Yeni Merinos üzerine…

Yeni Merinos’un dördüncü hizmet yılı münasebetiyle Büyükşehir Belediyesi bir basın toplantısı düzenlemişti. Biz de kulak misaf

Yeni Merinos üzerine…
Yeni Merinos’un dördüncü hizmet yılı münasebetiyle Büyükşehir Belediyesi bir basın toplantısı düzenlemişti. Biz de kulak misafiri olmak üzere davetlilerin arasına katıldık.

Fikrimizi baştan söylemiş olalım. Bu toplantı, Kent Konseyi Başkanı Semih Pala ve paralel açıklamalarda bulunan Belediye Başkanı’nın verdiği bilgilere bakılırsa, Yeni Merinos tesislerinin Atatürk’ün de arzuladığı müdebbir tüccar zihniyetine kontra işletildiği yönündeki son günlerin Bursa medyasında yer alan tenkitlere bir karşılıktı…

Her neyse, yenildi içildi ve keyifli dakikalar geçirildi. Her ne kadar Bursalı olsak da, memleketimle  birlikte medyasının da yabancısı olduğumdan, mekanın bir dip köşeciğine sığınarak, erketeli bir tefekküre dalıp gittik…

Bendeniz efendim, demokrasiye karşı olduğum kadar Mercedes sahipliğinin de pek tasvipkarı değilim. Kimi dostlarım, hemen herkese ters gelen bu felsefi hayat tarzımın yanlış olduğunu söylerken derler ki,

Ticaret alemi, toplantılara gittiklerinde, birbirlerini   arabalarının marka ve modellerine göre değerlendirirlermiş… Demek ki, Hoca Nasreddin de, ‘Ye kürküm ye’sinde kürküne temennah çakarken,  bu çirkin sosyolojik gerçekliği vurguluyormuş…

Bu tarz-ı beşeri münasebet örfünü, af buyurun  insanlığa yakıştıramıyorum…

***

Bir ziyafet atmosferinin hakim olduğu Basın toplantısındaki ikramın çeşni bolluğuna  bakınca, Hoca’nın sosyolojik tahlilinin mutlak doğruluğu gözümdeki inandırıcılığını yitiriverdi. Öyle ya,  ne altımda bir Mercedes, ne de sırtımda bir kürk var iken, önüme sunulan ikramdaki çeşni  zenginliği, ne oluyordu mesela…

Öyle veya böyle, Hoca Nasreddin, şu meşhur kürk yorumuyla sakın ola, ‘kalemdarların’ Kalem’lerini de ima etmiş olmaya idi, asırlar evvelinden, mesela…

Seçimlere kadar önümüzde iyi kötü bir senelik zaman bulunuyor. Basın toplantılarının sadece birkaç konuyla sınırlandırılması da pek mümkün değil… Şu konu bolluğunda haftada iki toplantı tertip edilse dahi,  az bile gelir. Üç ilçe ve bir de merkez belediye ikramları, Mercedessiz bütçelerimizde, iyi kötü bir  düzelmeye yol açmaz mıydı. Eh, bu toplantıların bir kısmı da, akşam ziyafetleri havasında düzenlense, deymeyin keyflere…

Biliyorum profosyonel kalemlerin bu amatör çakma kaleme nasıl öfkeleneceklerini,

Biz”  diyecekler “sizler gibi, kalemlerimizi kiraya verenlerden değiliz”. El-Hak öyledir de…

Amma, şurası unutulmamalı. Ne siyasetin finansmanı ne de finansörleri tek boyutludur

***

Ha, buraya gelmiş iken unutmayalım…

Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olanlara Türk deniliyor. Ve biz Türkler her sabah “Türküm, doğruyum ve Çalışkanım” repliğiyle iman tazeleyerek yetiştiriliyoruz. Maliye bürokrasisiyle bu alanın uzmanları, Biz Türklerin  sosyal karakteristiklerinden bahsederlerken, yüzde altmışımızın imansız olduğunu özellikle vurguluyorlar.

Toplanması gereken verginin ancak üçte biri tahsil edilebiliyormuş…

Hem sonra canım, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı yok mu…

 
Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2013, 23:43
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8