Pakistan'ın Mehmet Akif'i : Muhammed İkbal

Bazı savaşçıların silaha ihtiyacı yoktur. Yürekleriyle savaşırlar, ceplerinde biriktirdikleri kelimeleriyle, kalemleri ile savaşırlar. En ümitsi

Pakistan'ın Mehmet Akif'i : Muhammed İkbal

Bazı savaşçıların silaha ihtiyacı yoktur. Yürekleriyle savaşırlar, ceplerinde biriktirdikleri kelimeleriyle, kalemleri ile savaşırlar. En ümitsiz zamanlarda ortaya çıkar ve ‘Her felaketin bir Nuh’u vardır’ dedirtirler. Tıpkı yazdığı şiirleriyle Hindistan’daki Müslümanların İngiliz sömürgesine başkaldırmasında ve Pakistan’ın kurulmasında önemli katkılar sağlayan Muhammed İkbal gibi…


 

 

Melike OLGUN

Pakistan’ın Mehmet Akif’i olarak tanınan İkbal Filozof-şair kimliği ile edebiyat dünyasına, Hukukçu kimliği ile Hindistan ve Pakistan tarihine adını altın harflerle yazdırdı. İkbal Pakistan Devletinin temellerini atmakla kalmamış Filozof, şair, hukukçu kimliği ile tüm İslam Dünyasına da seslenmiştir.

"MEVLANA ATEŞTİR, BEN ONUN KÜLÜYÜM"

Bu gün Pakistan sınırları içerisinde bulunan Siyalkot’da Müslüman bir ailede dünyaya geldi. Babası Şeyh Nur Muhammed dindar ve sufi bir Müslüman’dı. Tasavvuf büyüklerine beslediği derin sevgi ve saygı ile dine bağlılığı sebebiyle çevresinde “Okumamış filozof” olarak tanınırdı. Kendisinde var olan bilgileri insanlara aktaran Nur Muhammed’in dini sohbetleri bir ders gibiydi. Bu eşsiz sohbetlerden Muhammed İkbal’de çok hoşlanırdı. İkbal’in çocukluğunun tasavvufla iççice geçmesi, Mevlana’ya olan hayranlığı onun düşünce şiir iklimini derinden etkiledi. İkbal Mevlana’ya olan sevgisini "Mevlana güneştir, ben onun zerresiyim. Mevlana ateştir, ben onun külüyüm" ve "Mevlâna, aşkın rehberidir; sözleri susuzlara çeşme, vücudu vecd-ü heyecandır” dizeleriyle belirten ve kendisini sevenlere "Rumi’ yi takip ediniz nereye giderse siz de gidiniz ve bir müddet başkalıkları ter kediniz" sözleri ile dile getirmiştir.

OKUMAMIŞ FİLOZOF’UN HUKUKÇU OĞLU

Hindistan’da aldığı hem batı hem doğu eğitiminin ardından sırasıyla İngiltere ve Almanya’da üniversite eğitimi tamamladı. Okumamış Filozof ’un oğlu artık Avrupa’da yüksek lisans yapmış bir hukukçuydu. İkbal, 1908 yılında da İngiltere’de bir dizi İslam konulu konferanslar verdikten sonra ülkesine dönüş hazırlıkları yapmaya başladı. İkbal’in Avrupa’da geçirdiği 1905 ile 1908 yılları arasındaki zaman onun hayatına şekil veren devreydi. Muhammed İkbal, 27 Temmuz 1908 yılında üç buçuk yıl kaldığı Avrupa’dan Lahor’a döndü. O’nu dönüğünde büyük bir halk grubu sevinçle karşıladı. Muhammed İkbal, ülkesine döndükten sonra bir süre dinlendi. Daha sonra Government College’de felsefe ve İngiliz filolojisinde akademisyenlik yaptı. Bu dönemde avukatlığa da başlamış olan İkbal, iki buçuk yıl avukatlığı ve hocalığı birlikte yürüttükten sonra öğretim üyeliğinden istifa etti.

Muhammed İkbal, bir Türkiye sevdalısıydı. O, Türkiye ile çok yakından ilgilenmişti. Türklerin zaferleriyle her zaman övünmüş olan İkbal, Türkler için kahramanlık şiirleri yazmış ve kendi ülkesi insanlarına Türklere yardım için sürekli ön ayak olmuştur. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türklerin zaferini sabırla bekleyen Müslüman Hintlilerin hislerine tercüman olmuştu. Türkiye’ye karşı Trablusgarp ve Balkan savaşları açıldığı zaman İkbal, memleketinde avukatlık yapıyor ve şiir yazıyordu. Balkan savaşının bize bir felaket getirmesi onu çok coşturmuş, “Şekva” başlıklı uzun bir manzume ile adeta feryat etmişti.1937’de kanser olduğunu öğrenen İkbal’in 1936 yazından itibaren sağlığı her geçen gün daha kötüye gitmişti. Hayatını Müslümanlara adayan ve tek bir ulus olarak Pakistan’ı kurma düşüncesinin mimarı Muhammed İkbal, 21 Nisan 1938’te ben onun külüyüm dediği ateşine (Mevlana) ve Rabbine kavuştu.

 



 

“Benim yasamım sade, inançlı bir yasam. Kalbim, dilimle uyum içinde. İnsanlar riyakârlığa saygı gösteriyor ve övüyor. Ben, riyakârlıktan elde edilen ün, saygı ve bağlılıktansa, unutulmuşluk içinde ölmeyi ve kimsenin ardımdan ağlamamasını tercih ederim. Kamuoyu çılgınları, beğenilmişlik ve saygınlıklarının kabalığın, dinî ve ahlâkî iktidarın arzusuna göre hareket ederek yaşamlarını sürdürenleri bağışlasınlar. Ben, insan zihninin doğal özgürlüğünü ezen tüm bu gelenek ve göreneklere saygı gösterecek kadar alçak değilim…”
Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 01:04
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8