Nilüfer'de başkan varken…

Nilüfer Belediyesi’ni Turgay Erdem yönetiyor.

Ancak bir önceki başkan Mustafa Bozbey, sanki başkanmış gibi davranmaya devam ediyor. Başkan olduğu dönemde ne yapıyorsa bugün de aynılarını yapıyor.

Kendisi için çizdirdiği logo ile yaptırılan çelenk her yerde arzı endam ediyor. Bozbey, bölgedeki tüm toplantılara katılarak ilgili üzerine çekmeye çalışıyor.

Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’i bastırmaya, sanki başkan kendisi gibi görüntü vermeye devam ediyor. Oysa bu en çok Turgay Erdem’e haksızlık. Sonuç olarak başkanlık koltuğunda oturan o.

Evet, Bozbey’in siyasi ikbal beklentisi, siyasi hırsı var doğru. Bunun olmasında da bir mahsur yok. Bozbey, kaybettiği seçimin bedelini birilerine ödetmek istiyor. Bunda da bir sorun yok. Hesaplaşmadan helalleşmeye niyeti yok burada da sıkıntı yok.

Ancak Turgay Erdem’in her adımı, Bozbey taraftarları tarafından dedikodu gazetesi ile sorgulanıyor, Erdem’e yönelik bir cephe oluşturuluyor. Erdem’e karşı örtülü bir cephe savaşıyor.



Bunun iki nedeni var. Birincisi Erdem’in görevi bırakması için alttan alttan bir çalışma yürüyor.

Turgay Erdem görevi bırakırsa, yerine gelecek isim belli. Herkes bunu biliyor. Bozbey ve çevresi bunun gerçekleşmesi için planı ilmek ilmek işliyorlar.

Ancak bunu çok önceden fark etmiş olacak ki Erdem, göreve geldikten sonra Bozbey’in kadrosunu değiştirerek kendi kadrosunu göreve getirdi.

Bozbey’in gölgesinde başkanlık yapmayacağını gösterdi. İşte o görevden alınan ekip de bunu hazmedemiyor.

Bozbey siyasi ikbal ekibi de koltuklarından olmanın hazımsızlığı ile Erdem’e yönelik algıyı yönetiyorlar.

Burada müdahil olması gereken CHP Bursa darmadağın durumda. Milletvekilleri delege savaşlarından başlarını kaldıramıyor. Herkesin bir ikbal derdi var ki, bu ateş üfleyerek sönmez.

İşte tam bu nedenle ne Bursa ne Türkiye CHP’ye teslim edilemez. Millet neden CHP’ye oy vermiyor sadece Nilüfer’de yaşananlara bakmak yeterli.

Bozbey başkan gibi davranıyor, Turgay Erdem gücü eline almak için mücadele ediyor. Turgay Erdem’le ilgili beklentileri boşa çıkan Bozbey ve ekibinin hayal kırıklığıyla başlattıkları mücadele nereye varacak bekleyip göreceğiz.

İpten kazıktan kopmuş azgın itler…

İstanbul metrosunda 3-5 ipten kazıktan kopmuş azgının insanlıktan utandıran görüntüleri, özellikle sosyal medyada büyük tepki çekti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 96. Yıldönümü… İstanbul Metrosu’nda 28 Şubat artığı bir avuç azgın it güya Atatürkçülük oynuyor.

Metroda seyahat eden bir genç. Sırf kıyafeti yüzünden bu azmış itlerin hedefi oluyor. Bunlardan birisi videoya çekiyor ve iş yapmış gibi birde paylaşıyorlar.

Sadece cüppe ve sarık giydiği için şiddetli bir tacize uğrayan genç kardeşimiz, adamlığını gösteriyor. Suküt içinde başını öne eğip tevekkül ediyor.

Sadece inancı gereği sarık takıp cübbe giydiği için kameraya zoomlanarak yüksek sesle metroda rahatsız ettikleri, aşağıladıkları bu güzel insan hiçbir tepki vermeden yolculuğuna devam ediyor.

Ne güzel de temsil ediyor bu ülkenin insanlarını. O kudurmuş azgınları yok sayarak.

Dün kıyafetine bakarak birilerini cumhuriyet kadını diye ayrıştıran bu köhnemiş 28 Şubat artığı kafaların Atatürk’ü cumhuriyeti ağızlarına almaları bile utanç vesikası.



Marş söyleyerek Atatürk posteri taşıyarak çağdaş oluyor, herkesi çemkirme hakkını kendilerinde buluyorlar.

Onlar gibi giyinmeyen, onlar gibi davranmayanları istedikleri gibi taciz edebileceklerini sanıyorlar.

Yüzlerine tükürsen tükürük utanır yine de bunlar utanmaz.

Elinde posterini taşıdığı Mustafa Kemal kimlerle kurtarmış bu ülkeyi haberi yok. Çağdaşlığı kıyafetti restoranda arayan insan müsveddeleri…

Bir kez daha alnından öpüyoruz kardeşimizi. Adam gibi anlayana kitaplar dolusu ders veren o duruşta. 3-5 ipini koparmış azgını yok sayışını. Var ol sen ve senin gibiler…

Bu utanç verici görüntüye toplumun her kesiminden tepki yağdı. Sağcısı solcusu, Kemalist’i…

28 Şubat artığı o günlerin özlemini duyan ve faşist kafalara artık toplumun büyük kesimi yüz vermiyor. Ne de güzel ediyor…

Sine sine değil bam bam bam!

Türk devleti her geçen gün kendine öz benliğine dönüyor. Dün yaptığı kınama açıklamalarında ne dediği belli olmayan bir Dışişleri Bakanlığı’ndan bugün kim ne yapıyorsa yüzüne yüzüne haykıran bir Dışişleri Bakanlığı’na geldik.

At sahibine göre kişner ata sözünü bir kez daha yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere her platforma batının ikiyüzlü davranışlarını yüzlerine çarpması, Türkiye başta olmak üzere bir çok devlete yönelik hadsiz davranışlarına karşı insanlığın gür sesi olması, devletin diğer mekanizmalarını da aynı noktaya getirdi.

Artık Türk devleti duruşunu, tavrını, söyleyeceğini net olarak gösteriyor aktarıyor. Lafı eğip bükmüyor. Kim olursa olsun hadsizlik yaptığında haddini bildiriyor.

İşte dün tam da bunun net bir örneğini yaşadık. Türk Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklama ile Fransa’ya tam anlamıyla had bildirdi. Kanuni’nin torunları bir kez daha Fransa’ya dişlerini gösterdi.

Fransa Ulusal Meclisi’nin Türkiye'nin, güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzur getirmek amacıyla başlattığı Barış Pınarı Harekâtı'nı kınayan karar tasarısını kabul etmesinin hemen ardından açıklama yapan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, "Suriye topraklarında bir terör devleti kurmaya çalışan Fransa'nın, uğradığı hayal kırıklığı sonucu bu kararı aldığının gayet iyi anlaşıldığı" bildirdi.

Devletimizle ne kadar gurur duysak az.



Olay TV’nin vedası…

Cavit Çağlar’ın sahibi olduğu Olay Medya’da 45 gündür süren fırtına, Olay TV’nin vedasıyla sonuçlandı.

Yaklaşık 1.5 ay önce ekonomik koşullan nedeniyle Cavit Çağlar’ın medyadan çekileceği haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Bursa’nın hatta Türkiye’nin en güçlü yerel medyası kapıya kilit vuruyordu. Günlerce tartışılan bu durum, aslında başka bir gerçeği de bir kez daha ortaya çıkarıyordu.

"Çalışanlarının maaşını ödeyemeyen patron olmaktansa kapatırım" dediği öğrenilen Çağlar, bir süre sonra siyaset ve kamuoyundan aldığı mesajlarla kararını revize etti.

Olay Medya doğru yönetilmiyor ve o nedenle zarar üstüne zarar ediyordu. Doğru planlama yapılmıyor, doğru hareket edilmiyordu. Sonuç olarak da katlanılması zor olan bir faturayı Çağlar her ay ödemek zorunda kalıyordu.

Gün geldi Cavit Çağlar, medyayı kapatma noktasında buldu kendini. Hesap sorması gerekenlerden hesap sordu mu bilmiyoruz. Kendisini kimlerin kandırdığını ve medyayı bu duruma getirdiğini en iyi kendisi biliyor.

Hasılı olan oldu ve Olay Medya, televizyonuna veda etti.

Çağlar, 1987'de kurulan Olay gazetesinin yayınına devam etmesi, büyük zarara yol açan Olay TV için de gelişmelerin izlenmesi kararı alındı. Aradan geçen süreçte Çağlar,  OLAY TV’nin devam etmesini mantıklı bulmadı, ve kapısına kilit vurdu. Çağlar’ın medyası şimdilik Olay Gazetesi ile hem yazılı hem de dijital mecrada yayınına devam edecek. Gazete ile ilgili satış iddiaları da halen gündemdeki yerini koruyor. Bakalım bu hikaye nasıl devam edecek.

 

YORUM EKLE

banner19

banner8