Müslümanlar İnsan Değil(mi)dir… (III)

(önceki yazının devamı)

‘Kaç Müslümanlardan, sığın İslam’a’ ‘İslam iyidir, Müslümanlar kötüdür’ yaklaşımını tartıştığım yazılarımın sonuncusunu yazacağım.

Bir önceki yazımı Gazali’nin: ‘‘Leyse fi’l’imkan ahsene mimma kan’ (olmuş olandan daha iyisi mümkün değildir) sözleri ile tamamlamıştım. Gerçi Gazali bu sözleri ‘Kötülük Problemi’ ile ilgili olarak dile getirmişti. İnsan gibi bir varlığın yaşadığı dünya ancak bu kadar iyi olabilir gibi iyimser bir yaklaşımı ifade etmiştir Gazali.

Ben de bu yaklaşımı Müslümanlar için kullanmayı düşünüyorum. Müslümanlar da diğer insanlar gibi birer insandır. İnsanın sahip olduğu tüm iyi ve kötü fıtri özellikler Müslümanlar için de geçerlidir. İnsanı olumlu/ olumsuz etkileyen tüm dinamikler fazlası ile Müslümanları da etkilemektedir. Dolayısı ile Müslüman toplumları ‘El Medinetü-l Fadıla’nın ‘Bilge Filozofları’ gibi yaşamalarını beklemek fazlası ile iyimserlik ve zorlama olur.

Ancak görece daha Ahlaklı olmaları, Allah inancı/ sevgisi/ bağlılığı (Takva)’nın daha güçlü ve dinamik olduğu insanlar olmalarını beklemenin birtakım haklı sebepleri vardır. Pozitivist/ Seküler/ laik anlayışın Batı Modernizmi ile mutlak ve tek yaşam tarzı olarak egemen kılındığı bir dünyada hala ‘Kutsal olana bağlılığı en dinamik şekilde ayakta tutan, ibadetlerin sıklığı ve yoğunluğu en fazla olan, günde beş defa insanlığı ‘FELAH’ (kurtuluş)a çağırmaya devam eden, yaşadıkları her ülkede ibadethanelerini inşaa etmeye önem verenler Müslümanlardır.

Ayrıca, Batılı Modern yaşam tarzının yıkıcı Ahlaki sonuçlarının Müslümanları, batılılardan daha az etkilediği de düşünülürse aslında Müslümanlar ‘Kültürel bir miras olarak tevarüs ettikleri İslami Hayat’ ile bile Hıristiyanlardan ve diğer din mensuplarının bir çoğundan daha ‘Ahlaklı’ bir hayat yaşadıklarını söyleyebiliriz.

Müslümanlar kısmen geleneksel değerlere bağlılık (Muhafazakarlık) olarak değerlendirilebilecek ‘Dindarlık’ları sayesinde ‘Küresel Ahlak krizinden en az etkilenen ve hala İnsani/Ahlaki Değerler’i en fazla ayakta tutma çabası içine olan insanlardır. Hala Zekat veren, Ramazan’da Fitre veren, günde beş defa namaz kılmaları sayesinde Allah ile bağı koparmayan, yaptıkları gıda yardımları ile Ramazan ayında gıda tüketimini üçe katlayan, yaşadıkları ülkelerin dışındaki insanlara Kurban eti götüren, kendilerine sığınan mazlumları Allah’ın emaneti gibi görüp barındıran insanlar Müslümanlardan çıkmaktadır. Müslümanlar bugün dünyada nüfusa oranla en fazla sivil yardım yapan insanlardır.

Müslümanların bu durumu insanlık için bir umuttur. İslamofobi gibi yıkıcı propagandalar ve küresel emperyalistlerin, Müslümanların içinde çatışmalar yaratmak ve onları zayıflatmak amacıyla oluşturdukları terörist ve casus örgütlere rağmen hala yıkılmayan ve gittikçe pekişen bir sınıf bilinci ve kötülük odaklarına karşı mücadele (cihad) azmi tüm insanlığın kurtuluşu için umut vericidir. Tüm insanlığı ve insani değerleri kurtaracak ‘Kutsal Ruh’ eğer dirilecekse Müslümanların içinden dirilecektir. Ve aslında bu ruh onların içinde hiç ölmemiştir. Küresel Modernist seküler yaşam tarzının koftiden bir şey olduğunu keşfeden diğer din mensuplarının tüm fobik/olumsuz propagandalara rağmen İslam dinini seçmeleri boşuna değildir.

Yazının burasında, Rus Ortodoks papaz Dimitri Spirnov’un tanıklığına yer vermek istiyorum:

Yaşlı bir kadın kendisine soruyor: “Ben artık yaşlı bir kadınım. Kiliseye gittiğimde elimi kaldırıp otostop çekiyorum. Eğer direksiyondaki  bir Müslüman ise benden para almıyor. ‘Çocuk annesinden para almaz. Özellikle de anne dua etmeye gidiyorsa’ diyor. Eğer duran Hıristiyan bir Rus ise ‘Bu benim işim’ deyip para alıyor. Bu neden böyle?

Rahip: “Çok basit. Bu Müslümanlar, Mesih’e sen kiliseye paskalya ya da başka bir şey için gelirken senden para alan şoförlerden daha yakınlar. Çünkü Hıristiyan şoförlerde ne rahmet, ne de acıma vardır. Müslümanlar, bırakın nineden faydalanmayı, tam tersine, ‘hadi seni gezdireyim, çamaşırhaneye götüreyim, faturanı ödeyeyim, markete götüreyim, çantanı oturduğun kata, varsa asansöre kadar götüreyim’ diyor. Çünkü bunda Allah’ın hoşnutluğu vardır. İlginçtir ki Allah’ın hoşuna giden şeyleri günümüz Müslümanları bilmekte iken, günümüz Hıristiyanları bilmiyorlar. Öyleyse Allah’a kim daha yakın? Bu sebeple gelecek Müslümanların olacak. Gelecek onların. Bu toprakları onlar ekecek. Çünkü günümüz Hıristiyanlarına bunların hiçbiri lazım değil.”

Yazımı Mehmet Akif Ersoy’un bir Müslüman özeleştirisi/ eleştirisi diyebileceğimiz ‘Süleymaniye Kürsüsünde’ şiirinden iki mısra ve İsmet Özel’in ‘Tahrik’ şiirinden bir bölüm ile sonlandıracağım:

“…Doğru yol işte budur, gel, diye sen bir yürü de,
O zaman bak
 ne koşanlar göreceksin sürüde…”

****

“…Biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.”


 
YORUM EKLE

banner19