İnsan oğlu; insanlığın katili!

Evet, artık kadının adı var; şimdilerde Emine Bulut, “Hepimiz Emine Bulut’uz”, çocuklar ellerinde “anne ölme” yazılı pankartla yürüyor, kadınlar ve çokça da kadına değer verdiğini vurgulayan (ve bunu da vurdulu kırdılı cümlelerle yapan) erkekler sosyal medyada yaşanan katliamı, cinayeti, kıyımı lanetliyor. Mutluluğunu havaya ateş ederek kutlamaya çalışıp da masum insanların ölümüne yol açan düğün magandaları gibi yaşıyoruz üzüntümüzü, tepkimizi.

Kadının toplumdaki yerini, kalabalık bir meclise girildiğinde oturacak yer arayan yeni gelen kişinin sedirdekilerin arasına girip onları ite kaka kendisine oturacak yer açması gibi usulden ve hemen gidecek kadar emaneten belirlemeye çalışıyoruz halen.

Ve bu geç kalınmışlığı inkar etmek için sosyal medya şövalyeliğine soyunuyoruz; bilim adamı değil bilim insanı denilmeli; yok yok hayır bilim kadını yazmalıyız.

İş adamları mı; yok yok iş kadını derneği ama daha çok da iş insanı…

“Kadının adı yok” demişti Duygu Asena; çok şükür artık adı var… Sadece adı…

Halk ozanı ve bence Anadolu felsefesinin sözü Neşet Ertaş nasıl diyordu; “Kadın insandır, erkekler insanoğlu”

Halen kadının insan haklarını elde etmesini konuşmak utandırmıyor mu sizleri de?


Evet, artık kadının adı var; şimdilerde Emine Bulut, “Hepimiz Emine Bulut’uz”, çocuklar ellerinde “anne ölme” yazılı pankartla yürüyor, kadınlar ve çokça da kadına değer verdiğini vurgulayan (ve bunu da vurdulu kırdılı cümlelerle yapan) erkekler sosyal medyada yaşanan katliamı, cinayeti, kıyımı lanetliyor. Mutluluğunu havaya ateş ederek kutlamaya çalışıp da masum insanların ölümüne yol açan düğün magandaları gibi yaşıyoruz üzüntümüzü, tepkimizi.


Sadece ben mi korkuyorum, Emine Bulut’un katledilmesine verilen tepkilerden?


Emine Bulut yaşadığı kıyım anını sansürsüzce gördüğümüz için toplum vicdanının uç noktalarını dile getirse de önce geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz kadınlarımızı hatırlayalım hızlıca; hepsi de eşleri tarafından şiddete, ölüme maruz bırakılan kadınlar.

Önce Emine Bulut düştü ekranlarımıza, oradan da hafızamıza kazındı: “Anne ölme” diyordu kızı, “Ölmek istemiyorum” diyordu Emine. Önce katil kocaya, sonra görüntüleri soğuk kanlılıkla çekene, daha sonra da ilk yardım bilgisinden yoksun çevredekilere kızdık, öfkelendik. Sosyal medyada, tıpkı bir zamanlar “deprem çantasında olması gerekenler” diye sıraladığımız ama yapmadığımız öneriler dökülmeye başlandı: tampon yapın, ayaklarını yukarı kaldırın, üstünü örtüp sıcak tutun. Ve bir süre sonra bunları unutun…

Sonra başka bir çocuk cümlesi düştü hafızamıza; “Annem olmadan ben uyuyamam, doktorlara daha çok para verin de iyileştirsinler annemi.” Karısını öldüren baba, nasıl olup da evlatların yüzüne bakabilmişse, “Anneniz öldü artık, beklemeyin” demiş. Tuba Erkol, eş cinayetlerinde kaybolan canlardan biri daha oldu sadece bizler için, kızı da büyüyecek ve onsuz uyuyacak elbet ama rüyadan çok kabuslar görecek, biz onun kırıklarını saramayacağız, kırılgan ruhunu onaramayacağız.



Yıllar evvel de Özgecan’ın vahşice katledilmesi üzerine lanetlemiştik erkek terörünü; sonra benzer bir acıyla Özgecan’ın kuzeni Cemile Türkoğlu da hayatını kaybetti; eşi tarafından planlı ve vahşice 28 Kasım 2018'de öldürülen Cemile’nin katline dair ortaya çıkan detaylar ise kan dondurucu. Cesedinin bütün halde olmasına bile saygı göstermemek, soğuk kanlılıkla komşuya gidip çay içmek, eve dönüp cinayetine devam etmek, günlerce kanlı halıyı ve karının beden parçalarını evden taşımak, fayans aralarını diş fırçasıyla temizlemek; ıslık çalıyordu belki de banyoyu fırçalarken…

Ve annelerin en dokunulmaz anıdır lohusa yatağı, ama Güldane henüz bebeğini doğurmasından saatler sonra kocası tarafından hastane odasında bıçaklanarak öldürülmeye çalışıldı. Şiddet gördüğü için 6 aydır ailesinin yanına taşınan Güldane’yi hastanede olmak da koruyamadı, yoğun bakımda tedavisi sürüyor…

TEPKİLERİMİZDE BİLE CİNSİYETÇİYİZ


Sosyal medya şövalyeleri olarak hepimiz bir şeyler yazıyoruz; o….. çocuğu diyoruz katil kocaya, aynı şeyin onun anasının bacısının başına da gelmesini temenni ediyoruz toplumca, ona olan öfkemizi anası üzerinden dozunu giderek arttırdığımız küfürlerle yansıtıyoruz. Bazen biraz daha ılımlı yaklaşıp; “kadınlar toplumu büyütür, yetiştirir ve bu yüzden onu yetiştiren annede suç” gibi sosyopsikolojik yorumlarla kendimizi kenara çekiveriyoruz. Ya da kısasa kısasçılar var mesela; “durduk yere kimse kimseyi öldürmez” diyor, yolda markette tartıştığı bir kadına kızarak ya da evde eşine öfkesini yeterince kusamadığını düşünüp gözdağı vererek yorum yapıyor; “bu kadınları da boşuna öldürmüyorlar”. Sonra uzanıp kızının başını okşuyor, annesinin doldurduğu çayı içiyor, karısından çayın yanına çerez getirmesini istiyor. Kim bilir; belki de erkeklerin birey olmasına daha çok izin vermeliyiz.


ŞİDDET ÖĞRENİLİR Mİ?


Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, şiddet olaylarının altında psikopatolojik etkenlerin bulunabileceğini söylüyor. Psikopatalojinin tanımına dikkat çeken Metin, “Şiddet eğilimli kişilerin kişilikleriyle ilgili sorunlar olabilir. Bu tür cinayetleri ve şiddet olaylarını gerçekleştiren kişilerin antisosyal kişilik bozukluğu olabilir, narsistik kişilik bozukluğu olabilir. İlişki kurmakta güçlük çeken bir kişilik olabilir ya da daha ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda hastalığın etkisi altında kalan bir kişi şiddete yönelebilir.” diyor.

VİCDAN GENETİK MİDİR?


Psikopat kişiliklerde vicdan geninin olmadığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, “Bu tip şiddet eğiliminde olan kişilerin psikolojisi nasıldır? Birincisi psikopat kişiliklerde de görülen vicdan geninin olmaması olabilir. Bu kişilik tipinde beynin vicdanla ilgili bölgesinin çalışmadığını biliyoruz. Bu kişiler madde kullanımı etkisi altında olabilirler. Madde bağımlılığıyla kontrolsüz bir şekilde davranmaya meyilli olabilir. Kimi zaman alkol ya da madde kullanan kişilerin hastalıklarının ileri dönemlerinde özellikle eşlerine yönelik kıskançlık hezeyanları gelişebilir. ‘Bu kadın bana ait’, ‘Benden başka kimseyle birlikte olamaz’ şeklinde düşünceler ortaya çıkabilir. Şiddeti, şiddete maruz kalmış, şiddeti bir baş etme ve sorun çözme mekanizması olarak öğrenmiş ve böyle bir aile ortamında büyümüş kişilerin yapacağı bir davranış şekli olarak değerlendirebiliriz” dedi.


ŞİDDET, ÖĞRENİLİR VE TEDAVİ EDİLMELİDİR


Şiddet uygulayan bir kişinin kesinlikle sağlıklı olmadığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, şunları söyledi: “Şiddet uygulayan bir kişi, sonrasında pişman oluyorsa bu demektir ki geçmişinde buna maruz kalmış, başa çıkma yöntemi olarak öğrenmiş ve bazen istemsiz ve kontrolsüz bir şekilde uyguluyor ve sonra pişmanlık yaşıyor. Gündelik yaşantıda kesinlikle sağlıklı, sosyal hayatta sosyal uyumu iyi gözüken ama evde eşine ve çocuklarına şiddet uygulayan, iş yerinde altındaki kişiye mobbing uygulayan kişinin sağlıklı olduğunu söyleyemeyiz. Şiddet normalleştirilecek bir şey kesinlikle değildir. Şiddet uygulamak eğitimle ilişkili değildir, iyi eğitim almış kişiler de şiddet uygulayabilir. Kişinin bilgisi, görgüsü ve maddi imkanlarıyla ilişkili değildir. Bu öğrenilmiş bir davranış kalıbıdır. Bazı kişilerde genetik olarak doğuştan ya da hastalıkla ilişkili olarak şiddete eğilim vardır. Bu kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Hiçbir koşulda bu normal kabul edilemez.”

KENDİNDEN GÜÇSÜZE ŞİDDET UYGULUYOR


Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, şiddet uygulayan kişinin sadece kadına değil, gücünün yettiğine şiddet uyguladığını, bunların içerisinde de çocukların ve hayvanların da bulunduğuna dikkat çekti. Kırıkkale’de yaşanan cinayete tanık olan kız çocuğunun doğru bir şekilde tedavi edilmesi gerektiğini ve yakın çevresinin desteğinin önemli olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Sinem Zeynep Metin, “Çocuğun yaşadığı travmayı atlatması çok güç olacak. Düzgün tedavi ve terapi ile aile desteği çok önemli. Ailede kendisine bakım verecek anneanne, dayı, teyze ya da hala gibi bireylerle düzgün ve sağlıklı bir ilişki kurarsa, tedavi görürse ve terapi de alırsa yaşadığı travmanın etkileri hafifletilebilir” dedi.


ALIŞMAKTAN KORKUYORUM, SİZ DE KORKMALISINIZ! 


Daha evvel de satırlara yansıttığım bir endişemdir; kanıksamak. Aynı iletilere sürekli maruz kalmak ve hızlı tüketim toplumunda yaşanan dehşeti de bir çırpıda lanetleyip kızıp hafızamızda kullanmayacağımız bir yerlere atıyoruz. Sonra da alışıyoruz, tepkisizleşiyoruz. İnsan, sürekli maruz kaldığı etkiye tepki vermez, bu duygusal, fiziksel karşılaştığımız her şeyde de böyledir ne yazık ki. Ve bir de birey olarak kendini sorumlu hissetmek yerine seyirci kalmayı, sorumluluğu başkasına yıkmayı seviyor bizim yüzyılın insanı. Yaşadığı olayda kendini sadece tanık olarak konumlandırıp anlatmaktan yana seçimlerimiz; “Kadın bayıldı, biri ambulans çağırdı” gibi içerikte çok hikaye duyarız ama kendinde sorumluluk hissedip de, “ben ambulans çağırdım” diyen kaç kişi var aramızda? Ne olmuş tanıklıktan yanaysak? Kitty Genovese Sendromu oluyor; herkes yaşananlara seyirci kalıyor. Neydi bu sendroma adını veren olay, hatırlamak gerek tabii: “1964 yılında Newyok şehrinde akşam üstü Kitty Genovese isimli bir kadın çok da ıssız olmayan bir caddede cinayete kurban gider. Bu olayda ilginç olan şudur: Kadına saldıran şahıs dakikalarca kadına tecavüz etmeye çalışır, başaramayınca darp eder öldürmeye çalışır. Kadını yaralı halde bırakır. Bir süre sonra tekrar gelir ve kadını öldürür. Bir saat boyunca zavallı kadın çığlıklar atarak yardım istemiştir. Polis olay yerine gelir ancak resmi ihbar olaydan tam bir saat sonra yapıldığından geç gelmiştir, çevreyi inceler. Kadının öldürüldüğü bölgede olayı kimsenin duymaması imkansızdır. Polis çevre evleri incelediğinde şu görünümle karşılaşmıştır: Yaşanan bu olayı 37 mahalle sakini görmüştür hatta bir kısmı olayı sonuna kadar pencereden izlemiştir ancak hiç biri ne olaya müdahale etmiş ne de polis çağırmıştır. Bu olay yaşandıktan sonra bir polis şefi gazeteci arkadaşı ile konuşurken durumu anlatır. Gazeteci bu olayla çok ilgilenir ve bunu haber yapar. Haber sonrası Amerika'da büyük infial olur. Ve olay psikologlar, psikiyatrisler, sosyologlar tarafından incelenmeye başladığında şu durum ortaya çıkar: Olaya tanık kişilerin hepsi bir başkası mutlaka polise haber verir veya müdahale eder diye duyarsız kalmıştır. Kadın da bu nedenle kalabalığın ortasında öldürülmüştür. Bu sosyal davranışa katledilen kadının adı ile Kitty Genovese sendromu adı verilir. Evet Sosyal Psikolojide bu ve benzeri durumlara Kitty Genovese sendromu diyoruz. Kitty Genovese Sendromu, yaşananlara duyarsızlıktan çok, başkasına yükleme, bekleme ve sosyal kaytarmadır.”
YORUM EKLE

banner19