98 santimetre yükselecek. Bu Amerika’nın batı kıyısındaki birçok şehri sular altında bırakmaya yetecek bir miktar. Grönland’daki tüm buzulların eriyeceğini hesaba katan ürkütücü tahminler ise bu miktarın 7 metreye kadar çıkacağı yönünde.

Diğer bir sonuç ise Ozon tabakasının tahribatı. Ozon tabakası güneşten gelen ultraviyole ışınlarının çoğunu absorbe ederek bu ışınların zararlı etkilerinden canlıları korumaktadır. Atmosferin ozon tabakasının incelmesine neden olan ve insan aktiviteleri sonucu çok miktarda ortaya çıkan CFC gibi Halokarbon gazları, Ozon tabakasına göre daha fazla sera etkileri nedeniyle küresel ısınmayı artırmaktadır. Küresel ısınmanın kaçınılmaz sonuçlarından biri de elbette iklim değişikliği. BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre önümüzdeki 30 yıl içerisinde Bursa’nın havası Adana’ya, İstanbul’un havası Roma’ya ve Ankara’nın havası ise Taşkent’e benzeyecek. İsviçre'nin Zürih kentindeki ETH Üniversitesi’nde yapılan araştırmayı aktaran haberde, hava sıcaklıklarında yaşanan bu değişimin beraberinde yaşanamayacak şehirleri getireceği ve bu şehirlerdeki insanların muhtemel bir göç dalgası oluşturacağı öngörülüyor.



Ve belki de en savurganca kullandığımız nimet, su da bu küresel ısınmadan payına düşeni alacak elbette. Bireysel olarak düşündüğümüzde dişlerimiz fırçalarken musluklarımızdan delicesine akıttığımız, zaten yıkanması için makinaya dizeceğimiz bulaşıkları yarın yokmuşçasına temizlediğimiz, kurumsal ve toplumsal açıdan ele alındığında ise daha vahim bir şekilde israf ettiğimiz temiz su kaynağı kapasitesi de giderek azalacak. Afrika susuzlukla yıllardır boğuşuyor ve muhakkak suyun değerini biliyordur. Ancak biz özellikle son neslin çocukları, maksimum iki saatlik su kesintileriyle karşı karşıya kalan ancak iki saatin sonunda mutlaka musluğundan foşur foşur su akan nesil olarak susuzluğun ve su için savaşmanın ne demek olduğunu anlayamadığımızdan değerini de bilemiyoruz.

Akdeniz ikliminin hakim olduğu Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden etkilenecektir ve küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu ülkeler arasındadır. Fakat bunun bilincinde olan kaç kişiyiz bilemiyorum ve kişisel çabalarımız ne kadar yeterli olur? Zira yerküremizin en büyük düşmanı sanayi. Yani aslında küçük bir kısım insanın daha fazla zenginleşmesi için büyük çoğunluk el birliğiyle ve karın tokluğuna çalışırken, el birliğiyle dünyanın yok edildiğini de fark etmeli.

HAŞLANAN KURBAĞA SENDROMU


İşte bu noktada haşlanan kurbağa sendromuna geliyoruz. Sendromdan kısaca bahsedecek olursak; bir kurbağayı kaynayan suyun içine bıraktığımızda canhıraş bir şekilde zıplayacak ve kendisini öldürebileceğini fark ettiği sudan kurtulacaktır. Fakat aynı kurbağayı soğuk bir suyun içine bırakıp suyu dakikada 0,02 °C’den daha yavaş bir şekilde ısıtırsak kurbağa vücut ısısını ortam ısısına göre ayarlar. Su kaynama noktasına geldiğinde ise kurbağa bir şeylerin ters gittiğini fark eder ancak tüm enerjisini vücut ısısını ayarlamak için harcadığından sudan çıkacak gücü kendinde bulamaz ve haşlanarak ölür. Burada soru kurbağayı ne öldürdü? Kaynayan su mu, yoksa doğru zamanda dışarı atlamaya karar veremeyişi mi? Kurbağaya otopsi yapılsa teknik olarak elbette kaynayan suyun ölümüne sebebiyet verdiği görülür fakat doğru zamanda sudan çıkması gerektiğini fark edip bunu başarabilseydi hayatta kalacaktı. Dolayısıyla kurbağayı doğru zamanda sudan çıkmaya karar veremeyişi öldürmüştür.

Şimdi, tıpkı kurbağanın suyunun ısıtılması gibi küresel de aniden hissettirmeyecek şekilde yavaş yavaş ısınıyor. Bu durumda hepimiz tası tarağı toplayıp Elon Musk’ın Mars’ta kuracağı koloniye gidemeyeceğimize göre –ki uzayda başka bir gezegende yaşam kurulmasına bakış açımı İnterstellar şekillendirmiştir- yerküremizin daha fazla ısınmasına engel olmalıyız. Belki bizler değil ama gelecek nesiller küresel ısınma yüzünden değil, küresel ısınmayı zamanında durdurmayışımız yüzünden dünya üzerinde cehennemin demosunu yaşayabilir. Dünyanın döndüğü bir gerçek ama biz bunu hissetmiyoruz aynı şekilde yerküremizin ısındığı da bir gerçek fakat henüz tam anlamıyla hissedemiyoruz. Bu noktada suyun kaynamaya başlamasını beklememeli ve harekete geçmeliyiz aksi takdirde her şey için çok geç olabilir.

 
Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2019, 21:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24