Okur, liman gibi olmalı

“Okumuyoruz” tartışmasını bir adım ileriye taşıyıp, BKM Yönetim Kurulu Başkanı Kudbettin Bingölbalı ile okuyan insan üzerine konuştuk

Okur, liman gibi olmalı
“Okumuyoruz” tartışmasını bir adım ileriye taşıyıp, BKM Yönetim Kurulu Başkanı Kudbettin Bingölbalı ile okuyan insan üzerine konuştuk. 30 yılı aşkın süredir kentin okur profilini gözlemleyen Bingölbalı, okur tanımına dair şu görüşleri paylaştı: “Okumak insanın hayatına denge getirir, okumak aileye, topluma denge getirir. Okumak liman olmaktır; insanlara sırdaş olur. Okuyan insanda karanlık yüz olmaz, güçlü bir psikolojisi vardır. O liman da insanları yanıltmamalı, gerçek bir okur olması lazım. İpi sağlam olacak, yanaşan kayıklar gemiler sürüklenmeyecek.” Bingölbalı, gözlemleriyle farklı okur profilleri çizdi, kategorilere ayırdı. Bakalım, siz kendinizi hangi okur grubuna ait hissediyorsunuz.

CANAN GÜLEÇ 

İnsanları okuyan ve okumayan diye ikiye ayırmak yeterli midir?

Eskiden belki yeterli olurdu ama 12 Eylül yasakları kalktıktan sonra profil genişledi, günümüzde ise daha da farklı okur grupları oluşmaya başladı. 30 Yılı aşkın zamandır kitapla okur arasındayız. Eskiden okumak için kitap alanlar ve kütüphane yapmak için kitap alanlar diye 2 genel kitle vardı. Benim kütüphanemin boyu bu kadar, raf aralığı da şu yükseklikte. “Evimde yeni kütüphane yaptırdm, içine neler dizebilirim?” diye sorarlardı, vitrin olarak görürlerdi kütüphaneyi, kitaplığı. Hangi kitaplar güzel durur diye bakardı. Ama bir de 12 Eylül yasakların kalkması sonucu ciddi bir okur kitlesi ile karşılaştık. Daha önce klasiklerden oluşan az çeşit yayın vardı ama yasaklar kalkınca yayın çeşitliliği arttı. Türk ve düya klasikleri dışında da yayınlara ilgi oluştu. Üniversite sayılarının artması ve içeriklerinin genişletilmesi, akademisyen kadrolarının artması, tezlerin basılıp kitaplaştırılması okur kitlesini genişletti.

Türkiye’de o dönem gerçek okur kitleleri oluşmaya başladı denebilir mi?

Kesinlikle öyle demek gerek çünkü daha çok yazar ve kitapla buluşmaya başladılar. Ciddi ciddi her görüşten İslamcı, sağcı, solcu herkes okumaya başladı. Özal yılları denilen o süreçte insanlarda artık başımıza bir şey gelmeyecek güvencesi oluştu. Kolilerle kitap satardık. Hızlı bir şekilde çeşitler oluştu. İnsanlar acıkmış gibi kitaba yöneldi. Pasajlarda yeni yeni kitapçılar açılmaya o zaman başladı. Anadolu’dan gelmiş, kendisi okuyamadığı için çocuğu okusun diye çok kitap alan bir kesim vardı o dönem. Ama günümüzde çok farklı okur profilleri söz konusu.

 

Günümüzde en belirgin okur toplumu hangi kesimdir?

Beni üzen ve sevindiren kitleler var tabii. İyiden başlarsak, kendini geliştiren, şehirleşmenin yüzde 92 artmasıyla çalışma hayatında daha aktif hale gelen kadınlar okur kitlesinin de çoğunluğunu oluşturuyor. Bu da hem çocukların okuma hevesini arttırıyor hem de şehirleşme profiline olumlu yansıyor.

 

Okur sayısının çoğunluğu bu kesim sanırım, peki okuma niteliği anlamında en fazla zamanı ayıranlar kimler?

Bir kitle var gerçekten iyi niyetli kendi çapında okumadığı zamanlar için vicdan azabı çekiyor, neden bu vaktimi değerlendirmiyorum diye düşünüyor. Onlar çok bilinçli seçim yapan, gelip ne istediğini bilerek alıp okuyan tercihi belli insanlar. Karda kışta fark etmez, kitabevine uğramadan evine gitmeyen başka bir kitle de var. Üniversitede dersten çıkıyor, otobüse binip geliyor, burada nefes alıyor, evine gidiyor. Onlar için kitabevini düzenli ziyaret etmek bir gereklilik. Buluşan okurlar var mesela o bana çok ilginç geliyor, hiç birbirlerini tanımazken burada rastlaştıkça buluyorlar birbirlerini, gruplaşıp münazara okur toplantıları yapıyorlar. Çok kaliteli bir sohbet oluşuyor, sevdiğim bir okur grubudur.


“KİTABA DALAN BİR OKURU İÇERİDE UNUTMUŞTUK”


En tutkulu okurlar hangi grup sizce?

O tutku duygusunu yakalayanlar, okurken kitap dışında her şeyle bağın ı koparan bambaşka dünyalara geçen insanlar. İlkokul mezunundan akademisyene kadar gerçekten kitap okuyan, ayakta saatlerce bekleyip ya da yerde oturup okumaya dalanlar var. Bir arkadaşımızı bir gün içerde unuttuk. Arkadaşlarımız saati gelince kapatıyor, o dönemde de sık elektrik kesintisi oluyordu, sanmış ki elektrik kesildi. Beklemiş beklemiş elektrik gelmiyor, camı vurunca yönetim bizi aradı. Haber gelince tahmin ettiğimiz 3 kişi vardı ve onlardan biri çıktı gerçekten de.

Okur profiline uymadığını düşündüğünüz davranışlarla karşılaşıyor musunuz?

Bazı kitleler var mesela, son dönemde oluşmaya başladı. Ben önyargıya karşı bir insanım, kitap evi birleştirici olmalıdır, kitap okuyan insanların da ayrım yapmaması gerekir. Kitap ağaçtan, ağaç topraktan, insan da topraktan geldiği için kodlarımız uyuşuyor. İnsanlar kitabevine geldiğinde ferahlık hissediyor ve insan rahatlıyor. Bu bütünleştirici özelliği varken, kitap okuyan insanlarda da bu düşünce gelişmeliyken, karanlığı yok etmek gerekirken, aydınlık için taşı taş üstüne koyması gerekirken ben karşımdakini bu bilgiyle nasıl vururum, o ideolojiyi yıkarım diyen bir kitle var, çok rahatsız oluyorum. İş ortamında, ailemde dahil olsa benden olmayanı dışlamak için konuşayım derdindeler onlar. Oysa kitap okumak eksiğini tamamlamak ve bu bilgiyle başkasının eksiğini tamamlamak içindir.

Bu kadar geniş okur kitlesi içinde bir grubun hatalı olması hoş görülebilir bence…

Başka gruplar da oluyor böyle hoş olmayan davranışlar sergileyen. Mesela okuma alışkanlığıyla yeni tanışanların bazılarının tavırları da ilginç. Dün okumuyordun, okudun geliştin, yolu öğrendin, daha büyük dağları görmek için dağa çıktın ufkun açıldı; okumayanları köylü, cahil, anlamaz diye görüyorlar. Ben kitapçı olarak şunu düşünüyorum, bilmekse, en çok bilen şeytandı ama haddini bilmemiş. Ben de bu insanlara had perdesini hatırlatıyorum. Başkasını hor gören, meyve vermeyen, narsitsleşen kibirlenen sadece kendini ön planda tutan bir grup.

Okuyan insanın okuduklarıyla gelişmesi ve bunu kendine uyarlaması gerekir oysa.

Okuduğundan kendisi dahi fayda göremeyen bir grup var, yansımıyor. Kendine bir şey katmıyor. Kitap alıyor, okuyor ama kaba, kibirli, aile problemleri, huysuzluğu, bozuk davranışları, toplum uyumsuzluğu devam ediyor.

KİTAP DEDİKODUCULARI VAR, DUYDUĞUNU ANLATIYOR

Okurun edindiği bilgiyi yansıtması paylaşması durumlarına dair gözleminiz var mıdır?

Bu anlamda da bakarsak 3 farklı okur var; bir okur kitlesi var ki okuyor, sadece kendine yararı  var başkasına yok. Bilgiyi saklıyor. Kimseye yansıtmıyor. Bunun bir adım ilerisi de okuyup tamamen içine dönen kapanan kitle var. Dağlarda yalnız gezen adam gibi inzivaya çekilir gibi yalnızlaşıyor. Bu tür insanların ailesi tarafından da çok okuduğu için eleştirildiğini ve bu nedenle içine kapandığını görüyorum. Paylaşımcı bir kitle de var ki; onları görünce tanıyan diğer okurlar hemen uzaklaşır; süngeri sıkınca suyunu bırakması gibi tüm bildiğini orada bir kişiye bırakmak istiyorlar. Okuduğunu yakaladığına anlatıp içini boşaltmak istiyor. Her gördüğüne anlatma hevesinde. Anlatırken kıvamında anlatmıyor, bizim çalışma arkadaşlarımıza en çok yansıyor bu tavır da.

İnsanları gerek sosyal medya hesaplarında gerek dışarıda sosyal ortamlarda daha çok kitapla görüyoruz, bu da okuma alışkanlığımız arttı demek midir?

Bir de okuyorum diye görünmeyi seven kitle var tabii; belli yazarlarımız en çok satan ama en az okunanlardan, mesela Orhan Pamuk gibi... Dilini anlatımını herkes akıcı bulmayabilir. Özellikle kendini çok iyi okur göstermek isteyenler bu tür kitapları kartvizit gibi taşımayı seçiyor. Sosyal medya paylaşımcıları var, kahvenin yanında ya da birinin elindeki kitabı çekip paylaşıyor, hiç alakası yok okuma alışkanlığıyla ama sosyal medya hesaplarında görseniz çok okuyor sanabilirsiniz. Sosyal medyadan etkilenip reklama kanan kitle var. Kitap dedikoducuları var mesela, okumamış ama okuyan birinden duyduğu bilgiyi aktarmaya çalışıyor, bazen de onu bile beceremiyor.

YAZARIN İMZASINI VE FOTOĞRAFINI BİRİKTİRENLER VAR

BKM’de düzenlenen imza günleri çok kalabalık oluyor, yazar okur buluşmaları hakkında ne söylersiniz?

Yazarın kitaplarını okuyan, açıklamalarını takip eden bir grup var ve onların buluşması çok keyifli oluyor. Bazen de imzalı kitap biriktiren var, yazarla bi fotoğraf çektirip, imzalı kitabını gösteren ama okumayanlar var. İsmine göre ve kapağına bakıp alan var, adı ilginçse, kapağı süslüyse, içindeki ayraç hediyesi, basılan kağıdın türüne göre alanlar var.

Sıraladığınız kriterler okurlara dair oldukça üzücü bir profil de çizdi. Gerçek bir okur grubuna dair gözlemlerinizi dinlemek isterdim.

Çok özel bir grup var öyle, sayıları az ama umutsuz değilim, artacağını düşünüyorum. Kendini okumaya adamış, okuduğunu topluma, şehrine ülkesine, çekirdek ailesinden tut ulaşabildiği herkese katkı sağlamak için dönüştürmeye çalışan, ideolojik, ırkçı bakış kazanmadan her kesimden herkesin anlayabileceği seviyeye inen, akademisyense onun seviyesine çıkan bir kitle var. Müthiş bir kitle, insandaki negatif elektriği alıyor, herkesin sığındığı liman olan bir okur kitlesi. Ne zamanki sayılarını arttırırız, o zaman gerçek okur kitlemiz oluşacak. Her biri yüzlerce okurun kuramadığı dengeyi, paylaşamadığı bilgiyi paylaşıyor. Bu insanlar ülkedeki okur seviyesini yükseltmek istiyorlar. O insanlar geldiğinde tüm çalışanlarımız severek karşılıyor, ilgileniyor. Bu insanlar aynı zamanda bizim kitabevimizi de geliştiriyor, bu yayın çok güzel şu kitap önemli diye tavsiye ediyor. Bazen okurlarımıza tavsiyede bulunmaları için onları tanıştırıyoruz. Kafe kısmında onların ayrı masaları vardır, gelir kitabını inceler uzun uzun. Sadece kendi için okumadığından o masalarda çok güzel dengeli bilgi paylaşımı yaşanıyor.

 
Güncelleme Tarihi: 15 Eylül 2019, 20:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24