Kaybedenler kulübü ya da demokrasi platformu!

Başlangıçta farklı kesimlerin görüşlerini dile getirmeleri ve kent ortak akıl yürütmek amacıyla oluşturulmuş ve gerçekten ilk zamanlarında önemli isimlerin de yer aldığı Demokrasi ve uzlaşı platformu diye bir oluşum var Bursa’da…

Zamanla insanların görüşlerini açıkladıkları bir ortamdan çıkmış ve bugün Gıyasettin Bingöl ve en yakın arkadaşlarından biri olan Yüksel Baysal’ın kontrolünde adeta AK Parti, sağ camia ve Recep Tayyip Erdoğan’a saydırma platformuna dönüşmüş bir organizasyon…

Gelinen noktada platformun ana merkezinde yer alan isimlere bakıldığında özellikle siyasette istediği yere gelememiş, bir şekilde olduğu yerde duramamış, içinde kalmışlıkları yaşayan isimler çoğunlukta.

Adına demokrasi ve uzlaşı platformu denilen bu grup içinde sağcı bildiğimiz, sağ tandanslı isimler de olmasına rağmen 3-5 sol görüşlü fikir dikta ettiği, sağcı dediğimiz insanların da genel olarak sağcılarda yer alan solculara karşı kompleksin bir iz düşümü olan ürkeklikle o diktelere kafa salladıkları bir vaziyet arzı endam ediyor.

Bu grubun toplantılarına davetli olarak katılan ya da bir süre devam ettikten sonra durumun vahametini görerek çekilen arkadaşlarla yaptığımız görüşmelerde aynı görüşte olduklarını ifade ettiler.

Yüksel Baysal’ın katırını çektiği sponsorluğunu Gıyasettin Bingöl’ün yaptığı platform ne yazık ki bu gün siyasette hedefine ulaşamamışların, geri kalmışların öfkelerini dillendirdiği, AK Parti hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığı bir yapıya dönüşmüş durumda.

Platformdaki isimlerin sosyal medya hesapları ya da konuşmaları ya da yazdıklarına baktığınız zaman bu durumu zaten görüyorsunuz. Hedefi tamamen hükümet olan, sağ siyaseti parçalamak olan bu yapının kamuoyuna kendilerini bir güç olarak lanse etmesi ise başka bir garabet…

Burayı bir prestij sağlama amacıyla kullanan isimler, Bursa siyasetinde etkili olmuş isimleri de davet ederek, kendilerine biz ciddiye alınması gereken bir gücüz mesajı veriyor sözde.

Ancak platformun ana gövdesindeki isimlerin tamamına yakının siyaseten yıpranmış, etkinliğini ve mevziini kaybetmiş isimler olduğunu görüyoruz.

Bu grup ayda bir iki ayda bir Bingöl’ün sponsorluğunda yemek yiyip hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan’a olan öfkelerini dillendirip dağılıyor.

Geriyle de Yüksel Baysal ve benzerleri gibi kendisini ağırdan satan ancak karşılığı olmayan isimlerin reklam kokan hareketleri kalıyor.

Bugün sağ siyasetle ismini duyurmuş bir çok ismin yer bulamadığı, arzu ve isteklerini tatmin edemediği için bu ve benzer platformlarda sol jargonun dokümanlarını kullanarak var olma çabalarını ibretle izliyoruz.

Ha birde bavullarını topladıkları görülen bu sağ siyasetin hüsran yaşayan isimlerinin hangi limanda demirleyeceği, o limanda kendine yer bulup bulamayacağı da başka bir tartışma tabi… Malum sonradan demir atanların siyasette o partilere pek bir şey kazandırmadığı tecrübeyle sabit…



BAL-GÖÇ üzerine-2

Balkan göçmenleri arasında dayanışmayı sağlamak, Balkanlar’daki Türklük davasına sahip çıkmak ve Balkan Türklerinin geleneklerini yaşatmak amacıyla kurulan BAL-GÖÇ’ün yıllar içinde evrilerek adeta siyasetin arka bahçesi haline getirilme serüvenini dün Bursa Şehir Gazetesi’nin manşet haberinde vermiştik.

BAL-GÖÇ özelikle Emin Balkan’ın 10 yılı aşkın süre başkanlığı ve ardından Yüksel Özkan’ın 7 yıla yakın başkanlığı döneminde gücünden çok şey kaybetti.

Gerek kültürel anlamda yozlaşma gerekse asıl davasında hareketsiz kalma hatta o bölgeye hiç bakmama gibi sıkıntıların yaşandığı BALGÖÇ, diğer birçok sivil toplum kuruluşu gibi siyasallaşarak belli kesimlerin siyasette arka bahçesi olmaya doğru hızla yol alıyor.

Bugün BAL-GÖÇ’ün son iki başkanından biri İYİ Parti diğeri CHP’de siyaset yapıyor. Her ne kadar Emin Balkan, siyasette aktif olmasa da BAL-GÖÇ başkanlığına yürümesi, gelecekte siyaset yapmak istediğinin açık göstergesi.  Bugün BAL-GÖÇ Başkan Yardımcısı olan Gülver Deniz, CHP’de ikinci adım konumunda. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Emin Balkan’ın yönetiminde olan Yüksel Özkan, Balkan’dan sonra başkan oldu. Aynı yönetimde olan Veli Öztürk’te Özkan’dan sonra başkan oldu. BAL-GÖÇ’te kongrede aday olacağı söylenen isimlerden biri Emin Balkan diğeri ise Balkan’ın gençlik kolları başkanı Kader Özlem…

Yıllardır dar bir kadronun elinde olan BAL-GÖÇ, gelinen süreçte iç kavgalarla da yıpratılmaya devam ediliyor. Sol bir kesimin hakim olduğu yönetim, kendi yapılarını sanki tüm göçmenler aynı yapıdaymış gibi lanse ediyor. Çünkü bu dar kadro kültürel amaçlar, Balkan Türkleri davasının mücadelesinden öte kişisel ikbal ve siyaset öncelikli hareket ediyor.

Bir süre önce kamuoyu gündeminde oldukça tartışılan Balkan Panayırı da bu ekibin icraatlarından.  İçinde Balkan Türklerine ait herhangi bir kültürel aktivite olmayan, hatta Bulgarca şarkıların çalındığı ve Bulgar kültürünün kutsandığı bu anlamsız festivaller (ki doğru uygulamaları Türkiye’nin farklı illerinde uygulanıyor) ne Balkan Türkleri davasına hizmet ediyor ne de o kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasına. Günlük popüler kültürün getirdiği uygulamaları faaliyet olarak kabul etmek de he kadar anlamlı onu tartışmak gerek.

Sonuç olarak Bulgaristan göçmeni olan kardeşlerimiz başta olmak üzere BAL-GÖÇ’ün hedef kitlesinde son yıllarda hayal kırıklığına yol açan adımlar tekrar gözden geçirilmeli. BAL-GÖÇ yüzbinlerce Balkan göçmeni kardeşimizin çatı kuruluşu ve Balkan Trükleri davasına hizmet etmiş bir kuruluş olarak, siyaset üstü tavır almalı. Balkan Türkleri davasına daha sıkı sarılmalı. Hem Bulgaristan hem de Türkiye’de kardeşlerimizin haklarını savunma, kültürlerini yaşatma ve geleceğe taşıma notasında eski gücüne yeniden kavuşmak zorunda…



Mimar da bunu diyorsa…

Turgay Erdem’in basın toplantısında konuşmacılardan biri olan Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü Osman Ayradilli’nin duyanları adeta şok eden sözleri, siyasetin ne kadar yozlaştığının da adeta göstergesi oldu. Yıllarca bu kentte Mimarlar Odası ve belediye meclislerinde görev yapan, sözüm onan hakkı ve hukuku savunan Mimar Ayradilli bakın imarsız tarlaya kaçak inşa edilen ve kamuoyunda büyük tepki toplayan villa ile ilgili ne diyor, “Şato diye anılan yapının taban alanı 75 metrekare. Binlerce böyle yapı var. Abartmaya gerek yok. Komisyon üyelerinin belirlenmesi için olağanüstü toplanan ve Alinur Aktaş’ın olmadığı meclis toplantısında bu konuda son derece saygısız ve seviyesiz bir şekilde gündeme getirildi. Bunun bir tek sebebi vardır o da korkudur. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin olağanüstü toplantısında yapılanlar suç teşkil eder, hatalı ve yanlış bir davranıştır” dedi. Ayradilli,  Bursa’da binlerce kaçak yapı olduğunu ancak son 16 yıldır ilk defa bir yapının bu şekilde gündeme taşındığına dikkati çekerken, şu soruları sormak düşüyor bize… Binlerce kaçak yapı varken neden sustunuz Ayradilli? Şimdi kaçak yapıyı neden müdafaa ediyorsun Ayradilli? AK Partili bir belediye başkanıyla ilgili aynı tartışma olsa aynı sözleri söyleyecek misin Ayradilli?

Taban alanı 75 metrekare falan sözleri üzerine Ayradilli’ye şahane bir yorum gelmiş. Tecavüzde santim hesabı yapılmaz!



Memleketin mimarı böyleyse…

 
YORUM EKLE

banner19

banner8