Komşumuzu bilmiyoruz

İran’daki son muhalefet gösterilerinin basında yer alışını beğenmeyen ünlü bir İran uzmanı, uzun zamandan beri işgal ettiği köşesinde, komşumuzu bilmiyoruz iddiasını, Şiiliği ve İran’ın geçmişini de bilmeyişimize bağlamıştır. İran’da bazen her yıl bazen birkaç yılda bir ortaya çıkan muhalefet gösterilerinden sonra, rejim gitti gider beklentisinin başladığını, sonra hiçbir şey olmamış gibi her şeyin devam edişini de buna bağlamış görünüyor.
Şahın son Dış İşleri Bakanı “Buraya eski Yunanlılar, Romalılar, Türkler ve daha başka milletler geldiler, asırlarca hüküm sürdüler ve hepsi bizden bir şeyler alıp gittiler” demiş. Türkiye’nin İran hakkındaki cehaletini giderme görevini üstlenen bu uzman her nedense alıntı yaptığı cümlelerin sahibinin adını da kaynağını da belirtmeye tenezzül etmemiştir.
Hayali Dış İşleri Bakanı’nın neredeyse söylediklerinin tümü yanlıştır. Eski Yunanlılar dediği muhtemelen Makedonyalı İskender olmalıdır. Onun Hindistan seferi ve dönüşü birkaç yıl sürmüştür. Sefer dönüşü Erbil’de ölünce kurduğu hegemonya da yerle yeksan olmuştur. Romalılardan kasıt eğer Roma İmparatorluğu ise zaten İran’ı hiçbir zaman sınırları içine almamıştır. Sasaniler ile doğrudan savaşan Bizanslılar (Doğu Romalılar) ise savaşlarını Anadolu topraklarında yaptılar ve İran’a gitmediler. Böylece Bakan beyin listesindeki Eski Yunan ve Romalılar sözü laf olsun, torba dolsun diye söylenmişe benziyor.
Çünkü gerçekte İran’da kalıcı egemenlik tesis edenler, Araplar, Türkler ve Moğollardır. Bu üç topluluğun siyasi hakimiyeti 642’den 1924’e kadar sürmüştür. İran uzmanı yazarımızın, mazisi 25 asır öncesine dayanıyor dediği Fars medeniyetinden aradaki bu dönemi çıkınca geriye 12 asır kalır. Yani 25 asrın başlangıcı ne zamana gidiyor ise onun içinden Arap-Türk ve Moğol dönemi olan 1272 yılı çıkınca geriye 12 asır kalmaktadır. İran konusunda bütün Türkiye’nin cehaletini giderme görevini üstlenen bu değerli uzmanın elde ettiği 25 asırlık sonuca ulaşmak için de fena halde bir matematik uzamanı olmak icap eder.
Farsların, Şia inancını milli ve romantik kisve haline getirmiş bir millet olmasından da söz etmiştir. Bu cümlede bir tek cümle olmasına rağmen pek çok yanlışı kapsamaktadır. Şia inancının çıkışı ve yayılması doğrudan Araplara aittir. Yani bu inancı çıkarıp yayanlar Araplar olunca Farsların milli ve romantik inancı nasıl olabilir? Üstelik Farsların teşeyyü edişi de kendi isteklerine bağlı değildir. Doğrudan Safavi Hükümdarı Şah İsmail’in cebrine dayalı olarak Farslar, zorla Şiileşmiştir. Safaviler ise malumdur ki Türk idi. Bir başka topluluğun icadı olan Şiiliği, yine bir başka topluluğun zorlaması olarak Farslar kabul edince, Şiilik nasıl Farsların milli ve romantik inancı özelliğine sahip olmaktadır? İran uzmanı keşke bu sorulara meydan vermeyecek açıklamaların sahibi olsaydı.
İran’da Moğol var mıdır? Muhtemelen herhangi bir nüfus yüzdesine sahip olacak bir Moğol nüfusu yoktur. Dolayısı ile İran’da egemenlik kuran Arap-Türk ve Moğol topluluklarından sadece ikisini hesaba katmak icap eder. Basra Körfezi sınırındaki Arap nüfuslu Huzistan Arap egemenlik döneminin belki hatırasıdır. Arap nüfus her ne kadar Şii ve Sünni diye iki kısımdan oluşmuş ise de Fars egemenliğine karşı her iki kesimde daima muhaliftir.
İran nüfusunun % 40-45 aralığına tekabül eden Türkler ise o hayali Dış İşleri Bakanı’nın iddiasına ve İran uzmanı yazarın sahiplenmesine rağmen bir yere gitmiş değillerdir. İran’da varlıkları sürmektedir. Zaten bir ülkede nüfusun % 40-45 oranına sahip olan nüfusun bir yere gidebileceğini akıl taşıyan hiçbir insan da iddia etmez. Muhtemelen İran’ı karpuz gibi ortadan bölecek olanlarda işte bu Türklerdir.

Çünkü Araplar ve Kürtler sayılarının azlığına bağlı olarak, İran’daki etkileri de Türklere göre daha azdır. Türklerin ezici çoğunluğu ise Güney Azerbaycan’da meskundur. Türklerin çoğunluğunun da Şia olması nedeniyle onların kıyamete kadar Farsların gönüllü bağlısı olacakları varsayılmaktadır. İşte İran uzmanı yazarın asıl temennisi de bu olmalıdır. Ortak mezhep elbette önemlidir ama tek başına her şeyin üstünü kapatan, tayin edici temel mesele de değildir. İran’da 80 bin kadar Ermeni’nin sahip olduğu hakların hiçbirisine 35-40 milyonluk Türk nüfusu sahip değildir. Kerbela gösterileri ile kıyamete kadar bu durumun gizlenmesi mümkün olabilir mi?
Şahlık döneminde İran’da Fars olmayanların, Farslara hizmet etmenin dışında hiçbir hakkı yoktu. Şahlığın yıkılması ile birlikte Fars olmayanlarda, Türklerde büyük bir beklenti oluştu. Adında İslam olan yeni İran yönetiminin, haklarını iade edeceğini hayal ettiler. Geçen yıllar bu hayalin yersiz ve imkansız olduğunu gösterdi. Günümüzde siyasi, askeri ve bürokratik nedenlere bağlı olarak geleceğini Farslara hizmette gören azınlığın dışında Türklerin gönlü artık bağımsızlık heyecanı ile doludur. Türklerin istekleri artık yolsuzlukların önlenmesi ve benzin fiyatlarının düşürülmesi sınırını çoktan aşmıştır.
Günümüz İran’ında Rehber adını taşıyan Hamaney’in yetkileri Pers dönemi Şehinşahlarının yetkilerinden çok fazladır. O yetkiyle komşu ülkeleri ABD/Rusya işbirliği ile işgal etmektedir. Onun şehinşahlığı böylece yalnızca Farslar için değil Türkler, Araplar, Kürtler bütün bölge için bir afet halini almıştır. Her diktatörlükte olduğu gibi İran’da da muhalefet gizlidir. Gücünü, yakın bir zamanda, neleri yapabileceğini öngörmek kolay değildir. İran’daki muhalefet gösteriler hakkındaki yanlış tahminler orada bir sorunun olmadığını, halkın bir cendere halinde patlamak için uygun bir fırsatı beklemediğini göstermez. İran uzmanı yazarımızın bu yazıyı entelektüel bir alışkanlıkla mı yoksa başka beklentilerle mi yazdığını ise ömrü olanlar görecektir.

YORUM EKLE

banner19