Kolay yönetilen toplum -ı-

Batı sadece güneşin battığı yerden ibaret değildir. Aynı zamanda dünya çapında bir hegemonyanın adıdır. Büyük bir askeri gücün toplandığı yerdir. Batıyı oluşturan ülkeler arasında da büyük savaşlar oldu. Ancak Batı ülkeleri sömürge imparatorluklarını Avrupa kıtasında tesis ettiler. Üstün ve ateşli silahlarına dayanarak sömürgelerini kurdular. İşte bu sömürgelerini nasıl devam ettirecekleri, kalıcı hale getirecekleri onların akıllarından hiç çıkmamıştır.

Bir defa batılı sömürgeciler, kendilerinin üstün, ileri ve takip edilmesi gereken, baş edilemez önemli varlıklar olduklarını hep telkin etmiştir. Bu telkinlerin etkisinde kalanlar, batılıları taklit etmeyi, evlerini onlar gibi dayayıp döşemeyi, onlar gibi giyinmeyi onlar gibi eğlenmeyi, onların müziğini dinlemeyi, onların alfabesi ile yazıp konuşmayı bir çeşit ilerleme giderek bir çeşit üstünlük nedeni görmeye başladılar. Batılı yaşam tarzının en kolay yayıldığı, kökleştiği yerler, doğrudan batılıların sömürgeleri değil midir?

Batılılar, sömürgelerinin devamı için işgal ettikleri ülkelerde kendilerine benzeyen bir sınıf oluşturmayı çok önemsemişlerdir. Kendilerine benzeyen sınıfın özellikleri nelerdir? Bu sınıf daima kendi halkını küçümseyen, mutlaka batılıların izinden gidilmesini, onların taklit edilmesini savunan bir sınıftır. Bu sınıfın gözünde kendi halkı bir hiçtir. Önemli bir becerinin, önemli bir değerin sahibi değildir. Bu halkın, varlığının bir değer kazanması ancak Batılılara benzemesi kadardır. Batılılara benzeme çabası, batılılaşma, daima ileri bir adımdır. Medeniyet, uygarlık yolunda yapılan bir savaştır.

Batı sömürgeciliği sanıldığının aksine bir askeri hegemonyadan ibaret değildir. Napolyon bile 200 yıl kadar önce Mısır’ı işgal ettiğinde beraberinde yüzlerce dil bilimci, tarihçi, arkeolog götürmüştür. Amaç Mısırlıları bütün yönleri ile tanıyarak orada Fransız işgalinin kalıcı hale getirilmesini temin etmektir. Batılılar günümüzde oryantalizm adıyla bilinen bir bilim dalı geliştirmişlerdi. Doğu toplumlarının, tarihleri, dinleri, edebiyatları, folklorları bütün ayrıntıları ile incelenir, zayıflıkları tespit edilirdi. Sömürgecilik bu tür sivil faaliyetlerle tahkim edilmişti.

Buna karşılık doğulular gerçekten fakirdi, yoksuldu, geri kalmıştı. Sömürgecileri alt edecek maddi bir kuvvete sahip değillerdi. Ancak direnmelerini biliyorlardı. Sömürge toplulukları direnmeleri gerektiğini, nasıl nereden keşfetmişlerdi? İslam onlara inanılmaz bir direniş imkanı sunmuştu. Haçlı seferlerinden beri Batılılara karşı direnişin kalesi olmuştu. Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan yeni sömürgecilik döneminde de İslam en önemli direniş kaynağı, fırsatı olmuştu.

İslam ülkeleri arasında batılı işgallere sömürgeciliğe karşı kimler hangi araçlarla direnmişti? Cezayir’den Türkistan’a, Afganistan’dan Sudan’a kadar uzanan direniş alanında, sömürgecilere karşı savaşanların İslam’dan başka imkanlarının olduğunu söylemek mümkün müdür? Türkiye’de Milli Mücadele döneminde, savaşın ana unsuru ne idi? Dönemin asker-sivil lider kadrosu, düşmanlara karşı savaşı anlatırken ayetlerle başlayıp hadislerle bitirmezler miydi? Onların sözleri arasında laiklik-sekülerizm gibi terimleri o dönemde duyan gören bir yana hisseden olmuş mudur? Milli Mücadele ile Türkiye’nin her cihetten Batıya yöneleceğini, Batıya benzeyeceğini söyleyen olmuş mudur? Hayır olmamıştır.

Türkiye’de ezici çoğunluğun kendini Müslüman bilmesinden dolayı dindarlaşma denilince akla İslamlaşma gelmektedir. Türkiye’de dindarlaşma ile İslamlaşma ile batılıların hayal ettiği “kolay idare edilebilir” bir toplumun oluştuğunu iddia etmek her şeyden önce tarih dışı, akıl dışı bir iddiadır. Bu toplumun yüz yıl önce sindirilmesi, batılı, sömürgeci değerlerin önünde diz çöktürülmesi, kolay idare edilebilir hale getirilmesi, teslim etmek icap eder ki İslam’a rağmen yapılan işlerdir. Yüz yıldan beri Türkiye’de batılıların övgüyle andıkları, bir idarenin tesis edilmiş olması bir dindarlaşmanın/İslamlaşmanın sonucu değil aksine ondan koparılmanın, uzaklaştırılmanın sonucudur.

“Cumhuriyet bizlere eşit ve özgür olmanın değerini öğretti, zor kazanılmış bir yurttaşlığın değerini” öğretti gibi iddiaları okuyanlar, cumhuriyetten önce halkın köle olduğunu, sınıflara ayrıldığını bu sınıflar arasındaki farkın Batı toplumları ya da Hindistan’daki kast sistemi gibi olduğunu hayal edebilir.

Batılı değerlere göre tesis edilen bir idareyi böylesine yücelten bir anlayışın doğruyu görmesini beklemek beyhudedir. İslamiyet öncesinde ve sonrasında sınıflı bir yapıya sahip olmayan toplumun eşit olmak gibi bir sınıf mücadelesine ihtiyaç duymayacağını düşünmesi de beklenilemez. Cumhuriyetten önce demek ki vatandaşlık yoktu. Halk Türkiye’de mülteci durumundaydı. Bir halkı asırlar boyunca kim mülteci edebilmiştir.?
YORUM EKLE

banner19

banner8