Ulucami'de sanat zirvesi

           Bursa Ulucami bir hüsn-i hat serg

Ulucami'de sanat zirvesi
           Bursa Ulucami bir hüsn-i hat sergisi, hat sanatları müzesi gibidir. 1855 depreminden sonra buraya gelen büyük hattatlar adeta birbirlerine nazire yaparak, karşılıklı müthiş yazılar yazdılar. ‘Gövde gösterisi yaptılar’. Gövde gösterisi yaptılar ibaresini tırnak içinde kullanıyorum çünkü bu değerli hattatların isimlerini ön plana çıkarmak, kendilerini göstermek gibi bir amacı yoktu esasında. 

 

Hazırlayan: Ömer Kaptan

kaptanomar@gmail.com

İmzalarında kullandıkları tevazu ibareleri dahi bunu göstermeye yeter. Deprem sonrası padişahın emriyle buraya gelen hattatlar, sultanın  ”eskisinden bile güzel haline getiriniz” dediği camide aşk ile meşk ettiler. Aşk olmadan meşk olmaz zira. Meşk etmek; hat öğrencilerinin, hocalarının verdiği örneği çalışması, hattatın yazı yazması demektir.  Aşk olmadan meşk olur mu? Bu güzel yazılar, sanat eserleri ortaya çıkar mı?

Peki  padişahın emriyle buraya gelen hattatlar kimlerdi. Ulucami kimleri bir araya getirdi? Bu sorunun cevabı gerçekten şaşırtıyor insanı. Döneminin en yetenekli sanatçıları Ulucami’ye geldi desek abartı olmaz. Bursa’ya gelen hattatlarımız İslam dünyasının pek çok önemli noktasında yazısı bulunan hattatlarımızdı. Şimdi değerli hattatlarımızı biraz daha yakından tanıyalım.

Kazasker Mustafa İzzet Efendi

Ulucami’mizdeki en büyük yazının hangi yazı olduğunu biliyor musunuz?  Kendisine yakın büyüklükte birkaç yazı olmasına rağmen camideki en büyük yazı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin “vallahu galibun ala emrihi”  levhasıdır. Kazasker  Mustafa  İzzet Efendi sadece Ulucami’deki en büyük yazıyı yazmamıştır. İstanbul  Ayasofya içerisinde bulunan ve Allah, Muhammed, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali isimlerinin bulunduğu levhalar 7,5 metre çapıyla İslam dünyasında bilinen en büyük levhalardır. Bu levhaların büyüklüğüyle ilgili enteresan bilgileri Osmanlı hat sanatı tarihi kitabında merhum Ali Alparslan Hoca şöyle aktarıyor :

“Levhaların azameti Amerikalı müsteşrik Wiltimur’un Ayasofya’da mozaik araştırmaları sırasında yere indirilince anlaşılmış ve bir ara sultan Mehmet camii’ne nakli düşünülmüşse de, hiçbir kapıdan geçmediği görülerek tekrar yerlerine asılmasına karar verilmişti. Yalnız tahsisat yokluğundan (?) yerde uzun müddet dayalı olarak duran levhalar,  nihayet 1949’da E.Hakkı Ayverdi ve bazı hayırsever kimselerin maddi yardımıyla eski yerlerine asılabilmiştir.”

Ayasofya’nın haricinde daha pek çok yerde yazıları vardır Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin. Harf inkılâbından önce matbaalarda kullanılan harfler de Kazasker’in eseriydi. İzzet Efendi, sülüs ve nesih yazılarında zamanının şeyhi ve Hâfız Osman’ı kabul edilir. Necmettin Okyay nesih yazısıyla ilgili şöyle güzel bir benzetme yapar:  “Kazasker Mustafa İzzet’in nesih yazılarında kelebek uçuşlarının tatlı ve yumuşak bir görünüşü vardır. Harfler ve kelimeler adeta uçar vaziyettedir. “

Peki, sadece Hat ile mi uğraşıyordu bu kıymetli sanatçımız?  Hayır.

İlginç Hayat Hikayesi

Bir müzisyen düşünün,  musikide ekol oluşturacak kadar yetenekli olsun bu müzisyen,  aynı zamanda sarayda bir devlet adamı (kazasker) olsun ve de şahane bir hattat olsun, birbirinden güzel yazılarıyla meşhur olsun.  Eyüp sultan camii’nin de imam hatipliğini yapsın. Ve de şair olsun.  Zarif ve vakur bir sanatçı, bir güzel insan olsun.  İşte o kişi kazasker Mustafa izzet efendidir. Kendisi kadar ilginç bir yanı da hayat hikâyesidir.  ‘Kalem güzeli’nden özetle aktarıyorum:

“Henüz çocuk denecek bir yaşta annesi,  Mustafa İzzet Efendi’yi tahsil için İstanbul’a gönderdi. Fatih Baş kurşunlu Medresesi’nde Arapça ve dînî ilimleri öğrenmeye başlayan İzzet Efendi, sesinin güzelliği ve mûsikîye olan merak ve kabiliyeti sebebiyle, Kömürcü zade Hâfız Şeyda’dan mûsikî meşk etti. Bir cuma günü Hidâyet Camii’nde müessir, davudi bir ses ve güzel bir eda ile okuduğu Na’tı-ı Şerif’i çok beğenen Padişah II. Mahmut,  onu saraya aldırır. Kendini geliştirmeye devam eden Mustafa İzzet,  Bu esnada kudretli bir hattat, iyi bir hânende ve usta bir neyzen olarak kendini gösterdi. Bu hünerleri ve sarayda elde ettiği şöhretle Enderun-ı Hümayuna alındı. Padişahın huzurunda yapılan fasıllara hânende ve neyzen olarak iştirak etti. Sarayda san ‘at hayatının en olgun çağını idrak eden İzzet Efendi, Türk mûsikîsine olan vukuf ve yüksek san ‘at anlayışı sebebiyle bütün sanatkârların hürmet ve takdirlerini kazandı. Mûsikîde olduğu gibi Hat San ‘at tarihinde de önemli bir mevki işgal etti.

Saraydan insan niçin kaçar?

 İlim ve sanatı, kâmil bir insan olma yolunda vâsıta kılmış olan İzzet Efendi, etrafının iltifat, itibar ve alkışlarını kendisine sağlanan ikbal ve yüksek mevkileri, tasavvuf terbiyesinden aldığı prensiplerle arka plana atmayı bilmiş bahtiyarlardandı. Fakat zamanla saray hayatından iyice sıkılan İzzet Efendi, hacca gitmek için izin istedi. 1830′da müntesibi olduğu Nakşî şeyhlerinden Ali Efendi ile beraber hacca gitti. Mekke’de bir müddet Şeyh Mehmet Can Efendi’nin hizmetinde bulundu ve onun yanından seyr-ü sülûkünü tamamladı. Dönüşte ilim muhitlerinden istifade maksadıyla yedi ay Mısır’da kaldı. İstanbul’a döndükten sonra Mahmut Paşa Hamamı yakınlarında bir ev satın olarak yerleşti ve özlemini çektiği, saraydan uzak,  dervişane bir hayata başladı. Bir Ramazan günü Bayezid Camii’nde kametini dinleyen padişah II. Mahmut: “Kamet alan kimdir?” diye sordu. Bunun üzerine: “Bir Özbek dervişidir” diye arz ettiler. Padişah: “Mustafa Efendi’nin sesini ben tanımaz mıyım, beni mi aldatıyorsunuz?” dedi.  Tekrar saraya alınan İzzet Efendi, huzur fasıllarına bazen ney üfleyerek bazen de sesiyle katıldı. II. Mahmut’un ölümünden sonra, Eyüp Sultan Câmii hatipliğine tâyin edildi.

ŞEFİK EFENDİ

Ulucami’mizde en çok hangi hattatın yazısı bulunur?  Camideki yazıların çoğunu kim yazmıştır? Bu da merak edilen bir konudur.  Camideki yazıların çoğunu sultan Abdülmecit han’ın emriyle 1855 depreminden sonra ulu camiye gelerek yaklaşık dört yıl boyunca burada bulunan Şefik efendi yazmıştır. Camideki yazılarda ‘ ketebe hu şefik’  ibaresi sıkça görünür. Bu hattatımızın imzasını aslında daha pek çok farklı yerde görmekteyiz. Örneğin İstanbul üniversitesi giriş kapısı üzerinde.  İstanbulun en bilinen meydanlarından biri olan Bayezid Meydanında İstanbul üniversitesinin giriş kapısı hemen göze çarpan bir yapıdır. İşte Bayezid camisinin karşısında yer alan bu kapının üzerinde, yeşil zemin üstüne yazılmış olan fetih suresinin ilk ayeti  (inna fetehna) ve ‘daire-i umur-i askeriye’ yazısını yazan kişi şefik efendimizdir. (resim)  Geçen yazımızda da Mescidi Aksada  Kubbetü-s Sahra yazılarını Şefik efendini n yazdığını belirtmiştik. Bu değerli sanatçımız öldüğünde Beşiktaşlı yahya efendinin haziresine defnedildi.  Ama hanımının mezar taşı Bursa’da  Muradiye’de. Fakat mezarı Muradiye’de değil.  Zira Muradiye pek çok farklı mezarın yok olmasından sonra mezar taşlarının toplandığı bir mekandı.  Yok olan mezarlarımızdan birinden getirilmiş olmalıdır şefik efendinin hanımının mezarı. Merak edenler hemen Muradiye’ye gidip türbeler kısmına girdiklerinde sağ tarafta medresenin duvarına dayanmış olan mezar taşlarının en uzun boylu olanına bakabilirler.

Bakış Sanatı

Dücane cündioğlu’nun son çıkan üçlemesinde, hangi kitapta olduğunu şimdi hatırlayamadığım –mimarlık ve felsefe olabilir- çok güzel bir söz zihnime kazınmıştı: “Bir sanat yapıtına bakış ancak bir bakış sanatının varlığı durumunda insana gerçekten haz sağlayabilir”. Yani bakmayı bilirseniz haz alırsınız. Bu söz bana kazasker Mustafa izzet efendinin şefik efendiye söylediği bir sözü hatırlatır. Kazasker Mustafa İzzet’in en sevdiği öğrencisi  Şefik efendidir. Şefik Efendi birbirinden güzel yazılarını Kazasker’e gösterdikçe öğrencisinin tekamülünü gören hocası her seferinde takdirle öğrencisini taltif etmekteydi.  Ve Şefik Efendi hocasının sevgi ve teveccühünü öyle kazandı ki bir gün yazdığı güzel bir yazıyı gösterdiğinde hocası Kazasker Mustafa izzet efendinin ağzından heyecandan şu ilginç sözler dökülür :

“Şefik, Allah beni sensiz           Cennet’e koymasın!”

Cennette bu güzelliği görmezsem hazzım  eksik kalır diyor büyük hattat.  Belki de bizim bakıp geçeceğimiz bir güzellik Kazaskeri böyle niye heyecanlandırıyordu dersiniz? Bakış sanatını bildiği için olabilir mi?

PADİŞAHIN MERAK           ETTİĞİ KALEM

Sultan Abdülmecit han’ın hat hocalığını yapan Abdul Fettah Efendi’nin halk arasında dilden dile dolaşan ve çok büyük yazılarını yazdığı, yaklaşık 70 cm uzunluğunda bir kalemi vardı. Ve bu kalemin şöhreti padişahın kulağına kadar gitmişti. Bir gün padişah hocasından rica eder, ‘dilden dile dolaşan kaleminizi bize göstermeyecek misiniz ‘ der. Abdul Fettah efendi de padişahı etrafındakilerle birlikte Hırka-i Saadet dairesine davet eder.  Padişah etrafındakilerle birlikte daireyi teşrif ettiğinde Abdul Fettah efendi cesametli kalemiyle büyük bir ‘Muhammed’ yazısı meşk eder.  Böylelikle kalemini de sultana göstermiş olur. İşte bugün Ulucami’de şaşırarak seyrettiğimiz o büyük kalem padişahın dahi merakını celbeden mezkur kalemdir.  Peki bu kalem neden Bursa da ‘Allah hu’ tablosunun yanına asılmıştır. Zira Abdul Fettah efendi İstanbul Süleymaniye Camisi başta olmak üzere pek çok yerde birbirinden güzel yazılar yazmış bir hattattır. Bu kalemin bu tablonun yanına asılmasının özel bir sebebi var mı? Evet, bu müthiş yazı yukarıda değinmeye çalıştığımız bakış sanatıyla incelenirse neden bu kalemin bu levhanın yanına asıldığı anlaşılacaktır…

Yazının Sultanı, Sultanın Yazısı ...

Osmanlı padişahları uğraştıkları sanat dallarıyla ilgi çekmişlerdir.  Sultanlarımızın kimi şairdir. Kimi musikişinastır, kimi hattatİ kimi de hakkak ve nakkaştır. İşte bu sanatçı Osmanlı sultanlardan biri de sultan 2. Mahmut’tur. Şiir ve musikiye olan ilgisi dışında hattatları kıskandıracak derecede ünlü bir hattat olan Sultan Mahmut, Kanuni’den sonraki en haşmetli hükümdar olarak bilinir. Yaptığı yeniliklerle meşhurdur. Ve büyük de bir sanatçıdır. Yazdığı Hat yazılarını genellikle siyah zemin üzerine  altın yaldızla yazardı. İşte yazdığı bu güzel yazılardan biri de Ulucami’mizde asılıdır. Şahane bir sülüsle Padişah şu ayeti yazmıştır :  ‘ve iza hakemtum beynnenasi en tahkumü bil adli’ insanlar arasında hükmedeceğiniz zaman Allah adaletle hükmetmenizi emreder.

Ulucami’de bu hattatlarımızın yazıları karşılıklı olarak asılmışlardır. Bu değerli hattatlarımız haricinde Mustafa Şerif efendi gibi, Ömer Lütfi efendi gibi daha pek çok kıymetli hattatın eserleri  Ulucami de hayranlıkla seyredilmektedir.
Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2013, 00:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8