Kavala Derdi Gül’ü Gerdi

 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Osman Kavala'yı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlediğine ve bu nedenle ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasına karar verince malum çevreler tabii ki rahatsız oldu. Kavala'yı kullanarak Türkiye'de düzeni değiştirmeye, hükumeti indirmeye çalışan dış güçlerin adamlarını korumaları anlaşılabilir elbet. 


Belli ki bu adama koruma sözü verilmiştir. Gerçi bu malum çevreler iş ortaya çıkınca adamlarını tanımaz ve İngilizlerin meşhur deyişiyle "Otobüsün altına atıverirler" (throw SB under the bus) [Şimdi İngilizce bildiğini zanneden gerzeğin biri çıkıp da o SB ne demek? Diye soracaktır. Ey gerzek! Cambridge sözlüğüne bir bak! O 'SB' Somebody (birisini) kelimesinin kısaltmasıdır. Türkçe dersi verdiğimiz yetmiyor bir de İngilizceyle uğraşıyoruz. Ayrıca tarih ve mitoloji bilmeyen hasbelkadeer bir köşe kapmış sözde yazarlara da Kaş ilçesinin ve Kastellorizo (Meis) adasının adlarını yanlış öğrendiğini söylemiştim de küplere binmiş beni dava etmekle tehdit etmişti. Üzerimden meşhur olmasın diye iki çift tokat gibi laf edip meseleyi kapatmıştım. Neyse, bu kadar serzeniş yeter.) 


Ayrıca, bize dil uzatmaya çalışan Avrupa’dan bir örnek verelim;
İngiltere'de en çok satan kitaplar listesinin başında yer alan ve bir ceza avukatının Baroya giriş yolunda yaşadıkları ve İngiliz adalet sisteminin merkezindeki başarısızlıklara ve krizlere ilişkin anılarını anlatan "Nothing But The Truth by the Secret Barister" (Sadece Gerçekler [İngiliz mahkemelerinde edilen yeminin bir bölümü] Gizli Duruşma Avukatı) kitabında anlattıkları çok ilginç. Adını gizleyen yazar kitabın bir bölümünde özetle şunları diyor; "Bir müvekkilim vardı. Suçsuzdu ama gerçekten de o üzerine atılı suçu işlemiş olsaydı alacağı ceza altı ayı geçmezdi. Bu müvekkilim cezaevinde tam on bir ay duruşmaya çıkarılmayı bekledi. Çıktığında da beraat etti." İngilizce bilenler bu kitabı getirtip okusun. Okusun da ağızları açık kalsın.


Hal böyleyken hâlâ Kavala’nın serbest bırakılmasını isteyen Avrupa’ya bakıyorum da, Demek ki bu adam onlara daha lazım. Belki de halen bir şekilde kullanıyorlar. Parası çok olan bu adamın elindeki parayla içeriden yönettiği sermayesini nasıl kullandığı ve manipülasyon yapıp yapmadığı da araştırılmalıdır. Hani şu temel gıda maddelerindeki fiyat artışlarına katkı sağlayanlar arasında olabilir mi acaba?


Türkiye’yi hâlâ eski Türkiye zanneden ABD ve Avrupa’da durum böyle. Parmak sallayıp korkutacaklarını, istediklerini yaptırabileceklerini düşünüyorlar ya! Bas bas bağırıyorlar “Kavala’yı serbest bırakın” diye. Tabii bunların bizdeki beslemeleri de destek veriyor.


Kavala’nın serbest bırakılmasını isteyenler arasında CHP’liler de var. (Bir bölümünü tenzih ederim. Adil olmak gerek.) CHP’liler derken Kemal ve avanesini kast ediyorum. Onlarda malumunuz “Tayyip nefreti” genlerine işlemiş durumda. Ak Parti hükumeti ve Sayın Başkanımızın zararına olabilecek her şeyi kucaklıyorlar. Memlekete zarar verme gibi bir endişeleri de yok. Yeter ki “Tayyip gitsin” de kendileri başa çöreklenebilsinler. Ne bir proje, ne bir vizyon. Başa gelseler apışıp kalacaklar ama hesapları başka tabii.


Diyelim CHP ve avanesi hep böyle yapıyor. Ya Abdullah Gül’e ne demeli? Basında çarşaf çarşaf çıktı. Demiş ki; 
"Kavala ve arkadaşlarıyla ilgili karar kamu vicdanını çok derinden yaraladı. Beni de çok üzdü. Bu dava yargılama süreci açısından da ileride utanılacak bir yargılama süreci olarak anılacaktır. Türkiye için de inanılmaz yük oldu bu karar. İnsan hakları ve hukuk uygulamalarının zaten çok sorgulandığı dönemde, Türkiye’ye kötülük yapmak isteyenler ancak bu kadar zarar verebilirlerdi. Milyonlarca dolarlık Türkiye aleyhtarı bir kampanya yapmak isteseler, zaten imajı bozuk olan Türkiye’yi dünya kamuoyunda ancak bu kadar olumsuz gündeme getirebilirdi."


Beyefendi o imajı bozuk dediği memleketin başındayken böyle konuşmuyordu ama. Ne oldu ki? Hangi safta acaba? ABD ve Avrupa’nın mı?
 

YORUM EKLE

banner19

banner24