NATO!

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısında açıklama yapmış. Açıklamasında Türkiye'nin kendini savunma ve darbe girişiminin arkasında olanları yargılama hakkı olduğunu söylemiş. Ne var ki, ardından bir de “Ancak” lafını kullanmış. Yani bir “şartlı önermede bulunmuş. Devamı şöyle geliyor:

“Ancak bunun hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir şekilde yapılması gerekiyor.”

Buradaki “Ancak” lafını açarsak, “Bir şeyler yapın ama fazla da dokunmayın!” anlamında olduğunu görürüz. Yani önermenin şartı budur. Böyle bir hak varsa da o hakkın kullanımı bir şarta bağlıdır. Stoltenberg böyle bir önerme kullanarak mesaj vermeye çalışmaktadır.

NATO Genel Sekreteri Londra'da düzenlenen saldırıyı da gündemine almış aynı konuşmasında. Bu saldırıyla ilgili bir önermesi de var zat-ı muhteremin. Bakalım ne diyor?

“Bu, müttefiklerin son aylarda yaşadığı birçok saldırıdan biriydi. Yine hepimize karşı yapılan bir saldırıydı.”

Ardından devamı geliyor yani birleşik bir önerme bu;

“…ve çabalarımızı hızlandırmamız gerektiğini hatırlattı."

Bu birleşik önermede bir şart yok. “Hukukun üstünlüğü” gibi bir şart yok. Doğrudan birleşik bir önermeyle şunu diyor:

“Yapılan saldırı Avrupa’ya yöneliktir. Birlik olup tedbir almalıyız.”

Türkiye’de Meclis bombalanıyor, yüzlerce şehit veriliyor, terör örgütü düzeni yıkmaya çalışıyor, F16’larla bombalar yağdırıyor… Bununla ilgili olarak kalkıp sadece “Yargılama özgürlüğü var ama adamcağızlara fazla dokunmayın.” Mealli laflar söyleyeceksin, Londra saldırısı için kesin kalıplar kullanacaksın. İşte bu iki yüzlülüğün dik alasıdır ve de bazı şeylerin itirafıdır. Şecaat arz etmektir ve bunu yaparken de sirkatin söylemektir.

Adamın derdi burada bitmiyor elbet. Devam etmiş konuşmasına ve şöyle demiş:

“Terörle mücadelede en iyi yöntemlerden biri, yerel güçleri eğitmek, kendi yeteneklerini kurmalarını sağlamaktır.”

Burada da eğittikleri ve gizliden gizliye Türkiye aleyhine kullanılan YPG gibiler pohpohlanıyor. Gerekçe bulunuyor kullanılmalarına.

Ardından nalına mıhına misali başka şeyler de söylüyor ama o dediklerinde de bazı sinsi önermeler gizli;

"NATO, demokrasi, hukukun egemenliği, kişisel özgürlükler gibi bazı temel değerler üzerine kurulu. Bu değerlere büyük önem verdiğimi daha önce birçok kez ifade ettim. Aynı zamanda, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki şiddet ve karışıklıktan en çok etkilenen müttefikimiz olduğunu anlamamız gerekiyor. Birçok kez terör saldırısına maruz kaldılar. Yüzlerce insanın öldüğü bir darbe girişimi yaşadılar. Milletvekilleri içerideyken Meclis bombalandı. Elbette ki Türkiye'nin kendini savunma ve darbe girişiminin arkasında olanları yargılama hakkı var. Ancak bunun hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bunu daha önce birçok kez söyledim. Ayrıca Avrupa Konseyi ile Türkiye arasında diyalog kurulmasını memnuniyetle karşıladığımı ifade ettim. Çünkü, Avrupa Konseyi, Türkiye'nin üyesi olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde araç ve sorumlulukları olan bir Avrupa kuruluşu. Bu yüzden de bu sorunları ele almak için Avrupa Konseyi ve Türkiye arasında doğrudan diyalog kurulmasını memnuniyetle karşılıyorum."

Altını çizerek açığa çıkartalım. Dediklerinin meali şudur:

“Türkiye’ye ihtiyacımız var ama onları kontrol altında da tutmamız gerekiyor. Avrupa Konseyi martavalını kullanıp, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini bahane ederek bir şekilde şu bizim FETÖ’cüleri kurtarmalıyız.”

Bunların dediğine azami dikkat göstermek ve ne söylerken neyi ima ettiklerini iyi anlamak lazım.

Neyse az kaldı. 16 Nisan’dan sonra görecekler Avrupa Birliği kandırmacalarının da sökmediğini.

 

 
YORUM EKLE

banner19

banner8