Laiklik Türkiye için teminat olmaz

Darbe ve savaş haberleri arasında Ak Parti Kadın Kolları Başkanı Selva Çam’ın “Laiklik Türkiye’nin teminatıdır” çıkışı yeterince haber olmadı. Eskiden bu tür çıkışları Sol-Kemalist kesimden olanlar yapardı. Bu çıkışları içinde “laiklik olmasa farklı din ve mezheplere şöyle baskı olur böyle zulüm olur” diye çeşitlendirirlerdi. Sözleri arasına “laikliğin kurucu bir değer olduğunu, büyük kurtarıcı Mustafa Kemal’in bu yüzden laikliği ülkenin temeli yaptığını” ilave ederlerdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü çıkışlı Selva hanım belli ki bu konuları kimya laboratuarlarında duydukları ile ele alıyor olmalıdır. Soyadının da hakkını vererek pek çok çamı bir arada devirme başarısını gösteriyor.

Hatırlanmalı ki Avrupa toplumları sınıflı toplumlardır. Onların tarihinde sınıf mücadeleleri büyük yer tutar. Siyasi gelişmelerde de bu sınıf mücadeleleri tayin edici olmuştur. Avrupa’da ruhban sınıfının (kilisenin) egemenliğine karşı alt sınıfların, burjuvanın öncülüğünde Rönesans, Reform, Aydınlanma hareketleri gibi gelişmelerin ardından Avrupa’da kilise siyasi hukuki ve ekonomik gücünü kaybetti. Bütün bu alanlarda ruhban dışı sınıflar baskın olmaya başladı ve bu gelişmeler de “laiklik” diye adlandırıldı.

Oysa Türkiye’nin tarihinde bir sınıf mücadelesi olmadığı gibi ruhban/kilise benzeri bir yönetimin egemenliği de yoktur. Olmayan ruhbana karşı bir isyan bir tepkinin de toplumda karşılığı yoktur. Türkiye’nin teminatını, kuruluş döneminde ki yazılı kurallarda aramak icap eder. O yazılı kuralların hiç birisinde “laiklik” diye bir kavram yoktur. Zaten Türkiye’nin tarihi birikimine, toplusal yapısına da laiklik kavramı hayli uzaktır. Türkiye’nin bu kavram etrafında kurulduğu iddiasını siyasetle uğraşan bir şahsın dillendirmesi ayrıca yanlıştır ve ayıptır.

1924’ten başlayarak peyder pey Türkiye’nin hukuk mevzuatına sıkıştırılan laiklik ise Türkiye’de din ve mezhep özgürlüğünün teminatı değil aksine din ve mezhep alanında ki her türlü baskının zulmün temeli sayılmıştır. Okullarda din eğitiminin yasaklanması, tekke, zaviyelerin ve cemevlerinin kapatılması ezanın Türkçe okunması zorlaması, hac yasağı, kılık kıyafet zorlamaları, hukuk alanında yapılan değişiklikler gibi akla gelebilen bütün baskılar bu laiklik iddiasına dayandırılmıştır. 1924’ten başlayarak yapılan bütün baskılar, darbelere laiklik zemin olmuştur. Halkı yönlendirme, halkı dini değerlerinden ayıklama çabaları hep bu amaçla yapıla gelmiştir.

Türkiye’de doğup büyüyen bir siyasetçinin bütün bunları yok sayarak, yüz yıldır yaşanmış zulümle dolu dönemi atlayarak laiklik hakkında üst perdeden böyle güzellemeler yapılması Türkiye için bir kayıptır. Üstelik bu kayba neden olan şahsın Atatürkçü Düşünce Derneği yerine Ak Parti’de siyaset yapıyor olması ayrıca hüzün vericidir.

Bir insan kendisi adına elbette laikliği savunabilir. Kendi tercihidir. Ama laiklik adına mağdur edilmiş toplum kesimlerinin hak ve hukukunu temin etmek amacıyla siyaset yapma iddiası olan Ak Parti böyle akıl dışı tarih dışı görüşlerin temsil edilmesi Türkiye’nin Kemalizmden öteye hala bir arpa boyu mesafe alamadığını hatırlatması bakımından dikkat çekicidir.
YORUM EKLE

banner19

banner8