Yavuz ve Bursa

Yavuz ve Bursa
Ömer Kaptan

Yavuz Sultan Selim’in ismini son dönemde sıkça duyar olduk.Üçüncü köprüye isminin verileceğinin öğrenilmesiyle birlikte tartışmalar başladı. Kimine göre cani bir padişah Yavuz. Pek çok vezirinin kellesini almış, binlerce Şii’yi, Alevi’yi katletmiş bir kanlı diktatör. Ruhsuz bir sultan. Devletin bekası bahanesiyle siyaseten katl namına onlarca insanın kanına girmiş bir tiran…Kimine göre ise Mısır seferinde Sina çölünü geçerken bizzat peygamberin kendisine yol gösterdiği evliya padişahlardan.  Hatta zamanının müceddidi, ilk Osmanlı halifesi.

 

Önce şunu belirtmek istiyorum ki Yavuz gibi tarihi şahsiyetlerin icraatlarıyla ilgili bilgileri salt, önünü ve ardını hesaba katmadan, sebep sonuç ilişkisi gözetmeden  ele alırsanız bu kişilerle ilgili ön yargılardan kurtulamazsınız. Mesela Şah İsmail’in öldürdüğü binlerce Sünni’yi ve Anadolu’ya yayılan şiileştirme politikalarını irdelemeden Yavuz’un kırk bin alevi öldürdü hikayelerini hemen kabul ederseniz artık Yavuz gözünüzde bir cani olmaktan kurtulamaz.(Tıpkı şimdiki İran’ın Pers hilali şii projesi ve karşısında Davutoğlu dış siyasetiyle Türkiye’nin tutumuna benziyor, tarih tekerrürden ibaret. Üçüncü köprüye bu ismin verilmesi sizce tesadüf mü? ) Evet, Yavuz’uncelalli bir padişah olduğunu herkes kabul eder. Ama tarihe, övgücü ve sövgücü yaklaşımın hiçbir zaman sıhhatli olmayacağına inanan biri olarak ben bu celadetli padişahın sadece birkaç insanî yönüne temas etmeye çalışacağım. İster yüceltmeci bir tasavvurla ister kızgın bir bakışla bakmaya devam edin ama bazı sahneler vardır ki ayrıntılara gizlenmiş, sizin manzarayı çok daha net görmenizi sağlarlar. Yavuz’un ağladığı birkaç sahne hatırlıyorum tarihte. Bazen askerin önünde, karizmasının çizileceğini hesaba katmadan sadece insan olarak... Celal tecellileriyle ön plana çıkmış bu adamın aynı zamanda ince ruhlu hassas ve rakîk bir kimse olduğunu gözden kaçırıyoruz bazen. Bazı muzip arkadaşların müstehzi bir tavırla “ ince ruhlu hali buysa…” dediğini duyar gibi oluyorum ama bubahsedeceğim hikâyeyi es geçmeyin. Şimdi, -tabi ki Bursa ile ilgili olarak- Yavuz’u ağlatan bir adamdan bahsetmek, hayat serencamınıkısaca sunmak istiyorum.

YAVUZ’U KORKUTAN ADAM

Bursa gibi zengin bir tarih başkentini meraklı gözlerle gezenlerin Orhangazi’nin türbe sandukasının hemen yanı başında göreceği bir isim vardır: İkinci Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut. Sultan Bayezid’in oğlu ve Yavuz Sultan Selim’in ağabeyi olan Şehzade Ahmed’i, Muradiye’de gösterişli bir türbeye sahip olduğu için biliyoruz belki ama Yavuz’un çok değerli ağabeyi  Korkut’u ne kadar tanıyoruz?

Kimdir Korkut?

Korkut, Yavuz Sultan Selim’i korkutan adam, ağabeyi,  Fatih’in en sevgili torunu . Dedesi Fatih’in yanında , sarayda büyük bir özenle yetiştirilmişti. Tahsil ve terbiyesi saray-ı hümayunda Fatih’in gözetiminde gerçekleşmiştir. Büyük bir alim olan Korkut pek iyi yetişmiş , büyük bir bilgin ve sanatkar olmuştur . Aynı zamanda şair ve bestekârdı. Alîm, bilimadamı, müzisyen, hattat, şair…

Altı mühim eserin sahibiydi Korkut.Din ve fen ilimlerinde kendini geliştirmişti. Harîmî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Fıkıhta ganimet hukukuna        dair bir eser sâhibidir. Ahlâk alanında Arapça bir eser kaleme almıştı. Tasavvufla ilgili yazdığı eser de oldukça meşhurdu. Bu değerli şehzade aynı zamanda hânende, sâzende ve de mûcitti.  Şiirleri okunuyor, besteleriçalınıyor, ulema arasında yazdığı eserler pek makbul sayılıyordu. Arapça telifleri ve bazı kitaplara şerh ve haşiyeleri olduğu gibi, musiki sahasında da mahir ve her türlü sazı çalmaya muktedir idi. Hatta kendi icadı olan , ” gıda-i ruh” adlı bir saz yapmış idi ki, erbabı nezdinde çok makbul ve muteber idi… Şeyh Hamdullah’tan ders gördüğünü bildiren müstakim zade aynı zamanda onu hattatlar arasında göstermektedir “(Tayyip Gökbilgin, Korkut Maddesi, İ.A.)

Hatta dedesi Fatih öldüğünde babası Bayezid gelinceye kadar Osmanlı tahtına kısa süreliğine oturmuş ve tahtın tadını da almıştı. Sadece Fatih’in mi sevgili torunuydu? Hayır. Döneminde Osmanlının en sevdiği hanedan üyesiydi belki de. Özellikle de Türk denizcileri arasında şöhreti büyüktür.Büyük Osmanlı Tarihi yazarı Yılmaz Öztuna bu özelliğini şu şekilde anıyor : “Düşman elinde bir Türk esiri görmeye tahammül edemez, ne yapar eder esaretten kurtarırdı. Bu bakımdan binlerce kişinin minnettarlığını kazanırdı. Rodos şövalyeleri arasında Türk esiri bırakmazdı. Esirlerin fidyelerini kendi cebinden öder evlerine barklarına gönderirdi. İşleri olmayanlara iş verirdi. Türk deniz ticaretini himaye ederdi. Oruç reis , Hızır reis gibi önemli denizcilerimiz onun himaye ve lütufları ile yetişmişler , şan şöhret sahibi olmuşlardır ... Bu yüzden Türk denizcileri arasında nüfuzu büyüktür. “

Yavuz Sultan Selim ağabeyini çok sever büyük hürmet gösterirdi. Babasına darbe yapmak için İstanbul’a geldiğinde kendisinden üç yaş büyük olan ağabeyi Korkut onu karşılar. Padişahlığını tebrik eder Ağabeyi Korkutun kendisini padişah olarak tanımasına rağmen onun gibi güçlü bir rakibi Yavuz gibi cani (!) bir adamın tüm askerler kendi arkasında olmasına rağmen ‘siyaseten katl’ etmemesi ilginçtir.

Korkut Neden Padişah            Olmadı?

Aslında Korkut Manisasancağındayken ŞehzadeAhmed’in babasına isyan etmesi üzerine taht arzusu duyar ve Yavuz’dan daha evvel İstanbul’a gelir. Orduyu elde etmek ister . “Yeniçeriler bundan sonra, Selim’inİstanbul’a muvasalatına kadar (19 Nisan 1512 ) Korkut’u aziz bir misafir gibi kabul ettiler .”Yeniçeri ağaları Korkut’a büyük hürmet gösterirler ama Korkut’udesteklemezler. Neden?

Şehzade Korkut’un en büyük sıkıntısı bir erkek evladının olmayışıdır. İki kızı vardır ama bir şehzadesi olmadığı için onca sevgiye rağmen arkasında saltanata destek bulamayacaktır . İstanbul’da Yavuz kendisini tebrik eden sevgili ve pek değerli ağabeyi Korkut’a kıyamaz. Taht yolunda en büyük rakiplerinden olmasına rağmen Anadolu’ya gitmesine izin verir. İstediği sancak onundur . Karşılığında Korkut, kardeşi Selim’e isyan etmeyecektir. Fakat saltanatın tadını bilen Korkut Anadolu’ya gittikten sonra etrafındaki ordusunu büyütür. Yavuz kendisini denemek için devlet adamlarına Korkut’u İstanbul’a davet eden yazılar yazdırır. Korkut’un bunlara müspet cevap vermesi ise sonun başlangıcı olmuştur.“Derununun saltanat havasıyla dolu olduğunu anlayınca” Yavuz, ordusuyla Anadolu’yagelir. Hem abisi şehzade Ahmed’i hem de Korkut’u yener. Korkut Antalya’danBursa’ya getirilirken boğdurulur.Orhangazi’nin yanına gömülür. Yavuz, Devletin bekası için bertaraf etmeye mecbur kaldığı kardeşi Korkut’un tabutunun altına girer ve “Ey kardeşim! Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecburiyetinde kalsaydım!” diyerek ağlar. Korkut’un Piyale adındaki sadık adamına “Seni, büyük bir fazilet olan sadakatin sebebiyle, affediyorum! Bu sadakatinin mükâfatı olarak da seni istediğin makama tayin edeyim. İstersen vezirim ol!” teklifinde bulunur. Ama sadık dost Piyale Beyin geri kalan ömrü, Korkut’un türbedarlığında ağlamakla geçecektir. Korkutun geride bıraktığı iki kızına da Yavuz çok lütufkârdavranacaktır.

46 yaşında ölen Korkut Osmanlıhanedanlığının en değerlilerinden biridir. Ve değerli hanedan mensuplarını ancak ölümlerinden sonra misafir etmeye alışan Bursa, Korkut’a da kollarını açar. Bu büyük şahsiyet Bursa’nın merkezinde Tophanede Orhangazi’ninyanı başında ziyaretçilerinin Fatiha’sını beklemeye devam ediyor...

KÂBE KAPI ÖRTÜSÜ

Bir kaç hafta öncesine kadar Ulucami’de yüzyıllardır asılı duran bir örtü vardı, minberin hemen sağında. Yavuz Sultan Selim tarafından hediye edilen Kâbe’nin kapı örtüsü olduğu biliniyordu ama tartışmalıydı. Bunun bir halk efsanesi olduğunu düşünenler vardı. HaberTürk’te Tarihin Arka Odası programında bu örtüden bahsedildi. Çok eski olduğu ve koruma altına alınması gerektiği belirtilince hemen bir kaç hafta içinde indirildi bu örtü. Medyanın gücü diyelim.

Sevgili hocam Prof. Dr. Mefail Hızlı ile bu örtünün muhafaza edildiği yere gittiğimizde örtünün iyi korunduğuna sevindik ama daha çok sevindiğimiz olay Mefail hocamızın bize verdiği bilgi oldu. Çünkü örtünün ketebesini yakından inceleme imkanı bulan hocamız bu örtünün Yavuz Sultan Selim tarafından hediye edilmiş olduğunu onayladı ve kadim tartışmaya nokta konulmuş oldu.

HASAN CAN  Yeşil türbeden çıkıp aşağıya doğru inmeye başladığınızda sağ tarafta bazı devlet adamları mezarlarını barındıran ufak bir hazire görürsünüz. Bu mezarlardan biri hemen içinden çıkan bir ağaçla dikkat çeker. İşte bu mezar Yavuz Sultan Selim’in nedimi, arkadaşı hatta sırdaşı olan Hasan Can’dır. Evet, Yavuz’la pek çok meşhur diyaloğu olan, ölürken yanında bulunan Hasan Can. Yavuz öldükten sonra Bursa’yagelmiş, vefat edince de işte buraya defnedilmiştir.
Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2013, 22:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8