Hülya Avşar Beyaz Mıdır?


Birkaç yıl önce bir kazaya şahit olmuştum.
Bir kadın bizim sokakta 3 yaşlarındaki çocuğu ile yürüyordu. Trafiğin çok yoğun olmadığı caddeye çıkarken, çocuk annesinden ayrılarak hızla caddeye doğru koşmuştu. Caddede oldukça yavaş seyreden bir araç çocuğa neredeyse çarpacaktı. Son anda fren yaptı. Çocuk korktu, ağladı. Annesi yetişti. Şoför arabadan indi. Etraftan biz koştuk. Neyse ki bir şey olmamıştı.

İnsanlardan bazıları kadına, çocuğunun elini bırakmaması gerektiğini söylerken, bazıları çocuğa, annesinin elini bırakmamayı, bazıları da şoföre hızlı gitmemesi gerektiğini öğütledi. Şoför üzülmüş ve korkmuştu. Şoförün hiçbir kabahati olmamasına rağmen çocuktan özür diledi korkuttuğu için… vs.

Tam olay çözülmüşken, bizim komşu bir esnaf, olay yerine yeni intikal eden meraklılara basın açıklaması yapma gereği duymuştu:
“Adam kızana vurmaya oğraşiyidi”

Şoför bu açıklamayı duyar duymaz öfkelendi ve kükredi:
“Ne demek vurmaya uğraşıyordu? Ben katil miyim? Manyak mıyım? Bu çocuğu tanımam, yoldan geçiyordum. Çocuk aniden karşıma çıktı. Ve ben de fren yaptım. Vurmaya uğraşsam fren yapmam” diyerek bizim komşuya yöneldi.
Şoför haklıydı. Bir adam manyak bir katil değilse arabasının karşısına çıkan 3 yaşındaki bir çocuğa neden vurmaya uğraşsın ki

Ama bilmediği bir şey vardı.
Bizim komşu esnaf Yunanistan göçmeniydi. Ve Yunanistan göçmenlerinin arasında uzun süre kalmıştım. Dillerini biliyordum. ‘Vurmaya oğraşmak’ onlar için ‘Neredeyse vurmak’ anlamında kullanılıyordu.
Araya girdim. Şoföre, “Arkadaş Yunanistan göçmenidir. Onların Türkçesinde, ‘vurmaya oğraşmak’, ‘neredeyse vurmak’ anlamına gelir. Kötü bir şey söylemedi. Sadece olayı tasvir etti.” dedim ve şoförü sakinleştirdim. Ve olay tatlıya bağlandı.

Bunu niye anlattım.
Hülya Avşar kendi ‘magazin medyası zevzeklik dili’nde maske ile ilgili bir zevzeklik yapmak bağlamında  -- ki bu tarz zevzeklikler geniş bir izleyici kitlesine sahiptir. Arada Merd-i Kıpti gibi arz-ı sirkat etmek gerekir ki zevzek piyasasında adın unutulmasın--- peçeyi maskeye, maskeyi peçeye benzetmeyi murad ederken, peçeyi vulgarize edecek, takanları öcüye benzeten cümleler kurdu.

Benim, Behlül Bera hocamın, Avşar’ın ağzından çıkan cümleleri aynen yazıya geçirdiğinden anladığıma göre aslında şunu söylemeye oğraşmıştır (gülücük):

“Eskiden peçe takanları kızımla birlikte kınıyordum. Ayıplıyordum. Meğer onlar bizden daha öngörülüymüş de haberimiz yokmuş. Aslında maske takıyorlarmış. Şimdi kaderin tecellisine bakın ki, biz de geldik onların dediğine… hahahaha”

Konuşma bu düzeyde bir konuşmaydı. Bence hiçbir mizah/ latife değeri yoktur. Benzetme de son derece kaba ve banal. Hiçbir orijinalliği olmayan, ancak zevzeklik piyasasında mizah özelliği taşıyabilecek cümleler. Tam bir ‘Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin ifşa eder” olayı.  Hakaret kastı ile yaptığını düşünmüyorum.

Bunu da niye anlattım. Neden Hülya Avşar’ın zevzekliğini açıklama gereği duydum.

Şunun için:
Bizim mahallenin son derece agresif ‘tepki dili’nden dolayı yaptım.
Bizim ‘Tepki Dili’nin bir tarihsel arka planı var. ‘Cumhuriyetin Elitleri’ ya da ‘Kemalist Beyazlar’ örtülü kadınları ve aslında bizim mahalleye dair bir çok ‘değer’i on yıllarca ve açıkça aşağıladılar.

Buna karşılık mahalle bu aşağılamalardan çok ciddi derecede rahatsız ve muzdarip olmuştur. Bunlara dair açık ve gizli bir tepki dili ve haklı bir nefret oluşturmuştur. Bu tepki ve nefret mahallenin iktidara yürümesine vesile olan en önemli unsurdur da.
“Susulunca tutulan çetele simsiyahtır
O siyah öc almakçasına gür ve bereketlidir.” (İsmet Özel)

Ancak, 17 yıllık iktidar sürecinde bahsi geçen beyazlar ve elitler ‘geleneksel aşağılama dilleri’ni içlerine gömmeyi tercih etmiş görünüyorlar. Kısmen tövbe edenleri de yok değil.
Birileri içlerine gömdükleri geleneksel nefret dilini kullandığında, biz de geleneksel tepki dilimizi en agresif bir şekilde gün yüzüne çıkarıyoruz. Cumhuriyet Eliti ve Kemalist Beyaz olmamasına (Hülya Avşar her gün 100 tane başörtülüye saldırsa, beş vakit anıtkabire girse zinhar aralarına almazlar) rağmen 100 yıllık aşağılanmanın faturasını üç cümlelik zevzekliğe kesmiş kadar tepki gösterdik.

Kadının ne Yahudiliğini, ne Ermeniliğini, ne Rumluğunu ve ne ağzıma alamayacağım kadar kötü vasıflarını bırakmadık.
Sosyal medyada öyle şeyler yazanlar oldu ki, altına ‘İnsaf edin’ yazmak bile kavga konusu olabilirdi.
Bu yüzden buradan yazıyorum:
İnsaf edin.



 

YORUM EKLE

banner19