KOLAY YÖNETİLEN TOPLUM -II-

“İmdi onsuz bir nefes bile alamayız ve artık bir hanedanın güttüğü reaya, bir sürü olmayı asla kabul edemeyiz.” Hanedanın hem de mutlakıyet denilen döneminde hiçbir padişahın otoritesi ölümünden sonra devam etmezdi. Bütün ihtişamı, kudreti öldüğü gün bitmiş sayılırdı. 80 yıl önce ölen bir iktidar sahibinin yapıp ettikleri bugün eleştirilemiyor ise yaptıkları değiştirilemezliği bir anayasa maddesi olarak duruyor ise reaya olmaktan çıktığımızı iddia etmek mümkün müdür? Üstelik bir ölünün reayası olmayı içselleştirenlerin “kazanılmış yurttaşlıktan” söz etmesi mizahi bir değer den bile uzaktır. Reayalık en katmerlisi ile devam etmektedir. Böyle bir reayalığın Türkiye’de tesis edilmesini batılılar yüz yıldan beri alkışlamaktadır. Dizbağı nişanı gibi özel nişanlarla ödüllendirmişlerdir.

Şimdi yeniden toplumun sahici bir dindarlaşması batılı tüketim alışkanlıkları için bir tehlikedir. Batılıların üzerine titredikleri “batılı bir yaşam tarzı” için tehlikedir. Sömürgeleştirdikleri ülkelerde barbarlıkla, sömürgelerini kendilerine bağımlı kadrolara bıraktıkları ülkelerde ise o bağımlı kadrolar eliyle kalıcı hale getirdikleri hukukları için bir tehlike değil midir? Batılılar yeni sömürge düzenlerini kendilerine bağımlı sınıflar, liderler eliyle İslam ülkeleri arasında var olan ya da icat edilen ihtilaf konuları ile sürdürmektedirler. Oysa bu ülkelerin halkları, biri birlerini kardeşleri bilirse bu savaşların, yıkımların gerekçesi ortadan kalkacaktır. Bağımlı kadroların, bağımlı liderlerin en büyük tutkuları çoğunlukla komşu topluluklara karşı düşmanlıktır. Çünkü kendilerine verilen gizli ajandaları bu tür telkinlerle doludur.

Dindarlaşmanın insanı kolay yönetilebilir, sömürülebilir hale getirdiği iddiası yaklaşık iki asır öncesinde Ziya Paşa’nın serzenişini akla getirmektedir: “İslam imiş devlete pa-bend-i terakki, Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı.” Varlığını İslam’a bağlı halkın destanlık çaptaki fedakarlığına borçlu olan Türkiye’de, dindarlaşmayı-İslamlaşmayı, Batılıların isteyebileceğini düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Hz. Resul’ü rüyada görmeyi garanti eden terlik ve yanmaz kefen satışları gibi din istismarı, halkın aldatılması gibi örneklerden ise Batılıların hiçbir şikayeti yoktur.

İslam’ın ilerlemeye engel olduğu iddiası ile terk edilmesinin kaçınılmaz olduğunu telkin edenler Batılı sömürgecilerdi. Bu telkinlere sıkıca bağlanan ve o doğrultuda zulümler yapanlarda onların bağımlısı liderler, kadrolardı. Bu yalanın İslam tarihi verileri ile cazibesini bir süre sonra kaybettiği görüldü. Sömürgeciler her dönem telkinlerini değiştirdiler ama hedeflerini değiştirmediler. Onların hedefleri her zaman İslam’ın toplum için değersiz, önemsiz, tarihi bir anı, kötü bir anı olarak kalmasıydı. Bunun için cepheye sürdükleri en önemli icatları arasında laiklik olmuştur. Dikkat edilirse bu icadın batıda işleyişi ile doğu da İslam ülkelerinde işleyişi çok farklı olmuştur. Batıda dinler, mezhepler arasındaki çatışmaları engelleyen, kilisenin zulümlerini, sömürüsünü bitiren, din-mezhep ve vicdan özgürlüğüne yol açan bir işlev ile donatılmışken İslam ülkelerinde bunun tam tersi bir işleve sahip olmuştur.

Batılıların şikayetleri daha çok İslam ile siyasetin, İslam ile cihadın bir arada ve iç içe sayılmasında toplanmaktadır. Batılılarla uyumlu, onlara bağımlı kadrolar yüz yıllardan beri din ile siyasetin bir arada olmayacağını telkin etmektedirler. Çünkü din ile siyaset bir arada düşünüldüğünde Batılı sömürgecilere karşı itirazın, direnişin din kaynaklı temelleri, meşruiyeti oluşmaktadır. Böyle bir itiraza karşı batılı telkinler etkisizleşmektedir.

Cihadı, hayatın, İslam’ın bir parçası sayan Müslüman kesimler, gruplar, partiler, dünyanın her tarafında Batılı sömürgecilerin tarassutu altınadırlar. Dünyanın neresinde Batılılara karşı itirazı olan direnişçiler varsa, Batılıların gözünde onlar “teröristtir ya da cihadisttir.” Cihadçı denilen bu grupların ortak özelliği batıya karşı mücadele bayrağı açmalarıdır. Batılılar devasa askeri, mali ve medya güçleriyle kendilerini karşı direnenleri daima mahkum etmeye, Müslüman toplumlar nezdinde aşağılamaya, meşruiyet dışında tutulmaya çalışılmıştır.

O halde dindarlaşmanın, İslamlaşmanın “kolay yönetilebilir” bir toplum oluşturduğu iddiası temelden bir kurgudur. Batılı değerlerin önünde toplumun diz çöktürülmesi daha kolay yönetilebilir, güdülebilir hale gelmesini temin etmiştir. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değildir. İslam ülkelerinde ne kadar diktatörlük var ise Batılıların desteği ile kurgusu ile kurulduğu gibi devam etmesi de onları desteği ile olmaktadır.

Batı sömürgeciliği ad ve şekil değiştirmiştir. Kendine benzeterek bağımlı hale getirip iktidara taşıdığı kadrolar, liderler eliyle devam etmektedir. Dindarlaşma yani İslamlaşma işte batı sömürgeciliğinin devamı demek olan onların uzantılarının yıkılmasıdır. Halkın bilinçlenmesi, haklarına sahip çıkması, din ile hayali kahramanlık hikayeleri ile aldatılmasına bir hınç biriktirmesinden başka bir şey değildir.
YORUM EKLE

banner19

banner8