Yalan merkezlerine değil işin uzmanlarına dikkat kesilin: Dezenformasyon motivasyonu bozuyor!

Bursa Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Sarıkaya Türkiye’nin, tarihin en büyük orman yangınlarıyla mücadele ettiğine dikkati çekerek, sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin bu büyük savaşa zarar verdiğini, ekiplerin motivasyonunu bozduğunu söyledi. Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ebubekir Gündoğdu ise, bu boyuttaki bir orman yangınını söndürmenin bütün dünya bir araya gelse bile çok zor bir ihtimal olduğunu savundu.

Yalan merkezlerine değil işin uzmanlarına dikkat kesilin: Dezenformasyon motivasyonu bozuyor!

Bursa Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Sarıkaya, yaptığı açıklamada, "Yangınlar geçmişte Türkiye’de hep oldu. Bundan sonra da olmaya devam edecek. Yangın sıklıkları artarak devam edecek. Bu doğal bir süreç, fakat son 8 gündür devam eden bu yangınlar sadece Türkiye’nin bir problemi olarak devam etmiyor. İtalya’da aynı anda başlayan 300 tane yangın devam ediyor. Amerika bir aydır devam eden yangınlar var. Sibirya’da son bir haftada 1,8 milyon hektar orman alanı yandı. Türkiye’deki ormanlık alanımız 22.9 milyon hektar, yani Türkiye’nin ormanlık alanının yüzde 10‘u kadar alan Sibirya’da yandı. Küresel ısınma yangınlarda doğrudan etkili. 40 - 45 derecelik sıcaklıklar ve düşük nem, zaten yanıcı maddeyi çok kolay yanar hâle getirmektedir. Kürsel ısınma artık bir problem olarak karşımızda duruyor. Ülkemiz şu ânda hiç karşılaşmadığı bir yangın yoğunluğu ve mücadele yoğunluğuyla karşı karşıya. Türkiye’de daha önce aynı anda başlayıp bu kadar büyük bir alana etki eden bir yangın görülmemişti" dedi.


" ŞU ÂN BİR SAVAŞTAYIZ"
Sarıkaya, özellikle sosyal medyada çok ciddi bir dezenformasyon olduğuna işaret ederek, "Orman yangınını hayatında görmemiş, orman ateşini bilmeyen kişiler, maalesef yangınlarla ilgili ve yörelerde yangınlarla mücadele eden kişiler hakkında olumsuz sözler sarf ediyor. Şu ân bir savaştayız. Yangınlarla savaşıyoruz ve savaş devam ediyor.  Eksikler olabilir, hatalar olabilir, ama şu yangın bir sönsün, bu mücadeleyi bir tamamlayalım, ondan sonra eksiklikleri, yanlışlıkları, oturur, hep beraber, üniversiteler olarak, devlet kurumları olarak, sivil toplum kuruluşları olarak değerlendirmeye alırız. Şu ân biraz sağduyuya ihtiyacımız var. Orman yangınları kapalı mekân yangınları gibi değil. Çok değişik ekolojik olayların yaşandığını bilmemiz gerekiyor. Çok yüksek sıcaklık dereceleri, yangın türbülansları, yangın sırasında oluşan hortumlar var. Buradaki yanan materyal, yangın hortumları ile atmosferin üst katmanlarına kadar çıkıp, kilometrelerce ileride bir başka alana düşüp tekrar yangın başlatabilir" diye bilgi verdi.


“KIZILÇAM YANGINLARA GENETİĞİ ALIŞIK BİR AĞAÇ"
Türkiye’deki orman yangınlarının yüzde 90'ının insan kaynaklı olduğunu ifade eden Sarıkaya, " Yangın çıkmadan önce önleyici tedbirlerin alınması önem taşıyor. Bu önleyici tedbirlerde eğitim en önemli yeri tutuyor. Ormanı günü birlik kullanan veya turizm sezonunda orman alanında hareketliliğe sebep olan kişilerin ormanı nasıl kullanacağını çok iyi öğrenmesi gerekiyor. Oradaki bir mangal ateşi, atılan bir sigara izmariti, bir kırık cam parçası orman yangınını çok kolay başlatır ve rüzgarla birlikte önüne geçilemez bir hâle getirebilir. Elektrik alanlarının altlarındaki orman alanlarının temiz bulundurulması lazım. Emniyet şeridinde, ormanın hemen yanına dayanıklı türler tesis edilir. Servi gibi, sandal gibi, akça, zakkum gibi türler hem yangının hızını azaltır, hem de bir yandan rüzgar perdesi oluşturarak orman içerisinde yangın sirkülasyonunun hızlı bir şekilde yayılmasına mâni olur. Yanan yerlerdeki orman ekosistemi kızılçam ve maki türleri; kızılçam bizim aslî bir ağaç türümüz. Bu ağaçlar yanmaya alışık. Yangına karşı kendisini genetik olarak hazırlamış olan bir tür. Dolayısıyla 3 ayda oluşan kızılçam kozalaklarının içerisindeki tohumlar içerisinde 8 ay canlı kalabiliyor. Kalperleri kapalı durumda yüksek sıcaklıklarda bile canlı kalabiliyor. Yangın sonrası süreçte bu tohumlardan tekrar kızılçam fidanları gelişebiliyor. Maki florası da yeni sürgünler verip boy atabiliyor. Sosyal mecralarda tartışılıyor, badem dikelim, zeytin dikelim gibi. Zeytin zaten yanan bir türdür. Diğer meyve ağaçlarını da tutup oraya getirip dikerseniz, ormanın ekosistemini ortadan kaldırırsınız ve genetik kirliliğe yol açarsınız." şeklinde konuştu.


"BÜYÜK YANGINLAR YERDEN SÖNDÜRÜLÜR, HAVADAN DEĞİL"
Sosyal medyada helikopter ve uçak tartışmaları olduğunu anlatan Sarıkaya, "Helikoptere uçağa olduğu kadar yer ekiplerine de ihtiyaç var. Evet havadan müdahale önemlidir, ama büyük yangınların en nihaî noktada söndürülmesi yer organizasyonları ile mümkündür. Yer ekiplerinin başarısı sayesinde büyük yangınlar nihayete erdirilir. Amfibik uçaklar 20 tona kadar su alabilir, bunları ancak sahil kesimlerinde kullanabilirsiniz. Fakat kırık arazi yapısında, topoğrafik vadi içlerinde bu uçakları kullanmak zor olacağından helikopterler ile müdahale yapılır. Orman Genel Müdürlüğü bu tür alanlarda orman içerisinde havuzlar oluşturmuştur. Helikopterler göle ya da denize ihtiyaç duymadan bu alanlardan su alıp yangına müdahale ederler" dedi.


"SEL VE FIRTINA İKAZI GİBİ AŞIRI SICAKLARDA HALK ORMAN YANGINLARINA KARŞI UYARILMALI"
Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ebubekir Gündoğdu ise, "Yapacağımız şu ân için kısmen yapıldı, orman içerisine vatandaşın giriş çıkışı engellendi. Özellikle kamp, piknik amaçlı orman alanına vatandaşı sokmamak lazım. Bunu tıpkı depremde yaptığımz gibi yapmalıyız veya selde meteorolojinin uyardığı gibi uyarmalıyız. Demeliyiz ki, önümüzdeki şu günlerde sıcaklık 40 derecenin üzerinde, nem yüzde 10’nun altında olacak. Kesinlikle ormanlara giriş çıkış yapmayın demeliyiz. En büyük tedbirimiz bu olmalı. Yangın uyarı planlarımız olmalı. Bunları günler öncesinden vatandaşlara duyurmalıyız. Demeliyiz ki, şu tarihlerde çok yüksek sıcaklık ve çok düşük nem beklentisi var, bu tarihler arasında orman alanlarına girmeyelim. Buna göre tedbir almalıyız" dedi.


"DOĞAYI TANIYAN NESİLLER YETİŞTİRMELİYİZ"
"Biz Türk toplumu olarak eskiden doğa ile iç içe göçebe bir toplumduk. Doğayı bilirdik, doğada nasıl yaşanabileceğini bilirdik" diyen Gündoğdu, "Ama gelişen teknoloji, sanayileşme ve günümüz şartları derken, son 20-30 yılda bunları unuttuk. Doğada nasıl yaşayacağımızı, neler yapacağımızı bilmiyoruz. Bizim tekrar tabiata uygun insan modelini geliştirmemiz gerekiyor. Pandemi olmasa bile küresel ısınma ile birlikte insanların doğayı daha çok kullanacağı da bir gerçek. Bunları düşünürsek daha çok yangın göreceğimiz kesin. Siz isterseniz buna 100 helikopterle müdahale edin, 150 uçak bulalım, bir orman yangınını çıktıktan sonra söndürmek çok zordur. Yangınların insan kaynaklı çıktığını da ele alırsak, en önemli tedbir, çıkmadan önce insanların bilinçlendirilmesidir. Son yangınlarda gördük ki, yangın artık ormanlık alandan yerleşim yerlerine, şehir merkezlerine çok hızlı gelebilmekte. Bununla ilgili organizasyonu arttırmak gerekir. Belediyelerin itfaiye ekiplerini, AFAD’ı, orman teşkilatının organizasyonuna ilave edip, şehirleri koruma üzerine yeni yangın organizasyonları da geliştirmek lazım. Ormanı, yanan bir yeri yangından sonra rehabilite etmek, kısmen de olsa yapılabilen bir şey, ama yanan bir canı yeniden geri getirmenin, turizmin bölgesinde o anları yaşayan bir turisti geri getirmenin bir yolu yok. Onun için yangın organizasyonumuzu da, şehirleri ve turizm bölgelerini korumaya yönelik geliştirmemiz gerekiyor" diyerek sözlerine tamamladı.
 

İhlas Haber Ajansı ( İHA )

Güncelleme Tarihi: 05 Ağustos 2021, 20:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24