İnsani ve Vicdani Görevimi yapıyor, TBMM’ne Sesleniyorum

Malum olduğu üzere birkaç yıldır Türkiye’nin gündeminde ertelenip duran İnfaz Yasası; Dünyayı kasıp kavuran salgın hastalık yüzünden yeniden gündeme alınmış görünüyor. 
Haber Ajanslarına düşen bilgiye göre; “AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, yaptığı açıklamalar ile “Af yasası ne oldu?” sorusuna cevap verdi. Mehmet Muş, "İnfaz düzenlemesiyle alakalı son aşamaya gelmiş bulunmaktayız. Mecliste önümüzdeki hafta diğer siyasi parti gruplarıyla görüşmeler yapacağız. Onlarla görüştükten sonra teklifimizi nihai hale getirip Meclis Başkanlığına sunacağız." sözlerini kullandı.” 
Bu yasa hazırlıkları gündeme geldiği zaman genellikle hangi suçların kapsam dışı tutulacağı vurgulanarak söylenmektedir. Özellikle FETÖ davalarından yargılanan ve hüküm giyenlerin kapsam dışı tutulması önemli ama bir de üzerinde düşünülmesi gereken bazı soruları da ister istemez akla getirmektedir.
Bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim; 15 Temmuz’dan önceki FETÖ soruşturmalarının hemen hemen tamamı FETÖ’cü polis ve savcılar tarafından yapılmıştır. 15 Temmuz’dan sonraki yaklaşık altı ay içerisinde yapılan soruşturmaların da birçoğunun aynı şekilde olduğunu düşünüyorum. 
BU alçak FETÖ’cüler daha önce de Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalarda da maalesef bütün dünyayı kandırarak; darbecilerin yanına kendilerine karşı olan ama suçsuz askerleri de ekleyerek birçok masumu yargılayıp tutuklatıp cezalara çarptırdılar. Sonraki zaman da bu yargılamalar toptan tersyüz olunca o masum askerlerle birlikte maalesef darbeci askerlerde yargının elinden kurtuldu. Şimdi mahkeme kararı ile suçsuz olduklarına karar verilmiş olan bu bazı darbeciler aramız da dolaşıyor ve eski alışkanlıkları ile davranmaya devam ediyorlar.
Alçaklıkta; şeytana pabucunu ters giydiren bu FETÖ mensubu (CIA Devşirmesi) haşhaşiler; sonrasında da FETÖ soruşturmalarında çoğunlukla kripto üyeleri vasıtasıyla, Cumhurbaşkanımızın da sık sık belirttiği Piramit’in altında İbadet kısmında bulunan kişiler hakkında, soruşturma açarak, yargıya taşıyarak diğer üst katmandaki haşhaşileri dışarıda tutarak büyük kısmını yargıdan kaçırmıştır.
O dönemde kaçıramadıkları bazı örgüt üyelerini de tanık, gizli tanık, itirafçı gibi kılıflarla ceza almaktan kurtarmış, servetlerine dokunmamış halk tabiri ile onları kurtarmıştır.
Soruşturmadan kaçıramadıkları örgüt üyelerinden Etkin Pişmanlıktan yararlananlara, gizli tanık veya tanık, şikâyetçi olanlara bakınız; çoğunun söyledikleri bir şey yok. Söyledikleri; Türkiye ve Dünya gündemini yakından takip eden herkesin bildiği şeyler. Ne hikmetse bu anlatılanlar o dönem polis ve yargı mensuplarını ikna etmiş olmalı ki hepsi dışarıda temizlenmiş gibi dolaşıyorlar, birçoğu eski alışkanlıkları ile basında, siyasette kripto örgüt üyeleri; bütün kinleri ile en büyük düşmanları Recep Tayyip Erdoğan’a saldırıp duruyorlar.
Ama şunu bilmiyorlar ki Türkiye artık eski Türkiye değil, bir daha denemeye kalkmasınlar, Millet 15 Temmuz’da onlara yaşattığının bin katını yaşatacaktır. Bundan emin olsunlar.
Yukarıda bahsettiğim dönemde, maalesef henüz Yargı ve Emniyet içindekiler tam temizlenmemiş olduğu için; soruşturmalarda bunların ne söyleyecekler örgüt tarafından kararlaştırılmış, hatta kimlerin gözaltına alınıp yargılanacağı da yine örgüt tarafından belirlenmiştir kanaatindeyim.
Örgütün bu operasyonu yukarıda söylediğim dönemde yapılan soruşturmaların birçoğunda yaptığı kanaatindeyim.
Daha uzun uzun anlatabileceğim ancak bu köşe yazısı içerisine özetlemeye çalıştığım sebeplerle; Yargıtay’ın da birçok kararında vurguladığı aşağıdaki katmanlar içerisinde yer alan fakat hakkında soruşturma açılarak yargılanmış ve ceza almış örgüt üyeleri hakkında da Ceza İnfaz düzenlemesine dâhil edilmelidir.
Bu katmanlar
Örgüte sempati besleyenlerden oluşan alt tabaka. Örgüt hiyerarşisinde yer almazlar. Örgüte yönelik herhangi bir olumsuz düşünceleri yoktur. Örgütün bütün faaliyetlerini illegal bile olsa desteklerler. Talimat almaz ve rapor vermezler. Örgüte zaman zaman maddi yardım yaparlar. Devamlı olmamak şartıyla örgütün bazı faaliyetlerine de katılırlar. Bunlar örgütün iç yüzünü bilmeyen, görünüşteki yüzünü gerçek sanan kimselerdir. Siyasetçi, sanatçı, yazar, gazeteci, akademisyen gibi çok geniş bir alana yayılmış olan bu sempatizan kitleyi örgüt zaman zaman lehine kamuoyu oluşturmak için kullanmaktadır.
Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
İşte kandırıldıklarına inandığım yukarıda saydığım ( Dini duygularla, ibadet zannıyla katılanlar) katlar içinde yer alan örgüt üyeleri içerisinde yargılanıp ceza alan varsa; bu kişilerde yapılacak yasal düzenleme içerisine dâhil edilmelidir, adalet ve hakkaniyet bunu gerektirmektedir. 
24 Mart 2020 Salı
Ali Seydi ÇAKIREL
 

YORUM EKLE

banner19

banner8