Halifelik gelirse

Yeni Şafak Gazetesi yayın grubu tarafından çıkarılan Gerçek Hayat dergisinde, “Şimdi değilse ne zaman, sen değilse kim? Hilafet için toparlanın” cümlesinin kapak yapılması ile birlikte halifelik tartışması da yeniden ateşlenmiş oldu. Daha çok aleyhte yazılar ile Yeni Şafak yayın grubu ardından onun destek verdiği Ak Parti şiddetli eleştirilere maruz kaldı.

Kapakta yer alan cümleleri açıklayan derginin genel yayın müdürü Kemal Özer; “…İslam Birliğinin kurularak hilafet dahil yeni bir düzene yeni bir dünyaya yeni bir devre geçme fırsatı sunmaktadır.” Görüşü ile kapaktaki ifadeleri savunmuştur.

Özer yazısında İngiltere ile Türkiye arasında Lozan’dan önce gizli bir anlaşmanın daha yapıldığını, bu anlaşma ile Türkiye’nin “Halifeliği kaldırmayı ve İslam’ın öğretilmesinin yasaklanmasını” taahhüt ettiğini iddia etmiştir. Ancak bu gizli anlaşma için hiçbir kaynak göstermemiştir. İlerleyen zaman içinde kaynağını göstermez ise yazdıkları için kötü duruma düşmesi muhtemeldir.

Halifelik için çok şey yazılmıştır. En kısa şekilde “Müslümanların ortak idaresinin başkanlığı” demek mümkündür. Şunu da teslim etmeli ki bu tanıma uygun bir idare tarihte olmamıştır. Halifelik veya başka adlarla Müslümanların kurdukları idareler tarihte her zaman birden fazla olmuştur.

Halifeliğin gerekliliği başkadır, mümkünlüğü ise daha başka bir konudur. Günümüzde Müslümanların yaşamadığı bir ülke dünyada yoktur. Hemen her yerde Müslümanlar yaşamaktadır. Bu kadar dağınık Müslümanları tek bir yönetim altında toplamak mümkün değildir. Müslümanların birliğinin, halifeliğin önündeki ilk engel coğrafyadır.

Coğrafya engelini, “İslam Dünyası” diyerek aşmaya çalışalım. Böyle bir dünya var mıdır? Neresidir? Bu İslam Dünyasının üzerinde ittifak ettiği tek bir konu var mıdır? Yoktur. İslam Dünyası denilen bölgenin büyük çoğunluğu işgal altındadır. Bu bölgedeki yöneticilerin çoğunluğu, idarelerindeki halka rağmen ve yabancıların zorlaması ile iktidarlarını sürdürmektedirler.

Bazı çevrelerin büyük umut bağladığı D-8 ne işe yaradı? Kurulurken adının M-8 (Müslüman sekizler) olması, Mısır gibi ülkelerin itirazı ile D-8’e (Development/Gelişme-İlerleme) dönüştürülmüştü. İçinde Mısır, S.Arabistan, İran gibi ülkelerin bulunduğu böyle bir ittifaktan ne çıkabilirdi? Hiçbir şey çıkmadı. Yılda bir kere Dış İşleri Bakanları düzeyinde toplanır, hatıra fotoğrafları çektirip, kahve içerek dağılırlar. D-8’in İslam Dünyasının sorunlarını çözecek yegane organizasyon olduğunu söyleyen bazı kimseler olsa bile 23 yılda elde edilen sonuç bundan ibarettir.

Halifeliğin kaldırılması elbette yanlış oldu. Türkiye’nin zararına, İngiltere’nin faydasına oldu. Osmanlı Halifeliğinin meşruiyetine yönelen itirazların hepsi yanlış değildi. Ama geleneksel bir değeri, Müslüman topluluklar yanında olumlu bir karşılığı vardı. Islah edilerek, hanedanlık yerine bütün Müslüman toplulukların gönderdiği temsilcilerin katılacağı bir seçim ile meşruiyet itirazları aşılarak daha etkili gerçekçi bir kuruma dönüştürülebilirdi.

Müslüman topluluklar İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkelerin işgalinde iken bu nasıl yapılabilirdi? Bağımsız Türkiye ise kendi zararına bile olsa Halifelik kurumunu yok etmeyi övünülecek bir iş saymıştı. Günümüzdeki İslam Dünyası, 1920’lerden çok farklı değildir. Bu dünyanın önemli bir kısmı açık veya örtülü bir şekilde, ABD, Rusya, Çin, İngiltere gibi sömürgecilerin işgali altındadır. Bu işgale rağmen halifeliğe dayanan bir İslam Birliği mümkün değildir.

Halifeliğin geri gelmesiyle bütün sorunlarda çözülecek değildir. Hatırlanmalıdır ki Halifelik sahabe arasındaki iç savaşlara bile engel olamadı. Halifelik Osmanlılarda iken Osmanlı ordusu içinde, Türk, Arap, Arnavut, Kürt, Zaza gibi topluluklardan asker varken,  düşman orduları içinde de aşağı yukarı aynı Müslüman topluluklardan askerler vardı.

İnsan cinsini utandıran işleri, Çin yönetimi Doğu Türkistan Türklerine, İsrail yönetimi ise Filistinli Araplara yapıyor. Bu İslam Dünyası, bu D-8 ülkeleri Çin ve İsrail’e karşı ortaklaşa sözlü bir kınama dahi yapamıyorlar. Farz edelim ki Türkiye’den birisinin unvanı halife olsun, Uygur Türklerine, Filistinlilere karşı nasıl bir fayda temin edebilecektir?

Hayallerin mümkün ile sınırlanması insan cinsi için bir terbiye, bir olgunluk işaretidir. Mümkünü yok sayan hayaller ise insan cinsi için olduğu kadar ülkeler için de felaket nedeni olur. Ayasofya’nın açılması “yüz yılın önemli bir olayıdır.” Ancak buradan yola çıkarak, cezbeye tutularak, madem Ayasofya’yı açtık Türkiye’deki halifenin etrafında bütün İslam Dünyasını toplarız iddiası yeni felaketlerin kapısını açabilir. Hesapta olmayan bambaşka sorunların içine Türkiye’nin yuvarlanmasına neden olabilir.

Türkiye’nin kendi kendine yeter hale gelecek ölçüde güçlenmesi, Türkiye’deki yönetimin İslami değerlere rağmen şekillenmesi yerine o değerleri içselleştiren bir yapıya ulaşması ile Türkiye İslam Dünyasının birliğine daha çok katkı sağlayabilir. Bunun yerine hutbelerde göze hitap eden unsurların tarihi malzemeyle değiştirilmesi ise hoş bir anı sınırları içinde kalır.

YORUM EKLE

banner19