Marmarabirlik üzerine oyun kurmak!

Son günlerde Bursa’daki ciddi gündem konularından biri haline geldi Marmarabirlik… Nedeni ise bu yıl uygulanacak olan kota ve birliğin açıkladığı zeytin alım fiyatları…

Öncelikle Marmarabirlik evet dünyanın en büyük sofralık zeytin üreticisi ancak tekel değil. Üretici ürününü serbest piyasada tüccara da verebiliyor Marmarabirlik’e de… Ya da kendi işleyip direkt son tüketiciye de ulaştırabiliyor.

Geçen yıl Marmarabirlik kapasitesinin tamamı olan 52 bin ton zeytin aldı ve çok da iyi bir fiyattan aldı. Birliğin aldığı zeytinin önemli bir bölümü küçük daneli zeytin ve satışı en zor olan kısım. Dolayısıyla birliğin depolarında büyük oranda bu zeytinlerden hala var. Pazar arıyor birlik bu zeytinler için.

Üretici en büyük boy zeytini zaten tüccara veriyor. Daha küçük dane zeytinleri ise birliğine vermeye çalışıyor. Yaşanan tartışmaların temelinde de zaten bu yatıyor. Birlik bu yılda geçen yılın fiyatlarıyla alım yapma kararı aldı.

Ancak kota uygulamasıyla küçük zeytinini yüksek fiyattan satma imkanını elinden kaçıran bir kısım üretici, birliği hedef alan kesimlerin de kışkırtmasıyla şimdilerde bir yaygara kopartıyor. Oysa birlik zeytin piyasasının önemli bir oyuncusu ve zarar etmeye başladığında bunun en büyük sıkıntısını yine üretici yaşayacak.

Marmarabirlik’in mevcut yönetimi geçtiğimiz dönemlerde zeytin üreticisi ortaklarının hemen hemen her isteğine olumlu cevap verdi. Gücü yettiğinde üreticiyi koruma ve kollama görevini de yerine getirdi.

Ancak ekonomik şartlar, pazarın daralması nedeniyle bu yıl bir adım geride durmak zorunda kaldı ya da kalıyor. Buna rağmen 42 bin ton gibi çok ciddi bir zeytin alımı yaparak 340 milyon lira üreticiye kaynak aktaracak.



Yani zor şartlarda bile elinden geleni yapmaya çalışan bir yönetim var birliğin başında. Kamuoyundaki tartışmaların daha fazla uzamaması için yeniden bir değerlendirme yaparak şartlarını daha da zorlayan Marmarabirlik, teslimat limitini dolduran ortaklarından 180-220 dane arası ürün alımına devam edeceğini açıkladı.

Yaşananların ne olduğunu ortaya çıkaracak olan bu adım, samimiyeti de gösterecek. Daha önce Marmarabirlik yerine tüccara 180-220 daneyi veren üreticinin bu kararın ardından iri zeytinini Marmarabirlik’e verip vermeyeceğini göreceğiz. Birlik ayrıca yağlık zeytinin de teslimat limitinin dışına çıkarılmasını da yeniden değerlendirecek.

Üretici iyi günde olduğu gibi zor günde de birliğinin yanında olmalı. Dışardan gazel okuyanların tahriklerine ve provokasyonlarına kulak asmamalı. Biliyoruz ki Marmarabirlik altın çağını bu yönetimle yaşadı yaşıyor. Daha da ileriye gitmesi, eski düzeni isteyenlerin algı operasyonlarıyla değil ortakların birliğe sahip çıkmalarıyla olacak.

Çevre de vatandır insan da vatandır!


Vatan mukaddes, vatan kutsal… Vatan anamız, vatan babamız, vatan varlığımız… Sadece sloganlarla değil, yaptığımız her şeyle vatan sevgimizi vatana olan bağlılığımızı göstermek durumundayız.

Kışlaların girişindeki “Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır” sözü düsturumuzdur. Vatanı severken onu pamuklara sarıp kollamalıyız. Taşını toprağını, ağaç ısı suyunu korumalıyız. Sadece sınır değildir vatanı emniyete almak. Ormandır, deredir, havadır…

Bir süredir Bursa’da yaşanan çevre felaketlerini Bursa Şehir Gazetesi olarak kaleme alıyoruz, kamuoyuna duyuruyor hatta haykırıyoruz.

Derelerimizde balıklar ölüyor, su kotran karası akıyor… Fabrikalar zehirlerini derelere akıtıyor diye yazıyoruz.

Ve Çevre Müdürlüğünü sık sık göreve davet ediyoruz. Sonrasında yazılı bir açıklama buluyoruz karşımızda. Yapılan analizlerle olumsuz bir duruma rastlanmamıştır diye.



Çevre Müdürüne çağrıda bulunuyoruz. Eğer o derelerce sağlıksız bir şey yoksa balıkların ölümünün kirlilikle alakası yoksa bir bardak su için görelim derelerin temizliğini.

O derelerden su içilemiyorsa görevinizi yapın o halde. Seçenek iki tane ya içiliyor ya içilmiyordur… Su temizse o su içiler değilse içilmez… İçmediğimiz suyla tarlaları sulatmayın… Dahası o suları kirletenlerin cezasını verin…

Fabrikalar ölüm kusuyor diye yazıyoruz. Filtresiz bacalar insan sağlığını çevreyi tehdit ediyor diye yazıyoruz umursayan yok. Gidip bu zehir solutan insanların sağlığı ile oynayan fabrikalara bir işlem yapan yok.

Kamuoyu isyan ediyor zehir soluyoruz diye ancak fabrikalara filtre taktırıp bunu kontrol etmesi gereken Çevre Müdürlüğü’nden tık yok.

Vatan mukaddesse toprağı havası suyu da mukaddes. Ona sahip çıkmayan neye sahip çıkacak?

Reis demek sevgi demektir...

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın sözünü düstur edinmiş bir milletin yöneticileri öncelikle insana dokunmak, insana göre hareket etmek insanı önceleme durumundadır.

Özellikle il ve ilçelerdeki belediye başkanı vali kaymakam gibi görevlilerin, yine emniyet müdürü jandarma komutanı gibi bürokratların ilk önceliğinin insan olması lazım. İnsanı öncelemeyen hiçbir yatırımın bir anlamı olmaz. Bir değeri de olmaz.

İşte tam da bu noktada Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a bir çerçeve açmak lazım. Tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi sık sık vatandaşın içine giriyor, çocuklarla oynuyor gençlerle sohbet edip vatandaşla buluşuyor. Yaşlı ile hasbihal edip dertleşiyor. Ortaya da nefis görüntüler çıkıyor.

Reis demek sevgi demektir... Önce insana dokunacak insanı önceleyecek... Sıcak bir dokunuş, samimi bir hava demektir. İşte bunları yapıyor Alinur Aktaş. Dün çok güzel fotoğraflar düştü ajanslara…



2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası etkinlikleri kapsamında Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, maskesini takıp, hasta çocukları ziyaret etti. Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören çocukları tek tek odalarında ziyaret eden Başkan Aktaş, hem hastalara hem de hasta yakınlarına moral verdi. Çocuklarla sohbet edip, onlara çeşitli hediyeler verdi.

Bu ziyaretlerin ardından da böyle güzel böyle samimi fotoğraflar yansıdı…

Samimiyet insanın içinden gelen bir şeydir. Ne terk edebilirsiniz ne de olmayana yükleyebilirsiniz…

Öncesi olmayanın bugünü olmaz!

Türkiye’de belli bir kesim Osmanlı’ya hakaret edip sövmeyi var oluş nedenleri olarak sayarlar. Onlara göre tarih 1923 yılında başlar. Ondan öncesinde bir tarih yoktur.

Her fırsatta Türklerin kurduğu en büyük devlet olan Osmanlı İmparatorluğu ve hanedana küfretmek hakaret edip iftira atmak en büyük varlık nedenleri.

Cumhurbaşkanlığı forsu var biliyorsunuz. Bugün yapılmadı. 1925 yılında yapılan bir fors bu Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeler. Üçerinde tam 17 yıldız var. Ortadaki büyük yıldız son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni simgeler.

Kalan 16 yıldız şu devletleri simgeliyor:

Büyük Hun İmparatorluğu, Batı Hun İmparatorluğu, Avrupa Hun İmparatorluğu, Ak Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Avar İmparatorluğu, Hazar İmparatorluğu, Uygur Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Harzemşahlar, Altınordu Devleti, Büyük Timur İmparatorluğu, Babür İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu…

Bu ahmaklar, Osmanlı’yı yok sayarken Cumhuriyet var oluş simgesi yapmış anlayacağınız.

Osmanlı İmparatorluğu’nun gurur duyulacak iftihar edilecek binlerce milyonlarca icraatı varken, üç beş batılı itin yazdığı kitaplarla Osmanlı’ya attığı iftiraları dillerine dolayıp ecdadımıza sövmeye kalkıyorlar.



Tek tutundukları dal Harem meselesi. Tamamı Osmanlı Türk düşmanı yabancıların yazdığı hikâyeleri şanlı devlet başkanlarımıza hakaret etmek için sanki doğruymuş gibi gösterip ahkam kesiyorlar.

Yazıklar olsun ki bu topraklar nerede bittiği belli olmayan bir avuç ahmağın algı operasyonlarına sahne oluyor.

Solculuğu içki masalarında milletine ecdadına sövmek sanan, ilericiliği içinde büyüdüğü milleti beğenmeyip düşmanların övgüsünde bulan bir kitle var ne yazık ki. Bu kitle maalesef bu ülkede belli bir kesimi etkiliyor.

Vatansever, milletperver solcular dahi zaman zaman bunlara inanarak aynı lakırdıları ediyor. Türk milleti tarihi ve inançlarıyla dün vardı bugün var yarın da var olacak.

Dünün yok sayanların ve ecdadına iftira atanların yarınının olacağını düşünmek gerçekten salaklıktır…

 
YORUM EKLE

banner19

banner8