“Ölmek İçin Çok Güzel Bir Gün Annem”

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizdeki tüm darbelerin patronu da ABD’dir.

1960-1980 darbeleri, 1971 ve 28 Şubat gibi muhtıralar ABD’nin emri ve çıkarları doğrultusunda yapılmıştır.

60 ve 80 darbelerinde ordu yönetime el koymuş, 1971 ve 28 Şubat muhtıralarında hükümetlere görevden el çektirilip yeni hükümetler kurdurulmuştur.

27 Nisan e-muhtırası ise yöntem ve karşı duruş olarak yeni ve ilktir.

CHP yönetimi 27 Nisan Bildirisini ‘muhtıra' olarak değerlendirerek, hükümetin bunun gereğini derhal yerine getirmesi gerektiğini ifade etmiştir. Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, “Genelkurmay'ın tespitleri bizim tespitlerimizden farklı değildir, altına imzamızı atarız” demiştir. CHP tarihi, darbeler ve darbelere destek tarihidir.

27 Nisan 2007 muhtırası, 15 Temmuz’un turnusol kağıdıdır. CHP muhtırayı desteklerken, AK Parti’nin 28 Nisan’da yaptığı basın açıklaması, Türkiye’deki askeri müdahaleler karşısında siyaset kurumunun ilk güçlü karşı duruşu olarak tarihe geçmiştir

ABD ülkemize yönelik giriştiği tüm hain darbe girişimlerinde başarılı olmuş, Türkiye’deki elçileri darbeler sonrası ABD’ye çektikleri telgraflarda “bizim çocuklar başardı” yazmıştır.

“Bizim Çocuklar” diye bahsedilenler bu ülkenin üniformasını giyip, kendisini bu ülkenin sahibi, bizleri bu ülkenin kiracısı gören besleme zihniyettir.

Yani bu darbelerde süreç söyle işlerdi; patron ABD emri verir, Türk askeri üniforması giymiş işbirlikçi hainler harekete geçerek yönetime el koyardı.

Yani bir dönemin silahlı kuvvetler üst kademesi ABD’nin yüce çıkarları için çalışır, siyasetçisi siner köşesine çekilir, halk evlerinden en fazla radyo ve TV izleyerek darbeye muhatap olurdu.

Darbeler sonrası siyaset yapmaya devam eden liderler, darbenin kendisine değil, darbecinin kimliğine karşı çıkardı.

Beraber çalışabileceği darbeci övülür, çalışamayacağı darbeci yerilirdi ama darbeye karşı çıkan siyasetçi yoktu.

Hem geniş kitleleri örgütlemiş olmaları hem de elinde binlerce silah olmasına rağmen sol veya sağ örgütlerin darbelere karşı çıkmaması, darbe karşıtı bir faaliyet yürütmemeleri, üzerinde durulması gereken bir durumdur. Bu örgütler için darbe eylemi değil, “darbeyi yapanların siyasal görüşü” karşı çıkılabilecek bir şey olarak karşımıza çıkmaktadır.

15 Temmuz 2016 akşamı yaşadığımız darbede diğer darbeler gibi ABD ve NATO emri ve desteğiyle yapılmaya çalışıldı.

Diğer darbelerde Atatürk maskesi takarak ABD’ye hizmet eden üniformalılar yerine bu darbede Atatürk maskesi üzerine “yeşil” takke takarak ABD’ye hizmet eden ve “bu ülkenin sahibi biziz” diyen hainler görev başındaydı.

27 Nisan 2007 tarihinde askeri müdahalelere karşı siyaset kurumunun ilk güçlü karşı duruşunu sergileyen Ak Parti ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz işgal ve darbe girişiminde de o cesaretli ve güçlü duruşu bir kez daha tereddütsüz sergileyerek hem siyasal tarihimize şerefli bir not düşmüş hem de her görüşten insanın kalbini kazanmıştır.

15 Temmuz’un en önemli sonuçlarından biri “sıradan vatandaş”, “makarnacı”, “göbeğini kaşıyan adam” sıfatlarıyla aşağılanan bu ülkenin elitlerinin nazarında cahil diye yaftalanan, kiracı gibi görülen her siyasi görüşten insanın yani bizlerin “bu ülke, bu bayrak, bu devlet, bu ezan, bu Sela bizim diyerek yönetime el koymasıdır.

Bu el koyma, bu ülke benim diyerek sokağa çıkma o kadar önemli ki; bu tarihten sonra darbe yöntemiyle bu ülkede, halka rağmen hiç kimsenin bir şey yapmaya cesaret edemeyeceği çok önemli bir kazanım elde ettik.

Yine Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, askeri darbeye kalkışanlar bağımsız yargı karşısına çıkarılarak “hukuken” hak ettikleri cezalara çarptırılmışlardır. Bu bile budan sonrası için çok önemli bir ders niteliğindedir.

15 Temmuz sonrası FETÖ’cü hainlerden temizlenen Türk silahlı Kuvvetleri başta PKK karşı mücadele olmak üzere çok başarılı yurt içi yurt dışı operasyonlara imza attı.

FETÖ’cü teröristlerden temizlenen polis teşkilatı çok başarılı uyuşturucu ve terör operasyonları gerçekleştirdi.

1970’lerden itibaren devlete sızan, devleti ele geçiren takkeli ABD militanlarının devletten temizlenmesi bağımsızlığımız açısından çok önemli bir hamledir.

Ülkede yapılan her darbeye, her muhtıraya destek veren CHP elbette bu darbeye de dolaylı yoldan da olsa destek verdi. Uçakların, tankların, bombaların, mermilerin kullanıldığı bu darbe için darbeci terör örgütü ele başı Fetullah Gülen’in “kontrollü darbe, tiyatro” sözünün virgülüne dahi dokunmadan Kemal Kılıçdaroğlu’nun diline düşmesi, CHP’nin 15 Temmuz’a bakışı olarak siyasi tarihimizin utanç sayfalarına not düşüldü.

Darbenin silahlı gücü açığa çıkarılarak yakalananlar adalet karşısına çıkarıldı ama siyasi ayağı üzerinde çok fazla durulmadı.

Darbe başarılı olsa kimler yönetime gelecekti?

Darbe öncesi ortada fol yok yumurta yokken Yurtta sulh cihanda sulh sloganları patlatan, “ben Temmuz’da başbakan olacağım” “Ya başbakan olacağım ya başbakan olacağım” diye miting meydanlarında bağıran İP başkanının açıklamaları niye geçiştirildi?

“Ben başbakan olarak kalsaydım 15 Temmuz yaşanmazdı” diyen Gelecek Partisi başkanının bu “itirafı” niye dikkate alınmadı?

Hendek teröründe FETÖ’cü Vali, Kaymakam, Emniyet müdürü, Polis, Komutan v.s. ile ittifak yaparak ülkeyi bölmeye yeltenen PKK terör örgütünün siyasi ayağının eş başkanı da, elbette FETÖ’yü destekleyerek “kontrollü darbe” korosuna katıldığı unutulmamalı  

2013 yılı sonundan itibaren FETÖ’nün istikametinde yol alan yeni CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu’nun darbecilerle pazarlık yaparak TV başında ülkenin işgalini izlemesi çok soruşturulmadı, FETÖ elebaşıyla senkronize şekilde “kontrollü darbe, tiyatro” gibi darbeyi ve darbecileri meşrulaştıran sözleri niçin soruşturma niçin açılmadı?

Darbecilerle mücadele etmek için getirilen 20 Temmuz tarihli OHAL kararını “20 Temmuz Darbesi olarak gören muhalefet cephesinin terör örgütlerine ve darbecilere verdiği destek her daim hatırlanmalı.

Seçimlerde oluşan ittifakların 15 Temmuz gecesi oluştuğuna inananlardanım, darbe gecesi bayrağına, devletine, milletine, ezanına, demokrasisine sahip çıkanların Cumhur ittifakını

Darbe gecesi “Erdoğan devrilsin de, varsın ABD ülkeyi işgal etsin” mantığıyla bankamatiklere, marketlere, petrol istasyonlarına hücum edip, FETÖ’nün kontrollü darbe korosuna, tiyatro algısına katılanların Millet İttifakını kurduklarını düşünüyorum.

Tarihimize hatta tüm mazlum halkların tarihine örnek olacak bu destansı gece ile ilgili gözlerim dolup, yüreğim coştuğu gibi yazmak isterdim ama birbirimize gaz verme değil birbirimize bu geceyi hatırlatma işini yazı ile yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

O gece ilk şehit olan Bülent Aydın kardeşimizden, şehit olacağını bile bile komutanının emrini yerine getirip teröristlerin komutanını alnından vuran kahramanımız Ömer Halisdemir’e, 15 Yaşında şehit mertebesine ulaşan kardeşimiz Halil İbrahim Yıldırım’a, “Ölmek için çok güzel bir gün annem” diyerek 80 milyona tercüman kardeşimiz nezdinde 251 şehidimize Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

O gece gazi olan kardeşlerimize bir kez daha geçmiş olsun diyorum.

YORUM EKLE

banner19

banner24