Sükut gerçekten altın mıdır?   

►Canan GÜLEÇ   “Söz gümüşse, sükut altındır” sözünün yer edindiği bi

Sükut gerçekten altın mıdır?   
►Canan GÜLEÇ

 

Söz gümüşse, sükut altındır” sözünün yer edindiği bir toplumda artık kuralların değişmesi gerektiğine dikkat çeken Didem Tınarlıoğlu, “Sessiz kalmak, karşınızdakine aksini iddia etmediğiniz, dolayısıyla iddia edileni veya ortaya atılanı kabul ettiğiniz mesajını verir.” dedi.

Direm Fikir Atölyesi kurucusu, koçluk ve eğitimci formasyonu sahibi Didem Tınarlıoğlu son çalışmasında “Suskunluğun ödül ve cezası nedir?” başlığı altında suskunluğun modern dünyada bir erdem değil de eksiklikler toplamı olarak görüldüğünü ele aldı. “Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak ise bir sanattır.” sözünü de hatırlatan Tınarlıoğlu, “Susmak birçok erdemle ilgilidir. Sağduyu, edep, saygı, mütevazilik gibi. Geleneksel görgü kuralları yüzünden, mahcubiyetten, anlaşmazlığa düşme endişesinden, tepki almaktan korkan insanlar susuyorlar.” dedi.

Özlü sözlerin daima suskunluğu övdüğünü anlatan Tınarlıoğlu, çoğu zaman kuruluşların da ortak fikri benimseyen sessiz çalışanlar aradığını belirtti. Oysa uzmanların tam aksini doğru bulduğunu aktaran Tınarlıoğlu, şunları belirtti: “Uzmanların söylediğine göre sessizlik, aşağılanma, kızgınlık ve öfke gibi duygular yaratarak kişiler üzerinde yüklü bir psikolojik bedel ödettiriyor. Araştırmalar, duygu ve düşüncelerin ifade edilmediği taktirde etkileşim bozukluğuna sebep olduğunu, üreticiliği sabote ettiğini ve yaratıcılığı bitirdiğini ortaya koyuyor.”

DIŞLANMA KORKUSU SUSKUNLAŞTIRIYOR”

Susmanın, farklılığı yüzeyin altına ittiğini anlatan Tınarlıoğlu, şöyle devam etti: “Güvensizlik hisleri artar, itimatsızlık kol gezerken suskunluk sarmalı ortamı ele geçiverir. Alman siyaset bilimci ElisabethNoelle-Neumann tarafından geliştirilen bu siyaset bilimi ve kitle iletişim teorisi şöyle tanımlanıyor: Bir kişinin/grubun savunduğu fikir, mensubu olduğu toplumun (okulda sınıf, fabrikada soyunma odası, orduda yemekhane, belediye otobüsü, akraba ziyareti, hastane koridoru vs.) ‘genel-geçer’ kabul ettiği görüşlere uygun değilse, bu kişi toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle konuşurken kendini kısıtlar veya fikrini söylemekten vazgeçer. Aynı kişi fikrinin (veya kendi fikrine yakın görüşlerin) toplum nezdinde yaygınlaşmaya başladığını sezerse, bu kez fikrini yüksek sesle söylemeye başlar. Yani eğer bir insan kendi kişisel düşüncelerinin düşüşte olduğunu düşünüyorsa bunu ifade etmeye daha az meyilli olabiliyor. Sonuçta egemen olan düşünce daha da güçleniyor, meşrulaşıyor olabilir.”

BİREYLERİN ÇÖKÜŞÜ TOPLUMA YAYILIYOR

İnsanların suskunluğu alışkanlık haline getirip daha iyi bir fikri olduğu halde de susmayı tercih ettiğini anlatan Tınarlıoğlu, “Daha iyi bir fikrinizin ya da çözümünüzün olduğuna inandığınız noktada susmak, bu fikri sadece ve sadece korktuğunuz için kendinize saklamak, çöküşünüzü sessizliğinizle yarattığınız anlamına gelir. Bu çöküş, yalnız bireysel bir çöküş olmakla kalmaz, profesyonel iş hayatınızın da çöküşünü aynı sessizlikle garantiler. Sessiz kalmak, karşınızdakine aksini iddia etmediğiniz, dolayısıyla iddia edileni veya ortaya atılanı kabul ettiğiniz mesajını verir.” dedi.

SUSKUNLUĞU BÜYÜĞE SAYGI SANIYORUZ

Sonuçların sebebinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Tınarlıoğlu, “Hiçbir sonuç nedeninden ayrı düşünülemeyeceği gibi, toplumumuzda suskunluk sarmalında sıkışıp kalmanın norm haline gelmesi de, elbette ki nedenlerinden ayrı düşünülemez. Bugünün sonuçlarını dünün nedenlerinden bağımsız olarak ele almak da, çözüm arayışında yanlış yollara sapmanıza neden olabilir. Dünün nedenleri ise aslında hepimizin üzerinde fikir birliği oluşturabileceği gerçekler.” şeklinde konuştu.

Tınarlıoğlu, toplumun erdem ve saygı kuralı olarak kabul ettiği suskunluk olgusunu değerlendirerek şu bilgileri paylaştı: “Toplumumuz, maalesef, büyüklere saygı göstermeyi fikir belirtmemekle karıştırdığımız bir toplum olageldi. Bu durum, yalnızca bizim toplumumuzla da sınırlı değil aslında; günümüzde, hâlâ, eleştirinin –geri bildirim de denebilir- saygısızlık, hatta hadsizlik olarak görüldüğü birçok toplum var. Baktığınızda göreceksiniz ki, bugün bizi sessiz kalmaya iten nedenler, sessizliğin saygı olduğu anlayışına dayanır. Fakat, mesele şu ki, herkesi memnun etmenin bir yolu olmadığı için bazı şeylerin kesin çizgilerle ayrılması gerekiyor. Buna, susmanın saygı olmadığı ya da fikir belirtmenin hadsizlik olmadığıyla başlanabilir. Bu ayırım, özellikle klişe işlerin yapılmaya devam edildiği, kurumların ve kişilerin birbirinin kopyası işler yaptığı sektörlerde ufuk açıcı olabilir. Beyin fırtınalarının belirli fikirleri belirli kişilerin tartışması olarak algılandığı bir duruma gelmesi, sürekli konuşanların olduğu kadar hiç konuşmayanların da suçudur.”

İŞ HAYATI SUSKUNLUĞU TAKDİR ETMİYOR

Toplumun sosyal ilişkilerde değerli bir özellik olarak gördüğü suskunluğun modern iş yaşamında aynı şekilde kıymetli olmadığını anlatan Tınarlıoğlu, şu uyarılarda bulundu: “Kurumların basmakalıp işler yapmasının, sektördeki tabuları yıkamamasının bir sebebi de bu olabilir; yeni fikirlerin sessizlik sarmalında kaybolması. Bu sarmal, kurumlarda yenilikçi ve ilerici fikirleri içinde öğüten dev bir çark yaratır ve kabul edilememe korkusundan dolayı susan çalışanlar eninde sonunda bu çarkın bir dişlisi olur. Her susan birey, çarkın daha sağlam işlemesini sağlar. Çarkın durmasını sağlayacak şey ise yeni fikirlere açık çalışma ortamları yaratmak, ast-üst ilişkisini fikirleri bastırmayacak şekilde yürütmek, genç beyinleri ‘’tecrübe’’ kriterleri altında ezmemek ve risk alabilmek.Kurumların veya markaların radikallikten uzak durması geleneğinin neredeyse sektörün normu haline gelmiş olması, tabuların yıkılamayacağına olan inancı daha da güçlendirmekte. Fakat, rekabetin her geçen gün arttığı sektörde farklılaşmak ve tüketicinin/müşterinin zihninde ‘’love mark’’ olmak, tam da tabuları yıkmaya başladığınız noktada gerçekleşir. Sizinle aynı misyonu paylaşan yüzlerce markanın arasından aynı misyonu gerçekleştirdiğiniz için değil, aynı misyonu orijinal bir yolla gerçekleştirdiğiniz için sıyrılabilirsiniz. Yaratıcı olarak anılan, vaka çalışmalarında örnek olarak gösterilen markaların işlerine bakın, orijinal fikirlerin yansımaları olduklarını göreceksiniz. Orijinal fikirleri bulmak içinse, bazen o çarkı durduracak fikirleri hayata geçirip risk almamız gerekir.”

SUSUYORUZ ÇÜNKÜ;

 

  •  Aksini iddia etmek, savunmak ya da dile getirmek dışlanmayı, ötekileştirilmeyi de beraberinde getirecek diye korkarız.

  •  Çoğunluğun sesi azınlığı her zaman bastırır diye düşünürüz. Denir ki, konuşulması gerektiği yerde susmak çöküntü ile eş anlamlıdır.

  •  Artık mücadele etmek istemeyiz, çabalarımızın nafile olacağını biliriz, pes etmek değil ama hiç tepki göstermeyerek en yüksek sesle isyan ederiz aslında.

  • Karşımızdaki ile zekamızın, ahlakımızın ve vicdanımızın eşit olmadığını görürüz.

  • O kadar kırılmışızdır ki, dile gelmez bir türlü duygularımız. Öylece içimize atar ve suskunlaşırız.

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2018, 18:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24