Her 'fark' engel değildir

Üniversitedeyken sınıfta garip bir öğrenci vardı, kimseyle konuşmaz, kimsenin suratına bile bakmaz, derslerde söz almaz ama hiçbir dersi de kaçırmazdı. Notları da epey iyiydi. Kötü bir günümde –onun da şanssız bir günüydü sanırım- benimle konuşmaya karar verdi. Fakat bunu yaparken yüzüme bakmıyordu ve çok sessiz, çekingen ve anlaşılmayacak şekilde bana bir şey soruyordu. O gün kişisel problemlerim ve her şeyin üst üste gelme kanunun sonucu olarak kimseye tahammül edebilecek durumda değildim. O bana derdini anlatmaya çalıştıkça ben onu anlamamakta ısrar ettim ve hiç hoş olmayacak şekilde kendisini uzaklaştırdım. Sonra öğrendim ki arkadaş otizmliymiş, insanlarla çok kısıtlı bir şekilde iletişim kuruyormuş. Eğer o olay yaşanmadan önce otizmli olduğunu bilseydim muhakkak daha sakin kalmaya ve onu anlamaya çalışırdım. Gerçekten bazen talihsizlikler insanın yakasını bırakmaz. Umarım onun insanlarla konuşma cesaretini ve isteğini kırmamışımdır hoş bir daha benimle asla iletişim kurmadı ama inşallah başkalarıyla kuruyordur.

Bu olayı yüz yıl da geçse unutacağımı sanmıyorum. Çünkü hayat şartları zaten fazlasıyla zor olan birinin hayatının bir noktasına bir taş da ben koydum. Bunu elbette fark etmeden yaptım ancak fark etmek benim yükümlülüğümdü, onları fark etmek herkesin yükümlülüğüydü. Yalnızca 2 Nisan’da değil her an ve her yerde onların farkında olmalıyız. Otizm zihinsel bir engel değil farklılık ve hassasiyet ki kalbini kırdığım otizmli arkadaşın notları da benimkinden çok çok iyiydi, farklı ve başarılı. Bugün farklılıkları fark edebiliyor ve farklı olanların hiç değilse hayatlarını zorlaştırmıyorum.

Gazetenin ulaştığı herkesin de otizmin farkında olması için yazıyorum bu yazıyı. Öncelikle otizm; Otizm spektrum bozukluğu ya da yaygın gelişimsel bozukluk, doğuştan gelen veya yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan, yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşimde, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranışlar, zaman zaman uyum problemleri ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık ve nörolojik bir gelişimsel bozukluk olarak tanımlanıyor. Otizmi bir çeşit yelpaze gibi düşünebiliriz. Otizmin ağırlık derecesi, otizmli bireylerin zekâ düzeyine, eşlik eden diğer rahatsızlıklara, eğitimlere verdikleri olumlu veya olumsuz tepkilere, dışarıdan bir desteğe ne kadar ihtiyaçları olduğuna ve daha birçok nedene bağlı olarak, yüksek işlevli veya düşük işlevli otizm şeklinde değerlendirilir.

İstatistiklere göre her 50 ila 88 çocuktan 1’i otizmli. Otizm erkeklerde kız çocuklarına oranla 4 kat daha fazla görülürken, otizmli olan kız çocukları erkeklere göre daha ağır belirtiler gösterirler. Aslında oldukça yaygın olan bu farklılığı nasıl fark etmeyiz anlamıyorum fakat şehir meydanına çıkıp 18-50 yaş aralığında insanlara otizmi sorsak kaç kişi 1 dakikadan fazla konuşabilir merak ediyorum.



Özellikle erken yaşta tanısı konulan çocukların topluma uyum konusunda daha şanslı olduğu bu farklılığın belirtileri ise şöyle;

  • Göz teması kısıtlıdır ya da yoktur.

  • Çevreye karşı ilgisizdirler.

  • İsimleriyle seslenildiğinde tepki vermezler.

  • Aşırı hareketli ya da hareketsiz olabilirler.

  • Bazıları fiziksel temasa (öpme, sarılma) izin vermez ya da bunlardan hoşlanmaz.

  • Çoğunlukla insanları değil cansız varlıkları tercih ederler.

  • Sosyal ve duygusal açıdan kendilerini dış dünyadan soyutlarlar.

  • Kendileri işaret etmezler, ihtiyaçlarını yetişkinin elini kullanarak ifade ederler.

  • Taklit becerileri yoktur ya da sınırlıdır.

  • Birçoğunda konuşma gelişmemiştir.

  • Konuşma gelişse bile bunu iletişim aracı olarak kullanmazlar.

  • Ekolaliktirler, yani söylenenleri papağan gibi tekrar ederler.

  • Kendilerinden üçüncü tekil şahıs gibi bahsederler.

  • Uygun olmayan vurgulamalarla, kalıp cümlelerle konuşurlar.

  • Ses tonları mekanik ve tek düzedir.

  • Uygunsuz gülme ve kıkırdamalar gözlenir.

  • Düzen ve nesne takıntıları vardır.

  • Rutinlerindeki değişikliklere tepki gösterirler.

  • Yinelenen davranışlar gösterirler.

  • Nesneleri çevirmek, el çırpmak, kollarını kanat çırpar gibi hareket ettirmek, zıplamak, kendi etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, parmak ucunda yürümek, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak, elleriyle kulaklarını kapatmak gibi davranışlar sergilerler.

  • Oyuncaklarla gerektiği gibi oynamazlar.

  • Genelde hayali veya sembolik oyunlar oynamazlar.

  • Sürekli aynı oyunları oynamayı tercih ederler.

  • Bazıları çok inatçıdır.

  • Ses, acı, koku, ışık ve dokunuşa aşırı hassasiyet gösterebilirler.

  • Soğuğa, sıcağa ve acıya duyarsız olabilirler.

  • Tehlikeye karşı duyarsız olabilirler.

  • Kendilerine, çevrelerindekilere ve eşyalara zarar verebilirler.

  • Beklemeye ya da isteklerini ertelemeye tahammül edemezler


Bu belirtilerin birkaçını gözlemlediğiniz çocuk ve yetişkinlerin kesin olmamakla beraber otizmli olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurmalı ve ona göre davranmalıyız. Nihayetinde otizmli bireyler gerekli eğitimleri aldıkları takdirde hem eğitim hayatlarında hem de iş hayatlarına çok başarılı olabiliyorlar. Bu nedenle bizler, onları toplumdan dışlayıp evlerine hapsolmalarına sebep olmak yerine onları desteklemeli ve hayata tutunmalarına yardımcı olmalıyız. Evet, nisan “Otizm Farkındalık Ayı” Peki biz toplum olarak bu farkındalığa ve duyarlılığa ulaşabildik mi dersiniz? Farkındalığın hızla yayılıyor olması daha çok otizmli bireyin farkına varmamızı, aslında sayıca bilinenden çok daha fazla olduklarını anlamamızı sağlıyor. Sadece otizmli değil, özel eğitime ihtiyaç duyan tüm bireyler için duyarlı olmayı başarmamız gerekiyor. Otizmli bireyler de tüm insanlar gibi sevgiyi, mutluluğu, hüznü ve acıyı hisseder ama kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Herkes gibi onların da duyguları, düşünceleri ve yasal hakları var. Bu çocuklar gerek eğitimde gerekse sosyal hayatta, fırsat eşitliği çerçevesinde, toplum tarafından fark edilmeyi, anlaşılmayı ve kabul edilmeyi bekliyor. Onların tek ilacının sevgi, sabır ve anlayışla yoğrulan ve sonrasında iyi planlanmış bir eğitimle desteklenen bir yaklaşım olduğunu unutmayalım. Çevremize, en başta da kendi ailemize bunu fark ettirelim. Otizmli çocuklar, ancak bu şekilde diğer yaşıtlarının sahip olduğu bilişsel ve sosyal becerileri geliştirerek toplumdaki yerlerini sağlıklı, başarılı ve güvenli bir şekilde alabilir.

Esasen hiçbirimiz bir diğerimizle aynı değiliz. Hepimizin farklılıkları var. Sadece bizlerin farklılıkları sosyal yaşama uyum sağlama konusunda zorluk çıkarmıyorken otistik bireyler, farklılıkları nedeniyle topluma ayak uydurmakta zorlanıyor hepsi bu. Kaynaklara göre Türkiye’de 600 bin otizmli birey var, 200 bini çocuk yaşta ve bu rakamlar gün geçtikçe artıyor. Dolayısıyla otizmi tanımak, anlamak, fark etmek ve kabul etmek zorundayız. Toplumumuzda 600 bin insana yoklarmış gibi davranamaz, onları göz ardı edemeyiz. Onlar varlar ve sosyal yaşama uyum sağlayabilmek için sevgimizi, yardımımızı bekliyorlar. Onları fark edelim.
YORUM EKLE

banner19

banner8