Ulucami'deki eşsiz 'Hat'lar

Picasso’nun “Batı’nın yüzyıllar boyu üzerinde durup peşinden koştuğu soyut ifadeyi hattatlar asırlar önce bularak çağın üstüne çıkmış v

Ulucami'deki eşsiz 'Hat'lar
Picasso’nun “Batı’nın yüzyıllar boyu üzerinde durup peşinden koştuğu soyut ifadeyi hattatlar asırlar önce bularak çağın üstüne çıkmış ve en güzel örneklerini vermişlerdir.” dediği rivayet edilmiştir. Aynı şekilde bir başka ressam Van Gogh, kendisine sorulan “Resim sanatında yapmak isteyip de yapamadıklarınız hangi sanatla yapılabilir?” sorusuna “Hat sanatıyla yapılabilir.” cevabını vermiştir.

                                                                   Hazırlayan: Ömer Kaptan     kaptanomar@gmail.com

Tasvir sanatları bizim coğrafyamızda çok gelişmemiş olsa da hattatlar bueksik görünen durumu kendi sanatlarıyla gidermişlerdir. Çünkü birbirinden güzel hat eserlerinde bazen öylesine güzel şekiller görürüz ki bir resimde bile verilmek istenen mesaj böylesine güzel verilemez. Bir hat eseri bazen bir resmi, tabloyu geride bırakır. İnceleyeceğimiz Ulucami dehem şekil olarak camiye, minbere, çiçeklere benzetilerek yazılmış yazıları, hem de yaptıkları çağrışımlarla insanı derinlere çeken istifleri bünyesinde barındırıyor.

Camide doğu cephesindeki iç içe geçmiş vavlarda ise bir ayeti kerime yazılıdır, münafikun suresinin sekizinci ayeti. Dört tane vav bu defa iç içe geçerek büyükten küçüğe yazılmıştır. Sebebi ise ayetin anlamında belirir: “ve lillahilizzetü, ve lirasulihi, ve lilmüminine, velakinnelmünafikine la ye’lemun.” “İzzet –üstünlük, şeref- Allah içindir ve resulü içindir ve müminler içindir ve lakin münafıklar bunu idrak edemezler, anlayamazlar.

Ramazan dolayısıyla Ulucami başta olmak üzere pek çok mabedimizin ziyaretçisi biraz daha artmış durumda. Bu güzel mescitlerde günün stresi içerisinde biraz dinlenmek, sükûnet bulmak ve iç dünyamıza yönelip kendimizle baş başa kalmak Ramazanda ayrı bir önem kazanıyor. Bursa’mızın büyüklüğüyle ve güzelliğiyle ön plana çıkan camisi olan Ulucami de ramazanda insanların uğramayı en çok sevdiğimekânlardan oldu. Bu yüzden bu haftaki yazımıza da Ulucami’yle devam etmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta Ulucami’nin, çok kıymetli sanatçıları bir araya getirdiğinden bahsetmiştik. Şimdi de bu hattatlarımızın ortaya koyduğu müthiş ürünleri, şekilli yazıları incelemeye çalışalım.

Ulucami’deki Yazıların İlginç Şekilleri

Hat sanatı İslam medeniyetinin geliştirdiği en güzel sanatlardan biridir. Resim ve heykelcilik gibi tasvir sanatlarını hoş görmeyen İslam, hat sanatının iyice gelişmesine vesile olmuş ve sanatçılarımız mesailerini daha çok bu sanat dalında geçirmişlerdir. Bu da, hat sanatının diğer sanatlardan çok daha ileri olmasını sağlamıştır. Öyle ki ünlü ressam Picasso’nun “Batı’nın yüzyıllar boyu üzerinde durup peşinden koştuğu soyut ifadeyi hattatlar asırlar önce bularak çağın üstüne çıkmış ve en güzel örneklerini vermişlerdir.” dediği rivayet edilmiştir. Aynı şekilde bir başka ressam Van Gogh, kendisine sorulan “Resim sanatında yapmak isteyip de yapamadıklarınız hangi sanatla yapılabilir?” sorusuna “Hat sanatıyla yapılabilir.” cevabını vermiştir. Tasvir sanatları bizim coğrafyamızda çok gelişmemiş olsa da hattatlar bu eksik görünen durumu kendi sanatlarıyla gidermişlerdir. Çünkü birbirinden güzel hat eserlerinde bazen öylesine güzel şekiller görürüz ki bir resimde bile verilmek istenen mesaj böylesine güzel verilemez. Bir hat eseri bazen bir resmi, tabloyu geride bırakır. İnceleyeceğimiz Ulucami dehem şekil olarak camiye, minbere, çiçeklere benzetilerek yazılmış yazıları, hem de yaptıkları çağrışımlarla insanı derinlere çeken istifleri bünyesinde barındırıyor. Şimdi özellikle bu istiflere ve çağrıştırdıkları güzel anlamlara odaklanmaya çalışalım:

Tokuşan Vavlar      

Camide en fazla şekilli yazılar vav harfleriyle oluşturulan yazılardır diyebiliriz. Çünkü Vav harfi, harflerin sultanı kabul edilir. Bu harf hem görsel, estetik güzelliğiyle hem de sembolize ettiği anlamlar itibariyle çok değerli olduğu için hattatlarımız tarafından sıkça yapılmaktaydı. Ulucami’de yeşil vav olarak da bilinen tek başına duran vav, çiçek şeklinde yazılmış olan vavlar, iç içe geçmiş olan vavlar, tokuşan vavlar vs. oldukça meşhurdur. Bunlardan tokuşan vavlar olarak bilineni ise ilginç bir şekil barındırır içinde.

Yılan

Caminin kuzeybatı köşesini süsleyen bu yazı ilk bakışta karmaşık ama etkileyici bir görüntü sunar. İç içe geçmiş iki tanesinin ucu açık iki tanesinin ucu da kıvrık toplam dört tane vav üst üste konmuştur. Ortasına baktığımızda da yine o karmaşıklık içinde girift bir şekilde yazılmış ‘ittekulvavat’ ibaresi müsenna (ikili, simetrik) olarak dikkatimizi çeker. ‘İttekulvavat‘,Vavlardan korkun demektir. Vavlardan niçin korkulur?  Vavlardan çekinmemiz niçin tavsiye edilmiştir? Bu ikaz, eski dönemde kullanılan kelamı kibarlardan biridir. İlginç bir şekilde bize vav harfleriyle başlayan, sorumluluk, mükellefiyet gerektiren işlerden kaçınmamız, uzak durmamız tavsiye edilmiştir. Vezir olmak, vali olmak, vaiz olmak, vekil olmak, vallahi yemininde bulunmak, vakıf olmak, vakıf mallarıyla ilgilenmek gibi işler, özellikle de vesayet, velayet ve vekâlet işleri…İşte bunlardan ya uzak durun ya da üzerinize alacaksanız çok dikkat edin diye’ittekulvavat’uyarısı yapılmıştır. Peki, Vavlardan korkun ibaresine dikkat ettikten sonra, yazı iç içe dolanmış bir yılanı anımsatmaya başlıyor mu izleyicisine?

Vavların Hiyerarşisi

Camide doğu cephesindeki iç içe geçmiş vavlarda ise bir ayeti kerime yazılıdır, münafikun suresinin sekizinci ayeti. Dört tane vav bu defa iç içe geçerek büyükten küçüğe yazılmıştır. Sebebi ise ayetin anlamında belirir: “ve lillahilizzetü, ve lirasulihi, ve lilmüminine, velakinnelmünafikine la ye’lemun.” “İzzet –üstünlük, şeref- Allah içindir ve resulü içindir ve müminler içindir ve lakin münafıklar bunu idrak edemezler, anlayamazlar. “ Yazıda Allah’ın vav’ı hepsini kapsamıştır, en büyük olandır. Sonra resulü ve müminler küçülerek iç içe geçmiş ancak münafıklar vavların dışında bırakılarak kompozisyon tamamlanmıştır.

Divanî Yazı

Ulucami’deki en dikkat çekici yazılardan biri Şefik Efendinin divani yazısıdır ve tüm divanî yazılarda olduğu gibi bu da kılıca benzetilerek yazılmıştır. Ama bu başlıkta divanî yazının niçin bu şekilde kılıca benzeyerek yazıldığını tartışmayacağım. Burada Şefik Efendinin niçin Allah-uTeâlâ’yı öven bu ibareleri divanî yazıyla yazdığına odaklanmak istiyorum. Zira yazıdaki ibareler şöyle:“Mülkün ve melekûtun sahibine sığındım, izzet, azamet, Kibriya ve ceberutun sahibi olan Allah’a itisam ettim, sımsıkı sarıldım. Ve O Allah’a tevekkül ettim ki ona ne uyuklama ne de ölüm gelir. Tesbih ve takdis ederim OAllah’ı ki hem bizim hem de bütün meleklerin ve ruhun rabbidir. Allah benim rabbimdir onun şeriki ve ortağı yoktur.”

Bu Allah’asığınma, itisam, tevekkül, takdis, tesbih cümleleri niçin bu tarzda yazılmıştır? Şimdi bunu anlamaya çalışalım.

Hz. peygamber burada olduğu gibi Allah’ı öven ibareleri sahabi’lerden duyduğunda şunları söylemiştir.“Bu kelimelere şaşırdım. Çünkü gök kapıları bu kelimelere karşı açıldı.” yine buna benzer başka sözler söyleyen, Allah’ı yücelten ve öven bir sahabeye Hz. Peygamber şunları söylemiştir: “Vallahi senin söylediğin o sözcükler üzerine ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah'ın huzuruna) kendisi yükseltmek için yarıştılar" (Müslim). Hz. Peygamber şunu söylüyor; bunun gibi Allah-uTeâlâ’yı tesbih ve takdis eden, övüp yücelten kelimeleri melekler göğe yükseltirler,  mele-i âlâya ulaştırabilmek için birbirleriyle yarışırlar.

Şimdi yazıya bir daha bakalım: halk arasında kılıçtan başka, kayık-sandala, tırtıla, mezara konan mevtaya vb. pek çok şekle benzetilen bu yazı aynı zamanda yerden göğe doğru bir yükselişi de sembolize etmiyor mu? Aşağıdan yukarıya doğru bu çıkış, yazıda yazan Allah-uTeâlâ’yı öven ibarelerle birlikte düşünüldüğünde meleklerin urucunu, yükselişini anımsatmıyor mu? Kaldı ki bu yazıyla alakalı olarak aktarılan Hz. İbrahim ve melekler arasında geçen konuşma rivayeti bu yorumu desteklemektedir.  Belki de Şefik Efendi bunları düşünerek bu güzel tesbih cümlelerini bu haliyle divanîyazdı ve bu yazı hattatın en güzel istifi olarak meşhur oldu.

Nûr Üstüne Nûr

Ulucami’de birbirinden güzel pek çok talik yazı var. Ama en güzeli Nur Suresinin 35. ayetinin yazıldığı ayet olsa gerektir. Bu yazıda müthiş bir bütünlük kendini ilk bakışta belli eder. Yazıda müsenna olarak “nurun ala nur” yazılmış, üst kısımda oluşan boşluğa ise ayetin devamı yani “yehdillahulinurihi men yeşa’” yazılmıştır.  Allah dilediğini nuruna eriştirir. Yazının şekline baktığımızda ise derinlik etkisi yine ilginç çağrışımlarıyla bizi büyülemeye başlar: “…Sonra o muhteşem talik kompozisyon, “Nûru’n âlâ Nûr”, sarayıma yıldırımlar yağdırıyor. Çarpılıyorum; zira bu yazı da tarif edilmez derecede esrarlı bir hava var! Ortadan halkalanmış aynalı “Nûr” kelimesi mutlak varlığı, infilak etmiş bir şarapnelin parçaları gibi dağılmış olan diğer harfler ve harekeler ise geçici, fani mevcudâtı sembolize ediyor. Dosdoğru bir resim bu ve hiçbir resim kâinatın yaratılmasını ve bir nur feyezanı halinde uzaya dağılmasını bundan daha başarılı bir kompozisyonla anlatamaz gibime geliyor. “ Aktardığım bu pasaj, medeniyetimizin kazanımlarına hakkını vererek, özel ve güzel bir gözle bakan sevgili Mustafa Armağan’a ait. Bu yazı Allah’ın nurundan bahsediyor. Allah’ın yerin ve göğün nuru olduğunu anlatan ayetin içerisinde geçiyor bu ibareler. Tasavvuf inancında kâinat nur üzerine yaratılmıştır. Vahdeti vücut düşüncesinin temeli her şeyin feyyaz-ı mutlaktan sudur ettiği,  ezeli nurdan varlık alemine geldiği inancından oluşur. İşte Armağan burada big bang ile tek bir merkezin patlamasının ardından etrafa dağılan parçacıkların gezegenleri, kâinatı oluşturduğu gerçeğini sudur nazariyesiyle bağlantı kurarak anlamlandırıyor. Bu yorumu yapmaya onu sevk eden de kendisinin de belirttiği gibi yazının baş döndürücü güzellikteki etrafa dağılan etkisi…

Hac Kervanı

Nurun ala nur yazısının bulunduğu direğin hemen yanındaki pencere üzerinde de Ulucami’deki en ilginç yazılardan biri bulunur. Sekiz kelimeden oluşan tefeül babında söylenmiş hacla ilgili bir şiir diyebiliriz bu yazı için. Ama okunuşunun karmaşıklığı dolayısıyla tekerleme olarak da meşhur olmuştur. Yazının okunuşu şöyle: “’Netehaccecü, bitehaccüci, tehaccecü, bihuccaci,tehaccacet, bitahcici,haccecet , haccanbî’ Biz haccederiz hac yapanlarla, sen de haccedersin hacılarla, hac yap benim hac yaptığım gibi, hac yap (kafilemdeki) hacılar gibi”…

Peki, hac ile ilgili olan bu yazının, o dönemlerde aylar süren hac yolculuklarında görülen kafileleri, sıra sıra dizilmiş deve kervanlarını anımsattığı dikkatinizi çekti mi?
Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2013, 02:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19