Hayat Pahalılığı ve Netflix Ucubesi

Tam da yazımı yazmaya hazırlanıyordum ki bizimkinin sesiyle irkildim. Komşuyla anlaşmışlar da pazara gidilecekmiş, onu söylüyor. Ben de biraz hayat pahalılığından söz edecek oldum, anında yedim fırçayı. Yok, efendim İngiltere’de de fiyatlar artmışmış, bütün Avrupa öyleymiş. Bizdeki fiyatlara şükretmemiz gerekiyormuş… Verdi veriştirdi. Ardından da başladı anlatmaya. Bu hayat pahalılığı ilahi olarak insanlara verilen bir ceza imiş. Diyor ki; 
Çöpü her atmaya gittiğimde ileniyorum. Torbalar dolusu ekmek, ucundan bir ısırık alınmış salatalıklar, kenarı azıcık çürümüş domatesler var inanabiliyor musun? Çöpe atmışlar yahu. O çöpe giden domateslerle iki tencere yemek olur. Böyle israf edilirse ilahi bir güç de pahalılığı musallat ediverir başına. Önce israfı önlemek gerek…
Allah’tan kız kardeşi aradı da bombardımandan kurtuldum. Bu defa da ona sardı;
Senin o gardırobunda kullanmadığın onlarca elbise var. Niye alıyorsun bu kadar şeyi? İsraf değil mi bu? Kullanmıyorsan bir ihtiyacı olana ver bari…
Ben usulca sıvışıp bilgisayarımın başına geçtim bizim zavallı baldız kem küm ediyordu o sırada.
Ne var ki, şöyle bir düşününce baktım ki haklı kadın. İsraf edilen meyve sebze ve ekmeğin haddi hesabı yok. Milletin en az beş on çift ayakkabısı var. Hiç ihtiyacı olmadığı ve kullanmayacağını bildiği halde alınan elbiseler, dekorasyon diye alınıp bir köşeye atılan objeler…
İsraftan vazgeçebilse insanlar keşke…
Neyse yazmak istediğim esas konuya geleyim ben.
Netflix’de bir Türk filmi var. Yılmaz Erdoğan’ın senaryosunu Güney Kore yapımı "The Grudge"dan uyarlayıp başrolünde oynadığı “Kin” adlı filmi “Grudge” adıyla pazarlıyorlar. İngilizce dublajlı olarak. Onu izledim geçen akşam. Filmin senaryosu, oyuncuları, kurgusu ile ilgili konuşmayacağım çünkü başka bir konuya fena taktım. Cidden sinirlerim bozuldu, bu rezalet ile ilgili olarak Netflix’e bir mail de attım hatta.
Dublajlı diyaloglarda Türkçe isimler sözde İngilizce telaffuz ediliyor!
Düşünebiliyor musunuz? Tuncay diye bir karakter var onun adını “Tunkay” diye telaffuz ediyorlar. Keza yer adları falan da öyle telaffuz ediliyor. Bu büyük bir saygısızlık, Avrupalı mabadı yalama ve de yalakalıktan başka bir şey değil. RTÜK’ün Netflix üzerinde ne etkisi olur bilemiyorum ama bunun mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Bu rezalete bir son verilip Türkçe isimler Türkçe telaffuz edilmeli.
Şimdi iki salak yırtık çoraptan çıkan ayak başparmağı gibi çıkıp “Ama yabancı seslendirme sanatçıları telaffuz edemiyor ki, ne yapsınlar?” diyecektir. Seslendirmeyi yapanlar bir isim telaffuz edemiyorsa seslendirme sanatçısı olarak piyasada dolaşmayacaklar kardeşim. Bu kadar basit.
Düşünsenize bir Türkçe dublajda adamın James olan ismi “Cames” olarak ya da kadının Joyce olan ismini “Coyce” olarak telaffuz ettiklerini. Daha fenası da var; Bir yabancı adı olan Dana’nın (Dayna olarak telaffuz edilir.) nasıl okunacağını söylemeye bile gerek yok her halde.
Böyle bir rezilliğe izin verilmemesi gerektiği kanaatindeyim.
Edep ya hu!
 

YORUM EKLE

banner19

banner24