İmam-hatip tepesi...

6. Sınıfa kadar köyümde öğrenim gördükten sonra 7. Sınıfta ilçede öğrenimime devam ettim. İlçedeki Süleymancı yurdunda / Kur’an kursunda kalıyordum. Orada bir yıldan fazla kaldım. Kur’an okumayı Arapçayı klasik yöntemle epey ilerlettim. Hatta ‘Rabıta’ (Vazife) bile aldım. (ola ki ileride Fetöcü terör örgütü gibi bir de Sülocu terör örgütü peydah olursa beni de alsınlar diye ifşa ediyorum)

Kursta bir yılı aşkın bir süre kaldıktan sonra bir çok arkadaşım gibi ben de firar etmiştim. Hocamız Galip hoca çok gaddar bir adamdı. Sofistike işkence yöntemleri vardı. Yediğimiz dayağın haddi-hesabı ve mantığı yoktu. Ortaokul 2. Sınıf öğrencisi olan ben beş günde bir 20 kişiye yemek yapmak, yedirmek, bulaşığını yıkamak ve Galip hocaya beğendirmek zorundaydım. Üstüne eften püften sebeplerle de dayak yemek cabası...

O sıralar yayladaydık. Yazları yaylaya taşınıyorduk. Hem kışlık odun yapmak, hem yağ-peynir toplamak ve hem de yaylada kalan insanların çocukları için yazlık kurs açmak için 3 ay kadar orada kalıyorduk. Kaçtığım gün yoğun bir sis vardı. Kaybolmuştum. Uzak bir yaylada yaz Kur’an kursu hocalığı yapan ağabeyimin yanına 5 saat yürüyerek varabilmiştim. Bu kayboluşumu da Allah’ın bir gazabı görmekten de kendimi alamıyordum.

8. Sınıfta Arapça ve Kur’an’dan mülakata girerek Trabzon İmam Hatip Lisesine geçtim. Galip hoca için kurstan kaçmamdan daha büyük bir skandaldı İmam Hatip Lisesine başlamam...

İmam-hatip lisesi alim/ allame yetiştirmiyordu. 7 senede Kur’an’ı teberrüken iyi derecede okuyabilen veya Arapçayı birkaç cümle konuşacak kadar öğrenen insan da yetişmiyordu.Çok azı bir camide İmam-Hatiplik yapabilecek donanıma sahip olarak mezun oluyordu. 1990’larda Diyanet işleri başkanlığı yapan Prof. M. Said Yazıcıoğlu o dönemlerde verdiği bir mülakatta, İmamlarımızın misyonerler kadar donanımlı olmadıklarından dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri ile başa çıkacak durumda olmadıklarını söylemişti. O dönemlerde tefsir derslerine girdiğim 11. Sınıf öğrencilerimden Fatiha süresinin anlamını bilen hiç kimsenin çıkmadığını tespit etmiştim.

Bütün bilgi yetersizliklerine rağmen İmam Hatipliler kendilerini kategorik olarak ‘Okçular Tepesinin Nöbetçileri’ olarak görme şuuruna sımsıkı yapışmışlardır. Her ne kadar devletin ‘dini sekülerleştirme ve varoşlara itme’ projesinin uygulayıcıları olarak kurgulanmış olsalar da bu kurgu tutmamıştır. Tersine bu nesil devlet yönetimine talip olacak bir kadro hareketinin insan kaynağı işlevini görmüştür. (Arka bahçe)

Bu durum kendilerini devletin/ ülkenin sahibi gören, ama aslında emperyalistlerin kayyumları olan Kemalist ve ortaklarını rahatsız etmiş ve bu okulların ve mezunlarının önünü kapatma telaşına düşürmüştür. 28 şubat darbesi bu coğrafyanın yerlisi olan okçular tepesi nöbetçilerinin küresel zalimlerin gayri meşru çocukları olan cenabet fetocuların militanları ile değiştirilmesi projesidir.Kısa vadede başarılı olmuşsalar da, uzun vadede başaramamışlardır. M. Akif’in, ‘Asım’ın Nesli’ dediği nesil yılmadı. Dimdik ayakta durdu. İsmet Özel’in, ‘Susulunca tutulan kin simsiyahtır. O siyah öcalmakçasına özgür ve bereketlidir’ dediği bereketli bir döneme ulaşmıştır.Küresel zalimlerin cenabet cemaatinin İmam-Hatipleri ve onların örgütlerini hedef tahtasına oturtup en iğrenç şeytani saldırıları yöneltmesi boşuna değildir.

Son zamanlarda İmam-Hatiplerin sayısının hızla artmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. İmam-Hatiplerin sayısı artarken bir yandan da eğitim kalitesi ve çeşitliliğinin artması gerektiğini de unutmamak gerekir. Örneğin: İmam-Hatip Fen liseleri, İmam-Hatip sosyal bilimler liseleri, İmam-Hatip Mesleki Teknik liseleri, Ticaret Liselerinin de açılması gerekir. Bir yandan çocuklarımızın, kötü yollara düşmemesi ve dindar olması için şeytanların müesseselerine muhtaç edilmemesi sağlanırken, bir yandan da üreten, meslek sahibi insanlar yetiştirmenin yolunu açmalıyız.

Süleymancılardan kaçmakla başlayan serüvenimde halden hale girsem/ evrilsem deokçular tepesindeki nöbet kulübesinde sebat bulduğumu söyleyebilirim.
YORUM EKLE

banner19

banner8