Kur Rejimi Değişmeli

Kur meselesi üzerinde çok durduk biliyorum. Fakat ekonomideki en önemli birkaç meseleden birisidir. 

Berat Bey döneminde start alan ve halen uygulanan dolar ve avronun fiyatının gerçek değerine oturtulması politikası son derece cesurca ve doğru bir adımdı. Artık devletin alınan kararları ve politikaları gözünü kırpmadan uygulayabildiğini görüyoruz –ki devletin işleyişinin sağlam zemine oturduğunun ispatıdır. Eski Türkiye olsa, kurları bu kadar yükselttiğiniz için darbe yaparlardı. (Şaşırmayın, siz daha neler öğreneceksiniz) 

1994 Aralık’ta Avrupalılar bize “Gümrük Birliği” kazığını attılar. 1838’de de Balta Limanı Antlaşmasıyla atmışlardı. İkisi de birbirinin aynısı sayılır. Balta Limanı Antlaşması’na imza koyduktan sonra bir daha Osmanlı ekonomisi belini doğrultamadı. Gümrük Birliğini de imzalarken kafamıza tabanca dayamadılar elbette. Lakin bizde malumunuz Avrupalı’dan daha Avrupalı kişiler vardır. Gümrük Birliği ile ekonomi büyüdü ama cari açık da aşırı büyüdü. Yani binanın üzerine kat çıkarken, temelin altındaki zeminin oyuldukça oyulmasına imkan verdik. Sonra ekonomik krizler yaşadık.

Şimdi cari açık kalmadı, cari fazla vermeye başladık. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 94’e geldi. Bir yıl içinde de yüzde 100’ü geçer. Buraya yazıyorum: Bu bir-iki yıl daha böyle gitsin, Avrupalılar mızmızlanmaya ve “Gümrük Birliği Anlaşmasını gözden geçirelim” demeye başlarlar. Daha önce Tayyip bey söylüyordu “Gelin şunu revize edelim” diye, umursamıyorlardı. Şimdi açık tersine dönünce kesinlikle mızmızlanacaklardır. İngiltere uyandı, bizimle ikili ticaret anlaşması imzaladılar. Yalnız, İngilizlerin bize level atlatacak bazı projelerde çok ciddi bir desteği var bize.

Önümüzdeki dönem ekonomimiz hızlı bir büyümede vites büyütecek. Önümüzdeki yıldan itibaren dev küresel şirketlerin birbiri ardına Türkiye’ye gelmeye başladıklarını göreceksiniz. Ama mevcut kur sistemimiz şirketleri rahatsız eden bir sistem. İmalatçı şirketler mesela dolar 5 lirayken stoğuna hammaddeyi dolduruyor, kısa bir süre sonra bakıyordu ki dolar 7 lira olmuş. 7 lirayken hammaddeyi almış, sonra Merkez Bankası faizleri arttırmış dolar 6 liraya gerilemiş. Yani doğru düzgün bir maliyet tespiti yapamıyordu, üretimini planlayamıyordu.

Kurlar artık gittikçe gerçek seviyesine oturmaya başladı. Bu çıkış sonsuza kadar sürmeyecek elbette. Dış ticaret fazlasının devam etmesi, gelecek aylarda kur atış grafiğini yataya doğru çevirecektir. Kurun tam anlamıyla gerçek değerini Merkez Bankası faizlerinin yüzde 5 civarlarına düşmesiyle göreceğiz. Hemen itiraz gelecektir: “Enflasyonun altında faiz olur mu?” diye. Olur, niye olmasın? Enflasyonun karşısında dar gelirliler ve orta direk fedakarlık yaparken, “Aman parası çok olanların serveti erimesin” diye bütün toplum olarak faiz bedeli mi ödeyeceğiz? Siz bu faizler düşüyor diye ağlayanlara bakmayın. Onlar dar gelirliler için ağlamıyorlar. 

Kurlar gerçek seviyesine oturmaya başlamışken, hükümetin yapması gereken bir şey var: Kurları 3 aylığına ya da 6 aylığına sabitlemek. Üç ayda bir ya da 6 ayda bir de gözden geçirmek. Yani kontrollü kambiyo rejimine geçmek. 

Peki serbest piyasa ekonomisinde bu nasıl olacak? Sistem basit. Merkez Bankası mesela 6 aylığına doları 12.00’dan satacağını, 11.93’ten alacağını ilan edecek. Bütün bankalar ve döviz büfeleri de bu fiyatlardan alıp satmak zorunda. Tabii bunun bir de Tahtakale dediğimiz, sokakta alınıp satılan yabancı para borsası var. Eğer Merkez Bankası ilan ettiği kuru, gerçek piyasa değerinin bir tık yukarısında yaparsa, yabancı para bankacılık sistemine akacaktır. Ama gerçek değerinin altında belirlerse yabancı para alım satımı karaborsaya düşecektir. Yani Merkez Bankası ilan edeceği kuru gerçek piyasa değerinin bir tık yukarısında belirleyerek, üç yada altı ayda bir gözden geçirecek.

Böylelikle, “kur riski” dediğimiz etken, rahmetli olacak, kur fiyatı belli dönemler itibariyke sabit olduğu için, birikimler Türk lirasına yönelecektir. (İnsanlar tasarruflarını birkaç hafta sonra doların daha fazla yükseleceği beklentisiyle alırlar. Kur altı ay sabit kalacaksa tasarruflarını neden dolarda tutsunlar?) Türk lirasına yönelme, TL faizleri de gevşetir. Bu sabit kur gözden geçire geçire belki yıllarca devam edecek. Çin her gün değişen kurlarla bu büyümeyi yakalamadı.

Kontrollü kur rejimi, imalatçının da önünü görebilmesini sağlar. Gözden geçirmede en uygun süre altı aylık süredir. Çünkü bir işletmenin hammaddeyi üretime çevirip bunu satması ve parasını kasasına koyması genelde bu sürede olur.

2001 Şubat’ından itibaren tamamen Serbest Kur Rejimine geçilmesi üreticinin ileriyi net görememesine, doğru düzgün maliyet çıkaramamasına sebep oldu (2001 krizi ile uygulamaya konan kur rejimi). Ülke casinoya döndü. Atla faize, atla yabancı paraya, atla altına, atla borsaya. Piyasada serseri bir para kütlesi oradan oraya gezdi durdu. Çok parası olanlar, parasına para kattı. 

Tabii bu 2001 krizinin patladığı noktaya “enflasyonu düşüreceğiz” parolasıyla yola çıkılıp, doların 18 aylığına sabitlenmesiyle gelindi. O dönemin kaygan ortamında dolar 18 ay gibi uzun bir süre sabitlenir mi? Akılsızlık mı, art niyet mi, belli değil. (Hükümetlerin birbiri ardına gidip-geldiği dönem: Çok adam rejimi) Sonra kriz patladı ve “büyük kurtarıcı” Derviş geldi. O da tamamen serbest bir kur sistemine geçti. Böylelikle “Casino Ekonomisine” geçmiş olduk.

Kemal Derviş’in gelmesiyle uygulamaya konulan, bazılarının o yere göğe sığdıramadıkları “Derviş Ekonomisi” dedikleri var ya; buydu işte.       
 

YORUM EKLE

banner19

banner24